Bediüzzaman Said Nursî’nin asrın imamı olarak öne çıkan özelliklerinden biri, hediye kabul etmeme prensibiydi. Kıramadığı kimselerden gelen hediyeleri ise mutlaka bir karşılık vererek kabul ederdi. Talebelerini de aynı hassasiyette yetiştirmişti.
1953 yılında Isparta’ya yerleştikten sonra hayatında bazı değişiklikler yaptı. Bunlardan biri, kaldığı evde sürekli yanında bulunmaları için beş talebeyi yanına almasıydı. Talebelerine, “A’zamî iktisat ve kanaatle yaşarsanız geçim derdi ve sıkıntısı olmaz” diyerek bir hayat düsturu belirledi. Bu dönemde talebeler, geçimlerini sağlamak için Bediüzzaman’dan tayinat adı verilen bir yardım aldılar. Tayinat; Risale-i Nur eserlerinin satışından, hizmet edenlere ayrılan bir payın adıdır.
Bediüzzaman, “Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye” azalığı döneminde biriktirdiği maaşları geçiminin temininde kullanmış; hayatının son iki yılında ise Risale-i Nur Külliyatı’nın sermayesinden ve satış gelirlerinden talebelerinin ihtiyaçlarını karşılamıştır.
Bir mektubunda bu durumu şu ifadelerle dile getirir:
“Cenab-ı Erhamürrâhimîn’e hadsiz şükür olsun ki, Eski Said gibi şimdi Risale-i Nur kendi hakikî talebelerinin tayinlerini neşriyatıyla mükemmel vermeye başlamış. A'zamî ihlâsı kırmamak için Risale-i Nur has talebelerine —hususan nafakasını tedarik edemeyenlere— tam tamına idare edecek derecede Risale-i Nur’un satılan nüshalarının beşten birisi Risale-i Nur’un hakkı olduğu cihetle şimdi elli-altmış talebesine kâfi sermayesi çıkıyor. Benim (bîçare Said’in) içinde hiçbir hakkı yoktur.” (Emirdağ Lâhikası-II, s. 232.)
Talebelerden İnebolulu Ahmed Nazif Çelebi, Bediüzzaman’a telif ücreti olarak “onda birini al” diye ısrar ettiğinde, Bediüzzaman bu teklifi önce kabul etmemiş; ısrar üzerine onda birini almış fakat bunu da talebelerine tayinat olarak dağıtmıştır. Dağıtım usulü dikkat çekiciydi: Bir kitap beş liraya mal olmuşsa, onda biri olan elli kuruş tayinat payı olarak ayrılır, bu meblağ talebelere verilirdi. Kitaplar satılsa da satılmasa da talebeler tayinatlarını eksiksiz alırlardı. Bediüzzaman, “Said de bir hizmetkârdır; hayatta tayinini alabilir” diyerek bu prensibini açıkça ifade ederdi. Talebelerine günde otuz kuruş tayinat verir; bu, bir ekmeğin fiyatına karşılık gelirdi.
Mehmet Fırıncı, tayinat uygulamasına dair hatırasını şöyle anlatır: “Risale-i Nur hizmetine büyük bir malî imkânla katılmayı şiddetle arzu ettiğim hâlde, buna malik olamadığım için çok üzülürdüm. Üstadımız, âdeta bu kalbî duama bir çare bulmuştu. Talebelerin tayinatı verilmesi uygulaması, Üstad’ın son iki senesinde şu şekilde cereyan ederdi:
Hazret-i Üstad tayinat paralarının mümkün olduğu kadar madenî para olarak verilmesini isterdi. İki yıl üst üste Ramazan’dan evvel Emirdağ’a gittiğimde, 10.000–11.000 lira civarında olan tayinat meblağını, ‘Bu parayı benim anamın, babamın ve bütün akraba-i taallûkatımın zekât, fitre ve sadakası olarak sana veriyorum’ diyerek bana teslim etti.
Ben de ‘Sizin peder ve validenizin ve bütün akrabalarınızın zekât, fitre ve sadakası olarak aldım’ deyip kabul ettikten sonra, ‘Bu parayı talebelerinizin nafakası için tayinat olarak kullanmak üzere size hibe ediyorum’ derdim. Üstad Hazretleri de, ‘Al bu emaneti, İstanbul’da listesi bulunan talebelere dağıt’ buyururdu. Ben de alıp İstanbul’a getirir ve dağıtırdım.”
Bediüzzaman, talebelerinin geçimini sağlama konusunda da kendi sistemini kurmuş; onları kimseye muhtaç etmeden, ihlasla hizmete devam etmelerini temin etmiştir.
Kaynak:
Necmeddin Şahiner, Son Şahitler, Cilt 4.