Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, yeni Türkiye’nin kurumları da yenilenmeye başlandı. Bazıları aynen Osmanlı’daki ismiyle devam ederken, birçok kurum ve kuruluşun hem ismi, hem mahiyeti değiştirildi.
İşte, hem ismi, hem mahiyeti, hem de yetkisi değiştirilen kurumlardan biri de Diyanet Teşkilâtı oldu. Osmanlı döneminde faaliyet gösteren Hilâfet, Meşihat (Şeyhülislâmlık makamı) ve Şer'iye Vekâleti 3 Mart 1924 tarihi itibariyle kapatıldı. Aynı tarihte, ayrıca bir “Diyanet İşleri Başkanlığı” makamı kuruldu. Sözde, din ile bağlantılı bütün boşlukları dolduracak bir makam olacaktı. Ne var ki, ardı sıra yaşanan gelişmeler tam bir hayal kırıklığı meydana getirdi. Eskiden padişaha bile geri adım attıran bu dinî fetvâ makamı, yeni Türkiye’de bakanlık seviyesinde dahi tutulmadı. Bakanlığa bağlı yetkisiz bir birim, sıradan bir müdürlük seviyesinde bırakıldı. Dahası, devletin tepesindeki idarecilerin elinde adeta bir kukla durumuna düşürülmeye çalışıldı.
Hele ki, bütün bunlara razı olacak bir adamı bulduktan sonra, iş bütün bütün kolaylaştırılmış oldu. Artık gelsin fetvâlar, gitsin takvâlar. Misâl: Geldi frenk şapkası, gitti ezân-ı Muhammedî. Dahası, sarık gitti, Kurân alfabesi gitti, kılık-kıyafet değişti. Tekke ve türbeler kapandı, eğlence ve balo merkezleri açıldı. Yüzde yüz yerli olan Mecelle gitti; yerine yüzde yüz ecnebi olan İsviçre kanunları ikame edildi. Vesaire…
«
Yeni kurulan Diyanet Teşkilatının başına 30 Nisan 1924 tarihi itibariyle Ankara müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi getirildi.
Esasen o günlerin Ankara'sında kurulan bu yeni teşkilatın başına getirilmek üzere aranan en uygun bir adam oydu.
Reis Mustafa Kemal, Rıfat Börekçi’nin bu iş için “biçilmiş kaftan” olduğuna kanaat getirdi ve kısa bir süre sonra onun atamasını yaptırdı.
«
17 yıl müddetle Diyanet İşleri Başkanlığını yürüten Börekçi, şapka fetvası dahil, önüne getirilen din ve diyanetle bağlantılı bütün inkılâp hareketlerini kendi imzasıyla da tasdik etti.
Börekçi, ilk başlarda "şapka fetvası"nı vermekte biraz çekingen davranıp tereddüt göstermişti. Ancak, namlunun ucunu görünce, derhal fetvayı imzalamış ve bütün bir milletin başına şapkanın geçirilmesinde, dinî yönden en ağır sorumluluğu üstlenmek zorunda kalmıştı. (*)
Bu desteğin mükâfatı olarak, Börekçizade, hayatının sonuna kadar, yani 5 Mart 1941 tarihine kadar bu dairenin başında kaldı.
Ne gariptir ki, Börekçi'nin sekeratı ve ölümü, tam da Hilâfetin kaldırıldığı, dinî tedrisatın yasaklandığı ve medreselerin kapatıldığı günlerin (3–5 Mart 1924) yıldönümüne denk geldi.
…………………..
(*) Şapka fetvasının imzalatılması esnasında, imza yeri namlunun ucuyla gösterilerek söylenen şu söz, bir zamanların Ankara’sında epeyce konuşulur oldu: “Rıfat Efendi, aha şurayı imzala da fiyakanı bozmayalım.”