"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tevhid-i tedrisat ve imam-hatipler

Kâzım GÜLEÇYÜZ
26 Eylül 2021, Pazar
Sultan Ikinci Abdülhamid devrinde yaygınlaşan modern okullarla, eskiden beri devam edip gelen medrese ve tekke kurumlarındaki eğitim arasında ortaya çıkan farklılıklar Bediüzzaman’ı endişelendirmiş ve bu durumun sebebiyet vereceği mahzurları gidermek için formül arayışına sevk etmişti.

Bulduğu formül de şu temel prensipti:

Vicdan dinî ilimlerle, akıl modern fenlerle aydınlanır. Ve hakikate, bu ikisinin kaynaştırılmasıyla ulaşılır. Dinî ilimlerle modern fenler ayrı ayrı okutulursa, sadece din okuyanların taassuba, modern fenlerle yetinenlerin ise şüphe ve inkâra düşme tehlikesi vardır.

Said Nursî bu noktadan hareketle, mektep-medrese-tekke üçlüsünü böyle bir temel üzerinde kaynaştıracak bir eğitim felsefe ve modelini önermiş; ayrıca bu esasa göre çalışacak bir üniversite tesisini teklif etmişti.

Farklı kanallarda eğitim gören nesiller arasında uçurum oluşması tehlikesini cumhuriyet yönetimi de gördü ve bu tehlikeye karşı tevhid-i tedrisat sistemini yürürlüğe koydu.

Ne var ki, bu uygulamadaki eğitim birliği anlayışı, Said Nursî’ninkinden çok farklıydı.

Bediüzzaman yüzyıllar ötesinden devam edip gelen medrese ve tekke geleneğini kaldırmak yerine, mekteple ortak bir müfredat çerçevesinde ıslah etmeyi, böylece üç kanalda aynı müşterek temel değerlerle donatılmış nesiller yetiştirilmesini öngörüyordu.

Buna mukabil cumhuriyet idaresi tekke ve medreseleri tamamen kapatarak eğitim sistemini münhasıran mektebe bina etmeyi tercih etti ve mektepte uyguladığı eğitim müfredatını da çarpık bir laiklik anlayışına dayandırarak dinden tümüyle “arındırdı.”

Ama bu durum din eğitiminde ciddî bir boşluk doğurdu. Bunun yol açtığı tepkiler üzerine açılan imam-hatiplerin kuruluş gerekçesi, din hizmeti verecek eleman yetiştirmekti. Ama diğer okullardaki din eğitimi yetersiz olunca, veliler çocuklarını din adamı olsunlar diye değil, daha tatminkâr din eğitimi almaları için bu okullara gönderdiler.

Sonuçta imam-hatipler din eğitimi ihtiyacını bir ölçüde karşıladı belki, ama Bediüzzaman’ın öngördüğü tevhid-i tedrisat modeli bu okullarda da tam olarak tahakkuk edemedi.

Oysa son dönemde ortaya çıkanlar dahil, sıkıntıların çözümü Risale-i Nur modelinde.

Okunma Sayısı: 1782
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mustafa toplar

    2.10.2021 13:07:22

    Bence müslümanların nurcularin ve ülkemizin kurtuluşu üstadın bu din ve fen ilimlerinin beraber okutulması recetesinde. Fakat hiç bir zaman gerçek gündem ve yeteri kadar gündem olmadı. Bana göre adaletten bile önemli bir konu. Çünkü adalet bu şekilde yetişen zihinlerle mümkün. Yoksa boşuna kürek cekmek gibi beyhude bir çaba olur. Ülke nüfusunun yüzde 5 şi müslüman bir ülkede şeriat istemek nasıl abes ise bu şekilde yetişmeyen bir toplumdan ilerleme beklemek de benzer bir şey.

  • Ali ok

    26.9.2021 09:00:44

    Fen liseleri dahil var mı laboratuara giren öğrenci ne biçim eğitim bu eğitimi bunlarda bilip beceremedi bu ülkenin sorunu ne fen ne imam-hatip sorun siyasi ahlaksızlık bu da kendinden kendinden oncekiler gibi fazlasıyla bugünkü perdede var neyleyim sakalım yok

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı