"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Her doğru, her yerde söylenir mi?

Muhammed Yusuf Akbaş
05 Mayıs 2026, Salı
Bediüzzaman Said Nursî, mü’minlerin kardeşliğini tesis etmek için yazdığı Uhuvvet Risalesi’nde dikkat çekici bir ölçü koyar: “Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir.”

Bu söz, zaman içinde en çok tartışılan ve bazen de yanlış anlaşılan ifadelerden biri oldu. Kimileri bu sözü, hakkı haykırmaktan kaçmanın bahanesi olarak kullanırken, kimileri de hikmetle konuşmanın altın kuralı olarak benimsedi. Peki, Üstad’ın kasdettiği gerçek mana nedir?

Risale-i Nur’un satır aralarında dikkatle okuduğumuzda, bu sözün bir “susma emri” değil, “hikmetle konuşma dersi” olduğunu görürüz. Bediüzzaman’ın hayatı, hakkı her zeminde ve her şartta söylemenin şahane bir örneğidir. Mahkemelerde, sürgünlerde, zindanlarda hep hakikati haykırmış, bu uğurda her türlü çileyi göze almıştır.

O halde buradaki incelik nerededir? İncelik, “söylenen söz” ile “söyleme tarzı” arasındaki dengeyi kurmaktır. Aynı hakikat, sert ve kırıcı bir üslupla söylendiğinde düşmanlığa sebep olurken, yumuşak ve nezaketli bir dille ifade edildiğinde kalpleri fetheder. İşte Üstad’ın işaret ettiği nokta budur: “Hakkın usulü de hak olmalı.”

Ne yazık ki bugün bu söz, bazı çevrelerde haksızlıklar karşısında susmanın, zulme rıza göstermenin, yanlışlara göz yummanın gerekçesi haline getirilmiştir. Bugün Müslümanların bir kısmı bu ölçüyü yanlış anlıyor. “Her doğruyu her yerde söylemeyelim” derken aslında çoğu zaman gerekli yerde dahi hakikati söylemekten geri duruyor. Böylece haksızlığın karşısında susmayı adeta fazilet zannediyor. Oysa Hz. Ali’nin “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” sözü, İslam’ın hakkı savunma konusundaki kesin tavrını ortaya koyar.

Üstad’ın bu sözü, “konuşmamak” değil, “uygun şekilde konuşmak” ile ilgilidir. Müdara (gönül alma) ile suskunluk birbirinden farklıdır. Müdara, hakikati söylemekten vazgeçmeden, incitmeden, kırmadan muhatabı hakka davet etmektir. Suskunluk ise hakkı terk etmektir. Hakikati söylemekten alıkoyan bir yorum, Üstad’ın bu ölçüsüyle bağdaşmaz.

Bu sözün geçtiği Uhuvvet Risalesi, mü’minler arası kardeşliği güçlendirmeyi hedefler. Dolayısıyla buradaki vurgu, mü’min kardeşe hakikati iletirken onun kalbini kırmamak, gönlünü incitmemek, kardeşlik bağını zedelememektir. Yoksa hakikati saklamak, hakkı gizlemek değildir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “niyeti hâlis olmayan” veya öfke ve enaniyetle konuşan kimseler, en doğru sözü bile “damara dokundurarak” aksülamel meydana getirir. İşte bu noktada hata, sözde değil, söyleyenin nefsinde ve üslubundadır. Dolayısıyla “her doğruyu söylemeyelim” değil; “doğrunun makamını doğru teşhis edelim” demek gerekir.

Bugün toplumumuzda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, bu ölçüyü doğru anlamak ve uygulamaktır. Hem hakkı söylemekten geri durmayacağız, hem de bunu en güzel şekilde yapacağız. Hem doğrularımızı haykıracağız, hem de üslubumuzun güzelliği ile muhatabımızı kazanacağız.

Bediüzzaman’ın bize öğrettiği, hakikat cesareti ile hikmetli ifadenin muhteşem dengesi olmalıdır. Çünkü İslam, suskunluğu değil, hikmetle konuşmayı emreder.

Okunma Sayısı: 229
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı