"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir sevda idi öğretmen olmak (8)

Durmuş Ali İnci
14 Haziran 2026, Pazar
Gökçeada’da hayatın dokusu

Çarşamba-cumartesi günleri İstanbul-Gökçeada arasında sefer yapan iki vapur vardı. Onlar da liman olmadığından Kaleköy açıklarında demirler, küçük teknelerle yolcular taşınırdı. İlginç değil mi? Gemi seferleri Çanakkale-Gökçeada arasında değildi. Çünkü İmroz'dan İstanbul'a gidip orada işyeri olan zengin Rum tüccarlar vardı.

İlkokul ikinci sınıfa geçen Rum çocuklarından zeki ve başarılı olanlar kilise tarafından her türlü masrafı karşılanarak İstanbul-Heybeliada Özel Rum okullarında eğitim görürlerdi. İstanbul'daki Fener Rum Patriği Dimitrios bile İmroz Rum Kilisesinin eski başpapazı idi. Daha ilkokul çağında Yunan Megalo İdeosu (Büyük Bizans İmparatorluğu'nu yeniden kurmak) çocukların beyinlerine kazınırdı. Onların zihninde İstanbul daima Kostantiniye, İzmir Simirna idi. İnanç ve adetlerine o kadar bağlı idiler ki hiçbir kültürel faaliyet onları zerre miktar etkilemezdi.

Kültürel Yaklaşma Çabaları

Rumları kültürel yönden etkilemek ve en azından devlet ve milletimizin ortak değerlerine saygılı olmalarını sağlamak için okul müdürlerimiz Rum köylerinde birçok kültürel faaliyetler yaptırıyorlardı. Fakat nafile, gözleri bize karşı kapalı, kulakları sağırdı. Halbuki okulumuzun kantininde Nikola Gacuri'nin pasta ve keklerini yiyor, izne giderken Ressam Yani İpsaros'tan hediyelik eşya alıyorduk. Belediye başkanımız bile İstavro İstavropalo idi.

Her ay bir sınıf gece düzenlerdi. Çoğu zaman bir tiyatro eseri bile sergilenir, bağlama takımı eşliğinde solo türkülerle Anadolu'nun hüzün ve sevincini hep birlikte yaşardık. Bu sınıf geceleri için Rum Ailelerine özel davetler edilirdi. Hatta karışık çerezler, gazete kağıdından yaptığımız külahlara doldurulur girişte ikram edilirdi. Bütün bunlara rağmen bir tek Rum Ailenin Belediye Başkanı da dahil bu gecelerimize katıldığını hiç hatırlamıyorum. Fakat Kilisedeki pazar ayinlerine, isim günlerinde aynı ismi taşıyanların törenlerine eksiksiz dahil olurlardı. Kendi aralarında asla Türkçe konuşmazlardı.

Zeytinliköy’de Yankısız Türküler

Bir seferinde bütün okul olarak bir program düzenlenmişti. O zaman en büyük köy olan Zeytinliköy meydanında büyük bir platform kurulmuştu. Akşam bağlamalar çalacak, Anadolu'nun hüzün, bazen de neşe dolu türküleri söylenecekti. Bir saat öncesinden kültürümüzün vazgeçilmezi davul zurna ile gönüller coşturulacaktı. Anadolu'da hangi köye gitsek meydanda böyle büyük bir platform kurup davul zurnayla çalmaya başlasak en azından köyün çocukları, gençleri hatta yaşlı erkekleri toplanmazlar mı? Kadınlar evinin penceresini açıp perdesini kaldırarak merak edip bakmaz mı? Saatlerce bizler orada kendimizden geçer yorulurduk. Adeta sesimiz kısılır, ayakta dikilmekten ayaklarımızın altı patlardı. Fakat bir tek pencere açılıp perdenin altından bile bakan bir çift göze rastlamadık. Kendimiz çaldık, kendimiz oynadık.

Bugünden Geriye Kalan

Halbuki şimdi bile adaya gezmeye gitseniz Zeytinliköy'de "Madamın Kahvesine" uğramadan dönmezsiniz. Rum pastanelerinden bademli kurabiye almadan döneniniz oldu mu?

Okunma Sayısı: 161
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı