Yirminci asrın başlarında, Filistin’de ve hatta Arabistan kıtasında Yahudî milleti yok denecek kadar azdı. Birinci Dünya Harbinin sonlarına kadar da durum hemen hemen aynı idi.
1917 yılından itibaren yeni bir durum ortaya çıktı. Bölgede Osmanlı’yı karşı üstünlük sağlamaya başlayan İngiliz kuvvetleri, Filistin topraklarını adım adım Yahudîlere açma siyasetini uygulamaya başladı. Avrupa’da, Osmanlı mülkünde ve dünyanın sair yerlerinde bulunan Yahudî nüfusunu bu topraklarda toplama stratejisini devreye soktu. 30 yıl içinde bu siyasetinde büyük ölçüde başarılı oldu. 1948’de burada resmen bir Yahudî devleti kuruluncaya kadar da her türlü desteği sağladı.
İşte, İsrail’in arkasındaki maddî ve siyasî en büyük destek budur.
«
İsrail’in ikinci büyük desteği ve kuvvet kaynağı, kendi dinî ve millî değerlerine sahip çıkması ve buna dört elle sarılmasıdır ki, bunu da “manevî kuvvet” olarak görmek mümkün. Üstad Bediüzzaman’ın bu noktaya dair ifadelerini yazının sonunda takdim edelim.
«
Evet, tarih 15 Mayıs 1948'i gösterdiğinde, Filistin toprakları üzerinde şimdiki İsrail Devleti kuruldu. Bu devletin kuruluşu, cephede veya sahada değil, tarihte ilk defa olmak üzere BM çatısı altında ve burada yapılan oylama neticesi gerçekleştirilmiş oldu. Zira, resmî kuruluşu bu sûratle tamamlanmış dünyada ikinci bir devlet örneğini duymadık, bilmiyoruz.
Ortadoğu coğrafyasında adeta bir çıban başı olarak bu devletin ortaya çıkıp istilâcı bir konuma yükselmesi, şüphesiz İngiltere’nin ve “İngiliz siyaseti”nin desteği sayesinde mümkün olabildi.
«
Geçmişe kısa bir bakış:
1517’de Sultan Selim tarafından Osmanlı Devletine dahil edilen Filistin toprakları, 1917'ye kadar Osmanlı hâkimiyeti altında kaldı.
I. Dünya Savaşının en kritik günlerinde bölgedeki Osmanlı kuvvetlerini çökertmeye yönelen İngilizler, özellikle Filistin bölgesi üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmeye çalıştı.
Bu gelişmeyle eş zamanlı olarak da, dünyanın başka merkezlerinde dağınık vaziyette yaşayan Yahudîleri aynı bölgeye çekmeye devam etti. Nihayet, 30 yıl sonra, yani 1947-48 yıllarına gelindiğinde, bölgede Yahudîlerin hem nüfusu, hem de nüfuzu büyük bir artış gösterdi. Yahudîler, bu fırsattan istifade ile Filistin toprakları üzerinde İsrail devletini kuracaklarını ilân etti.
Onların bu yöndeki taleplerini İngiltere’nin öncülüğünde görüşen BM Genel Kurulunda, çoğunluğun oyları ile İsrail Devleti resmen kuruldu. Türkiye, bu yeni devleti ilk tanıyan ülkeler arasında yer adı.
Öte yandan Mısır, Ürdün, Suriye, Irak, Lübnan gibi Arap ülkeleri, bu kararı kabul etmediklerini açıklayınca, savaş kaçınılmaz bir hale geldi. Böylelikle, bölgede çok kanlı bir "Arap-İsrail Savaşı" başlamış oldu.
Savaş, daha sonraki yıllarda da birkaç kez tekrarlandı. Ancak, her tekrarında yine İsrail Devleti güçlendi; yani, savaşlardan hep başarıyla çıktı.
Bunun önemli bir sebebi, başta İngiltere ve Amerika olmak üzere, Yahudî teşkilât ve lobilerinin güçlü olduğu ülkelerin doğrudan veya dolaylı şekilde İsrail devletine destek çıkmalarıdır.
Bir başka sebep ise, Yahudîlerin, eski İsrailoğulları peygamberlerinin medfun bulunduğu toprakları dinî bir itikad ve heyecan ile korumaya, sahiplenmeye çalışmalarıdır.
Bediüzzaman Hazretleri şu ikinci sebebi 14. Şua’da şöyle izah ediyor: “Yahudî milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için, her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin meselesinde, hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki enbiya-yı Benî İsrailiyenin mezaristanı olan Filistin, o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle, bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî olmasından, çabuk tokat yemiyorlar.”