Muhasebe kişinin kalb ve vicdanında olmalıdır. İçteki muhasebe hakikaten tesirli olursa dışa yansır ve davranışları nizama sokar.
Kişi, kendi davranışlarını hesaba yatırıp; hatalı olanları tashih, eksik olanları takviye, düzensiz olanları istikrar, hedefsiz olanlara istikamete sokup, hikmetli, ilimle uyuşan, akılla bağdaşan, fıkıh ve kelama açık vaziyetini devamlı faal, şuurlu ve istekli tutmalıdır. Bütün bunların motoru da şevk olmalıdır. Şevkin ruhu ihlâstır.
Cemaat, cemiyeti rahatsız ve tedirgin ediyorsa, bu işleyişte problem var demektir. Problem, farkında olmadan oluyorsa cehalettir ve önünü görememekten, hikmetsizlikten, istikametsizlikten kaynaklanır. Cemaatin maksat ve gayesi rayından sapmış, demektir. Cemaat, kendi çapına göre gönüllülüktür. Hangi gönüllü hareket vardır ki cemiyeti rahatsız ederek selameti bulsun, onlara huzuru versin. Bu, hakikate zıttır.
İnsan, yatağını pisliyorsa, problemi kendinde aramalıdır.
Cemaat, cemiyeti rahatsız eder hâle geldiyse uzak-yakın geçmişini hesaba çekmelidir. Hedefinden sapan ya da saptırılan vakıalar vardır. Onlar bulunup, tashih edilmelidir.
Cemaatin, cemiyeti rahatsız eder hâle getirilmesinde dış parmakları da hesaba katmak gerekir. Cemiyetin ruhundan, özünden hayatını bulan cemaat, eğer o cemiyeti, o toplumu huzursuz ediyorsa iç ve dış saptırıcıları, sağlıklı düşünen idarecileri bulmalı, meşveretle çözüme ulaştırmalıdır.
Cemiyet düşmanı olan bazı nifak teşkilatları, cemaatleri iğfal ederek, o cemaatin başındakilerinin zaaflarını kullanıp, hata yapmaları temin edilip, cemaatin toplum içerisindeki kabulünü zaafa uğratır.
Yönetici konumundaki kişi, kendi başına bırakılır, iç müşaveresinden çıkarsa, hata yapmaya başlar.
Cemiyetin; kalbi ve aklı konumundakiler, hikmet ve ilimle istikametini bulan önde gelenler, cemaatleri, cemiyetin nefes alan uzvu bilmelidir.
Kendini, asrın imkân ve şartlarıyla yenileyen, aslını muhafaza eden, hedefinden şaşmayan, had ve hududunu bilen bir zihniyet ve anlayışa sahip olan cemaat, yılandan, akrepten çekinircesine fitne ve fesada düşmekten, düşürmekten çekinmelidir. Müsbet hareket etmelidir. Menfî hareket etmemelidir. Kendi vazifesini yaptıktan sonra başkasının, hele hele Allah’a ait vazifelere müdahaleye kalkışmamalıdır. Asayişi muhafazayı netice veren müsbet hizmet içinde devam ederken muhtemel sıkıntı ve problemlere karşı da müşavere, uhuvvet, sadakat, sabır, itidal, şükür ve Allah’ın rızasını esas alma maksadını devamlı canlı ve etkili tutup, ihlâsla tedbirini almalıdır.
Haricî saldırıların vukuunda dahili münakaşalar, cemaati sarsar. Cemaatler arası münakaşalar da cemiyeti sarsıntıya uğratır. Onlar, bunları iyi bildikleri için devamlı ama akıllıca bu hassas noktaları kaşır, tahrik eder, istikamet ve istikrarı bozarlar.
Cemaat, bazen hâlâ eski hâlin devamını ister ve sürdürür. Zaman olur ki eski hâl muhal olur; ya yeni hâle uyar, ayarlarını ona göre düzenler ya da yok olur gider. Tarih buna şahittir.
Yeni hâle uyum sağlanırken esas tavır korunmalı, asıl ruh muhafaza edilmelidir. Zamanın ilcaatine göre esas tavır ve ruhu rahatsız etmeden, onları takviye edici yenilenme, güncellenme mümkündür.
Her ne olursa olsun hürriyete müdahâle eden, iradeyi kısıtlayan anlayış ve harekete karşı tavrını ortaya koymalıdır, duruşu ile onlara göğüs germelidir.
Daha başka muhasebe hususlarını da içerisine alan bir iç değerlendirme ile evvela kişi, sonra cemaat mensupları; kendini hesaba çekerek, varlık hikmetlerini zinde tutarak, yüksek gaye olan Allah’ın rızasını asla unutmayarak, sürekli muhasebe hâlinde olmalıdır.
Hem de hemen ölecekmişçesine.