Mustafa Biçer: “Hazret-i Ali’nin bir ifriti var mıydı? Bunun hikmeti nedir? İhlâs yönünden çıkarılacak ders var mıdır?”
Cinlerin En Güçlüsü
Cinlerin reisine, en güçlüsüne, zeki, kurnaz, kızgın, öfkeli, çetin ve zararlı olanına ifrit deniyor. Kur’ân’da “Cinlerden bir ifrit: “Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz” dedi.” diye geçmektedir.”1 Kur’ân’ın cinler arasında yer aldığını bildirdiği ifrit, Taberî’ye göre cinlerin reisi veya onların en güçlüsü, Mücâhid ve Katâde’ye göre en azgını, Ma‘mer’e göre en zeki ve kurnazıdır.2
“Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (asm) bir gün şöyle buyurdu: “Cin tâifesinden bir ifrit dün gece namazımı bozdurmak için ansızın bana hücûm etti. Lâkin Allah Teâlâ (beni gâlip getirip) ona istediğimi yapmak için bana fırsat verdi. Sabah olunca hepiniz onu görüp seyredesiniz diye Mescid’in direklerinden birine bağlamak istedim. Fakat kardeşim Hz. Süleyman’ın (as):
“Yâ Rab, bana mağfiret et ve benden sonra kimseye olmayacak bir mülkü bana bağışla!”3 demiş olduğu hatırıma geldi. İfriti, âciz, zelil ve hakîr olarak geri gönderdim.”4 buyurdu.
İfritin de diğer cinler gibi irade sahibi, erkekli dişili, istediği şekillere girebilen bir varlık olduğu rivayet edilmiştir. Uçabilen bir varlık olan ifrit, büyük bir güce sahip olmasına rağmen, büyü vasıtasıyla insanların emrine girebilmektedir.
Cin ve İfritlerin Âlemi
Bediüzzaman Hazretleri yer kürenin yedi tabakası bulunduğunu, fakat bu tabakaların Coğrafyanın alanına girmediğini yani şehadet âleminde görülmediğini ifade ediyor. Cin ve ifritlere ait olan bu tabakanın binler sene genişliğinde olduğunu kaydediyor.
Bediüzzaman diyor ki: “Bir tabaka-i arz, cin ve ifritlerindir. Binler sene genişliği var. Halbuki, bir iki senede devredilen küremizde o acip tabakalar yerleşemez. Fakat âlem-i mana ve âlem-i misalde ve âlem-i berzah ve ervahta küremizi bir çamın çekirdeği hükmünde farz etsek, ondan temessül ve teşekkül eden misalî şeceresi, o çekirdeğe nispeten koca bir çam ağacı kadar olduğundan, bir kısım ehl-i şuhud, seyr-i ruhanîlerinde, arzın tabakalarından bazılarını âlem-i misalde pek çok geniş görüyorlar, binler sene bir mesafe tuttuklarını görüyorlar.”5
Bediüzzaman yer küreyi mana âlemi, misal âlemi, berzah âlemi ve ervah âlemine nazaran bir çam çekirdeğine benzetiyor. Âlemler ise çok genişliği olan ve görüş alanımızda olmayan âlemlerdir. Bu âlemlerden birisi misal âlemidir. Cinlerin âlemi böyle genişliği olan bir alemdir. Yer küreye nispeten çok geniştir.
Muhafız İfrit
Hazret-i Ali (ra) namazda huzuruna gaflet gelmesin diye muhafız olarak bir ifrit kullanıyordu. İfrit onu manevî olarak ibadete hazırlıyor ve ibadetinde vehim ve vesveselerden onu uzak tutuyordu.
Bediüzzaman diyor ki:
“Kahraman-ı İslâm İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, Celcelûtiyenin çok yerlerinde ve ahirinde bir himayetçi istemiş ki, namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum manası hatırına gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücum tasavvuru ile namazdaki huzuruna mani olunmamak için, bir muhafız ifriti dergâh-ı İlâhîden niyaz etmiş.”6
Hazret-i Ali’nin ifriti ile ilgili başka bir rivayet bilinmiyor.
Bu ifrit meselesi Hazret-i Ali (ra) için hususî bir cilve olsa gerektir. Yoksa bir ifrit edinmek ve onun yardımı ile ibadet hayatını düzenlemek tarzında bir dinî emir yoktur. En azından ihlâsa zıttır.
Dipnotlar:
1- Neml Suresi: 39.
2- Taberî, XIX, 161-162; Fahreddin er-Râzî, XXIV, 197.
3- Sâd Suresi: 35.
4- Buhârî, Salât, 75, Enbiyâ, 40; Müslim, Mesâcid, 39.
5- Mektubat, s. 83.
6- Emirdağ Lâhikası, s. 880.