On Yedinci Lem’anın Yedinci Nota’sının satırlarında geçen fısk, fâsık, mürted, merdudü’ş-şehadet gibi tabirler arasında, kısa ve sınırlı bir mütalâa ile bu tahlil vücud buldu.
Nota’da muhatap, bedbaht hamiyetfüruş nitelemesiyle hitap edilen, kendini beğenip ve överek hamiyetli olduğunu iddia eden bedbahttır yani kötü talihlidir. Talihsizliklerden birisi de insanları hayata yönlendirirken din ile bağlarının koparılıp, kalbin âmiriyetini, vicdanın hakemliğini dumura uğratıp, cemiyet hayatını öldürücü zehir hükmünde canlı bomba ihdas edilmesidir.
Bediüzzaman, bu Nota’da mürted kavramını bozulmuş vicdan olarak tesbit eder. Yapacağı değerlendirmeyi bu esasa dayandırır.
Biz bu Nota’nın bütünüyle mütalâasından ziyade mürted hakkında yapılan iki ifadedeki şiddet farkına dikkat çekerek fikir teatisinde bulunacağız. Tekrar etmekte fayda var, ele alınan konu fasık ve mürtedin fıkhî tahlili değil fasık ve mürted hakkındaki risale metinlerinde geçen ifadelerdeki şiddet farkının mütalâasıdır, başka yöne çekilmemesi rica olunur. Zira fıkhî yönünü mütalâa etmek bize değil, erbabına düşer.
Birinci ifade
“Ey Müslümanları dünyaya şiddetle teşvik eden ve sanat ve terakkiyat-ı ecnebiyeye cebir ile sevk eden bedbaht hamiyetfüruş! Dikkat et, bu milletin bazılarının din ile bağlandıkları rabıtaları kopmasın. Eğer böyle ahmakane, körü körüne topuzların altında bazıların dinden rabıtaları kopsa, o vakit hayat-ı içtimaiyede bir semm-i katil hükmünde o dinsizler zarar verecekler. Çünkü mürtedin vicdanı tamam bozulduğundan, hayat-ı içtimaiyeye zehir olur. Ondandır ki ilm-i usulde “Mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Kâfir, eğer zimmî olsa veya musalâha etse hakk-ı hayatı var” diye usûl-ü Şeriatın bir düsturudur. Hem mezheb-i Hanefiyede, ehl-i zimmeden olan bir kâfirin şehadeti makbuldür; fakat fâsık merdudü’ş-şehadettir. Çünkü haindir”1
Bu ifadenin benzeri de Yirmi Dokuzuncu Mektup’ta olduğu gibi Hutbe-i Şamiye’de şöyle geçer:
“Bizde biri fâsık olsa galiben ahlâksız ve vicdansız olur. Zira arzu-yu masiyet, vicdandaki imanın sadâsını susturmakla inkişaf edebilir. Demek vicdanını ve maneviyatını sarsmadan, istihfaf etmeden tam ihtiyar ile şerri işlemez. Onun için İslâmiyet; fâsıkı hain bilir, şehadetini reddeder. Mürtedi zehir bilir, idam eder. Hristiyan bir zimmîyi ve kâfir muahidi ibka eder. Hanefî Mezhebi zimmînin şehadetini kabul eder.”
Bu ifadelerde mürted, çok şiddetli tel’in edilir; öldürücü zehir benzetmesiyle mürtedin vicdanı bozulduğu için toplumu zehirleyen olarak nitelenir. İslâm metodolojisinden getirilen bir kaide ile hayat hakkının olmadığı nakledilir. Ve görüldüğü gibi gerekçeler sıralanarak mürted hakkında yorum yapılır ancak bu yorumlara biz girmiyoruz sadece mürted ve fasık hakkındaki şiddet farkına dikkat çekerek mütalâamıza devam ediyoruz. Mürted ve fasık kavramlarının fıkhî tahlilini yine erbabına bırakarak ikinci ifadeyi şiddet farkına dikkat ederek okumaya devam ediyoruz.
Dipnot:
1- Mesnevî-i Nuriye, s. 176 (Zühre); Lem’alar, s. 217