"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yaratılışın sırrı: İbda ve inşa

Mustafa USTA
24 Şubat 2016, Çarşamba 13:21
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, Kur’ân’ın nuruyla mevcudata bakmayan filozofların en ileri gidenlerinin tabiat ve sebepler vasıtasıyla bu mevcudatın teşekkülât ve vücutlarını imkânsız derecesinde müşkilâtlı gördüklerini ifade ederek şunları söyler:

‘İşte, sen gel, ahmaklığın ve cehaletin en aşağı derecesinde, en yüksek akıllı kendini zanneden adamları gör! Ve dalâlet, insanı ne kadar maskara ve süflî ve eçhel yaptığını bil, ibret al.’ (Lem’alar, s: 450)

Bu ifadelerden sonra da yaratmanın iki boyutuna dikkat çeker: “ibda-ihtira” ve “inşa-terkip”. Bu iki kavram oldukça önemli; zira materyalist bir eğitim sisteminin içindeyiz. Bizlerde bu günkü yazımızda bu iki kavramı incelemeye çalışacağız.

Öncelikle ibda ve ihtira kavramlarını ele alalım:

“Örneksiz olarak yaratma anlamında bir terim.” (TİA, 1999: 262) olarak kullanılan ibda hiçten yaratma, yoktan vücut verme anlamına gelmektedir.

“İbda’, bir şeyin aletsiz, edevatsız, araçsız, gereçsiz, maddesiz, zamansız, mekânsız, örneksiz, benzersiz, misilsiz, numunesiz yaratılması demektir ki, Allah’a ait bir tasarrufu ifade ediyor.” (Kösmene, YAG, 23 Mayıs 2015)

Fransız kimyacısı A. L. de Lavoisier’in ortaya atmış olduğu “Hiçbir şey yoktan var olmaz ve var olan hiçbir şey vardan yok olmaz” anlayışını çürüten Bediüzzaman Said Nursî Hz’leri “Varı yok etmek ve yoğu var etmek en kolay, en suhûletli, belki daimî, umumî bir kanunudur. Bir baharda, üç yüz bin envâ-ı zîhayat mahlûkatın şekillerini, sıfatlarını, belki zerratlarından başka bütün keyfiyat ve ahvallerini hiçten icad eden bir kudrete karşı “Yoğu var edemez” diyen adam, yok olmalı!” (Lem’alar, s: 452) demiştir.

İkinci olarak inşa ve terkip kavramlarını inceleyelim:

“Nesneleri ilkin yaratmak anlamında bir kelâm terimi.” (TİA, 2000: 334) olarak kullanılan inşa “Terkip ederek yapma, unsurlarını bir araya getirerek yaratma, eşyayı mevcut varlıklardan toplayarak meydana getirme, dağılan ceset hücrelerini ve çürüyen kemikleri toplayarak yeniden vücut verme demektir.” (Kösmene, YAG, 23 Mayıs 2015)

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri inşa ve terkibi mevcut olan unsur ve eşyadan toplamak suretiyle ona vücut vermek olarak tanımlamaktadır. İnşa ve terkibin cilve-i ferdiyete ve sırr-ı ehadiyete göre olduğunda, hadsiz derece bir suhûlet, belki vücub derecesinde bir kolaylık olduğunu ifade eden Bediüzzaman, eğer ferdiyete verilmezse, hadsiz derece müşkül ve imkânsız olacağını ifade etmektedir. Kâinattaki mevcudatın, nihayet derecede külfetsiz olarak ve kolaylıkla, gayet mükemmel bir surette vücuda gelmelerinin, cilve-i ferdiyeti aşikâr olarak gösterdiğini belirten Bediüzzaman, bütün bunların her şeyin doğrudan doğruya Zât-ı Ferd-i Zülcelâl’in san’atı olduğunu ispat ettiğini söyler. (Lem’alar, 315)

Sonuç olarak; yaratılış “ibda” denilen hiçten yaratma ile başlanmış, “inşa” denilen ikinci tip yaratma ile devam etmiştir. Esir maddesinin yaratılması yaratmanın ibda boyutu; esir maddesi ile kâinattaki kürelerin yaratılması ise inşa boyutu ile izah edilebilir.

“Bir diğer örnek ise nutfeden kan pırtısına, kan pırtısından et görünümünde bir çiğnemlik madde yani mudgaya, mudgadan tâ hilkat-i insaniyeye kadar neş’et eden insan. “Kur’ân’da ilk insan ve ilk canlıların yaratılışına temas eden âyetler incelendiğinde iki önemli noktada yaratılışın üzerinde durulduğu görülmektedir. Bunlardan birincisi topraktan ilk canlı hücrenin yaratılışı, diğeri de onun tesviye edilerek ergin formuna getirilmesidir. Bu şekilde her türün ilk cet formları veya ataları “embriyo” anlamında ibda tarzında yaratılmış ve ondan sonrası ise inşa ve terkip tarzında tıpkı bugünkü bitki, hayvan ve insan embriyolojilerinin açıklamaları çerçevesinde oluşmuş ve devam etmektedir. İstisnailik ilk canlı hücrelerinin yaratılışına hâkimdir. Adeta bu o dönemlerin olağan faaliyetleridir. İbda, yaratılışın mu’cizevî boyutudur, çünkü ‘mu’cize vasıtasız, direkt Allah’ın fiilidir.’ Bu istisnaîlik durumu sonraları yerini inşa ve terkip boyutlarında düzenli kurallara bırakmıştır, yaratma ve yürütme biçimi bunlara göre düşünülmelidir.” (Dayıoğlu, 2005: www.koprudergisi.com)

Kaynaklar:

Dayıoğlu, Bahri, 2005, Yaratılışta İbda ve İnşa Boyutu, Köprü Dergisi, (Sayı: 89), 

Bediüzzaman, 2010, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İst.

Kösmene, Süleyman, 23 Mayıs 2015, Yeni Asya Gazetesi. 

Yaratılış kavramı nasıl anlaşılmalıdır? İki yaratılış kavramı: İbda ve inşâ

http://www.yeniasya.com.tr/suleyman-kosmene/iki-yaratilis-kavrami-ibda-ve-insa_336748

Okunma Sayısı: 2135
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Çetin

    24.2.2016 18:56:33

    Mustafa kardeşim, Kalemine sağlık. Tebrikler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı