Öyle sözler vardır ki, kisvesine sığmıyor; doluyor, taşıyor, çoğu zaman bendini bile aşıyor.
İşte, bu “adam” sözü de o kabilden bir kelâm. Kullan, kullanabildiğin yerde. Lastik gibi sünüyor.
Aslolan, kullanılış maksadı; konulduğu, hadisatın da adı.
Manasının en kısası: İnsan, beşer; erkek.
Olgun, iyi yetişmiş, faziletli kimseye de “adam” denir; bu meziyetler, “adamlık” sözüyle taçlandırılır.
Devlet devair kapısında iş bitiricilere, “adam”; devleti temsil eden kimseye “devlet adamı” dendiği gibi; birinin emrinde bulunan, hizmetkâr, işçi manasına da gelmektedir, “adam”.
Eşlerden erkek olanına, “adam” denmez mi?
Adamı, “adam” etmek; yetiştirmek, iş güç sahibi yapmak demektir. Bir şeyi hâle yola koymak, bir yeri düzene sokmak veya bir şeyi işe yarar duruma getirmek de o şeyi “adam etmek” olarak ifade edilmektedir.
Asil, helâl süt emmiş, terbiyeli insan, iyi aile çocuğu olduğuna inanılan yahut bu nitelikleri taşıyan bir insana, “adam evlâdı” denir.
İnsana yakışır tarzda, efendice davranışlar sergileyen ve böyle bilinen kimseye ise, “adam gibi adam” benzetmesi yapılır.
Büyüklük kazandıran vasıflardan mahrum şahıs, “küçük adam”; dehası, eserleri, davranışları ile insanlığa yol göstermiş, çığır açmış, üstün kimse de “büyük adam” olarak anılır.
İş hayatında; ticarette, sanayide tecrübe ve başarı göstermiş kimsenin ünvanı, “iş adamı”dır. İşi olan güçlü olur, güçlü olan cömert olur; âdemoğlunun böylesi, “cömert adam” sanı ile maruftur.
Bu makamda söz sırası, Mehmed Akif’in:
“Adam ister, yalınız etmeye bir kavmi adam.”
Yani bu güzel, bu üstün vasıfları taşıyacak kişiler, bir “adam”ın; adam mahlasıyla bir mananın, bir maksadın; bir fikrin, bir kültürün tezgâhından geçmesi gerektiğini; fertlerin, ancak bu surette “adam” olabileceklerini ifade ediyor, Akif. Aksineyse, söylenecek söz: Vâesefa!
Gelelim madalyonun arka yüzüne:
Çıkarcı, dalkavuk, yalaka bir kimse, “eyyam adamı” sıfatıyla bilinirken, her devre ayak uydurma karakteri taşıyan; “gelene ağam gidene paşam” diyebilen fırıldak kimse, tabir yerindeyse, “günün adamı”dır. Çünkü bunların işi gücü, bukalemun gibi her renge girip “adam avlamak”, kolay yoldan cukkasını doldurmaktır.
Bir de dünya yansa umurunda olmayan; hiçbir şeyi kendine iş ve dert etmeyen, gününü gün etmekten ve kendi menfaatinden başka bir şey düşünmeyen “adam sendeci”ler vardır ki, cemiyetin kamburu!
Herkesi değersiz görmek, herkese kusur bulmak ve “adam beğenmemek” ise, ayrı bir garabet…
Bunların hepsinin ortak arızası: “Adam olmamak” ya da olamamak.
“Adamın iyisi iş başında belli olur” demiş ya, büyüklerimiz. Bu söz, beyhude söylenmiş bir söz değil.
Burada “iş” tabirinden kastedilen huy, karakter, davranış biçimi; muhatabında, -akıyla karasıyla- bıraktığı izdir.
Peki, çare?
Toplumların selâmeti, heriflik’ten “adam”lığa rücu ile kadimdir.
Şu atasözü, meselenin en kestirme özeti:
“Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, olmasa da çulu.”
Vesselâm.