"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sizin çocuğunuz ne olsun?

Misbah ERATİLLA
20 Nisan 2024, Cumartesi
Cemal, oğlu Ömer doğduğu günden itibaren onunla iyi bir iletişim kurmak amacıyla birçok kitap okudu. Her gece ona hikâye okudu.

Oğlu anaokulu ve ilkokul yaşlarına gelince, ona hem iyi bir okul, hem de iyi bir öğretmen bulmak amacıyla çabaladı.

Ömer, okula başladıktan sonra okul dönüşü eve geldiğinde babası hiç vakit kaybettirmeden onunla ders çalışırdı. Ömer, okul ve babası arasında bir pinpon topu gibi yıllarca gidip geldi. İlkokulu en yüksek notlarla bitirdi. Ortaokulu da en seçkin okulların birinde okudu. Dersleri daha iyi anlaması için hafta sonları özel ders aldı. Cemal “Oğlum beden eğitimi, müzik ve resim derslerine kulak asma, bu dersler senin iyi bir liseye gitmeni engeller!” diyerek sürekli onu uyarırdı. Ömer sokakta top oynayan çocukları görünce hep merakla onları seyretti.

Ömer, ortaokulu bitirinceye kadar hiçbir gün sokaklarda oyun oynayamadı. Topun peşinde koşan bir çocuk gördü mü, içindeki hayat kuşunun can çekiştiğini hissederdi. Cemal, Ömer’i ne kadar çok sıksa daha iyi okullara gideceğine ve mutlu bir çocuk olacağına nedense hep inandı. Her seferinde “Evladım ben her şeyi senin iyiliğin için yapıyorum” derdi. Ömer büyüyüp üniversite sınavına girdi ve sınavda çok iyi bir derece yaptı. Üniversitenin en iyi bölümlerinden birini okudu ve bu bölümden mezun oldu. İşe atıldığı ilk günden itibaren mutlu olamadı. İçinde sürekli bir eksiklik hissetti. Çalınmış çocukluğuna ağladı. İş hayatında uzun süre çalışmasına rağmen hiçbir ilerleme kaydedemedi. Geçmişine dönüp babasının yaptıklarını düşündüğünde, her daim yüreği kanadı.

Ömer bir akşam iş dönüşü yorgun bir şekilde kanepeye uzandı ve TV’nin düğmesine dokundu. TV’deki programda bir eğitimci konuşuyordu. Birkaç cümleden sonra konuşma ilgisini çekmişti. Konuşmacı, üniversite sınavlarında Türkiye elli altıncısı olmuş, Boğaziçi üniversitesini birincilikle, Harvard’ı 4.00 ortalamayla bitirmiş, üstüne de Cambridge’de doktora yapmıştı. Tüm başarıların ardından şaşırtıcı şekilde bunların önemsiz olduğuna kanaat getirdiğini ifade eden konuşmacı şöyle devam etmiş: 

“Ben Türkiye’deki insan yetiştirme modelini hem ailelerde, hem de okullarda değiştirmek isteyen biriyim. Var gücümle bunun için uğraşıyorum. Dünyanın en saygın araştırma şirketi Gallup’a göre dünyada mutluluk sıralamasında 74. sırada bir ülkeyiz. Ailem, akrabalar, komşular, herkes benim için “O yine birinci olmuş!” dediğinde babamı mutlu görünce, bilinçaltıma şöyle bir şey yerleşti. İnsanlar, beni birinci olduğum için, başarılı olduğum için kabul ediyor ve seviyor. Sanki sadece başarılı olursam onların gözünde değerli olacaktım. İşe yarayan nedir biliyor musunuz? Tek başınıza kaldığınızda huzuru hissedebilmek, var olan durumu olduğu gibi kabul etmek... Şimdiki aklım olsa o okullara gireceğim diye kendimi parçalamazdım. Dünyanın en depresif öğrencileri Harvard’da. Neden? Çünkü hepsi başarı odaklı oldukları için. Oraya giriyor ama aynı anda depresyona da giriyor. Sizin için hangisi önemli? Çocuğunuzun okuldaki başarısı mı, yaşamdaki başarısı mı? Hollywood’un en ünlü insanlarından biri niye intihar ediyor? Çünkü içindeki boşluğu, dışarıdan gelenler, başarı, para, şöhret dolduramıyor, yetmiyor. Benim çocuğum ne olsun biliyor musunuz? Bir kafede çalışsın, yeter ki iç huzuru olsun.”

Ömer programdan sonra saatlerce yerinden kımıldayamadı. Kendi kendine “Tüm anne babaların derdi de benzer. Nedir o benzerlik? Çocuğum başarılı olsun. İyi okullarda okusun nasihatleri… Peki, çocuk gittiği okulu seviyor mu, mutlu mu, iç dünyasıyla barışık mı, içine siniyor mu? Bunu düşünen yok. Sonunda çok iyi okulları bitiren çocuklar hem anne babalarında, hem de inançlarında mutluluktan ve en önemlisi de ahlaklı birey olmaktan uzak kalıyorlar. Çoğu zaman da anne babaların cenazesine bile katılamıyorlar. Ne hazin değil mi? Cenazeye katılamayan başarılı bir çocuk mu, anne babasından uzak kalmayan huzurlu bir çocuk mu? Bunun kararını siz verin.

Okunma Sayısı: 2027
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Orhan Ali YILMAZ

    27.4.2024 09:36:36

    Çağımızın En Büyük Problemi... Büyük Eğitimci, hem de Ruhbilimci Erich Fromm diyor ki: "Modern Yeni Dünya, Modern ‘Yeni Putlar’ üretti..." ve devamında, hiyerarşik olarak, bu putların en yükseğine, şu zirvesine ‘Başarıya Tapınma Putu’nu yerleştiriyor... Ezcümle, aralarında "Başarılı olmakla" şu kendini "Başarıya mecbur, hem de mahkûm hissetmek kadar" küçük ama "önemli" öylece bir ayrıntı, hem de şöylece küçücük bir "fark" var...

  • Mehmet Emin Bozkuş

    20.4.2024 18:27:23

    Harika bir anektod Misbah Hocam.. Eyvallah. Bir eğitimci gözüyle okumak çok anlam katıyor..

  • ihsan.pilatin

    20.4.2024 09:23:00

    Allah razı olsun, Hocam. Ebeveynlere güzel bir ders.

  • A. AYDIN

    20.4.2024 06:55:35

    Böyle bir yazıya o kadar çok ihtiyaç var ki... Allah razı olsun! İnsanlarımızın bu düşkünlüğü aslında çocuğunun mutluluğuna veya onun eğitimine değil. Kariyer ve gösterişe... Çünkü bu asır riya, gösteriş ve kariyer asrı. Din de maalesef bunlara feda ediliyor.

  • A.Yılmaz

    20.4.2024 00:09:11

    Çok doğru bir tespit. Maalesef bugün ehli iman cemaatin çoğunluğu ve hatta nurcular dahi hepimiz çocuklarımız iyi okullarda eğitim alsın ve kariyerli bir mesleği olsun diye çırpınıyoruz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı