"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nurs’tan Barla’ya... Bediüzzaman Said Nursî’nin Gelişinin 100. Yılı

Muzaffer KARAHİSAR
29 Eylül 2026, Salı
Bediüzzaman, savaş yıllarının barut kokuları arasında dünyaya gözlerini açmıştır. "93 Harbi" olarak bilinen Osmanlı-Rus Harbi başladığı 1878 yılı Bitlis’in, Hizan İlçesinin Nurs Köyünde bir kış günü Sofi Mirza ve Nuriye hanımın dördüncü çocuğu olarak doğdu.

Fotoğraflar: ERHAN AKKAYA - YENİ ASYA

Kış ayazları kadar, dünya olaylarının fırtınalı, soğuk yüzünde kanlı boğuşmaları içinde manevî buhranlar geçirdiğini tarihî hadiseler gösteriyordu. 

Felaket asrının başında inkâr karanlıkları içinde, insanlık bocalarken bir nur, bir ışık, bir işaret, bir müjde bekleniyordu!.. Kur’ân güneşinin kalpleri ısıtan cennetasa baharlara meftun ve müştak olan Said, bir ateşpare-i  zekâ, nezih fıtrat, keskin feraset ve cesaret, harika istidat ve müstesna akıl ve ender hafızası ile araştırıp düşünen ve kabuğuna sığmayan mizacıyla küçük yaşlarda eğitime başladı... 

Eğitimi, her çiçekten bal alır gibi

Bediüzzaman gençlik yıllarında, medrese eğitiminde çok okumak, hızlı intikal, isabetli yorum ile temel sarf, nahiv, mantık ve belagat ilimlerine dair yaklaşık doksan civarında temel metin kitaplarını ezberine almıştır. Arının çiçeklerden balözü aldığı gibi kıdem ve kademe usulünü beklemeden kısa sürede medrese hocasından ilmini tekmil edip başka medreselerdeki ilimlerle yükselmeye talip olmuş, ilmiyle, irfanıyla kısa zamanda, çocuk denecek yaşta meşhur Molla Said unvanını almıştır.

Van’da kaldığı sürede fen ilimlerini araştırırken bir taraftan da Horhor medresesinde talebelerine eğitim veriyordu. Bir gazetede, İngiltere’nin Sömürgeler Bakanı’nın sözlerini görür. İngiliz Bakan, elindeki Kur’ân’ı göstererek, “Bu kitap Müslümanlarının elinde kaldıkça İngilizler hiçbir zaman onlara hâkim olamayacaklardır. Ne yapıp edip ya Kur'ân’ı ortadan kaldırmalı veyahut Müslümanları Kur’ân'dan uzaklaştırmalıyız” demiştir. 

Kur’ân ve iman davasına hayatını vakfetmesi

Bu söz, Said Nursi’nin düşünce ufkunda fırtınalar kopardı. Hayatının önemli kararını vermesine neden oldu. Şöyle dedi: “Ben de Kur’ân’ın sönmez ve söndürülemez ebedî manevî bir güneş gibi mu’cize olduğunu dünyaya ilan edeceğim.” 

Kur’ân ilmini ve iman davasını hayatının merkezine koymuştur. Daha sonraki zamanda Kur’ân’ın ulvî hakikatlerini asrın soruları ve sorunlarına çare ve insanlığına manevî hastalıklarına reçete olarak Risale-i Nur Külliyatını insanlığa sunmuştur.  

Bediüzzaman, İstanbul’da, Osmanlı’nın yeniden saffetine kavuşması için aksayan yönlerin tashihi, meşrutiyet, hürriyet, adaletin tesisi; istibdatın refi’ ve Medresetüzzehra Projesi konularında fikirler serdetmiştir. Din-i Mübin-i İslâm’ın inkişafı ile ilgili yazılar, hitaplar, kitaplarla geçen faaliyet dolu İstanbul hayatının hatıraları... 

Medrese projesi ve muhteviyatı

1913 yılında gaye-i hayali olan din ilimleri ile Fen ilimlerini birlikte okutulması ile ilgili Medresetüzzehra’nın temeli Edremit’e atılmış, proje hayata geçirmek üzere iken, 1. Dünya savaşı başladı. 1914 yılında Said Nursi, talebeleriyle Doğu Milis Teşkilatı’nı kurdu. Gönüllü Alay Komutanı olarak ordu birliklerimizle Van-Bitlis doğu cephesinde Ermeniler ve Ruslara karşı cihad etti... Karlı dağlarda, kon kusan işgalci zalimlere karşı Bediüzzaman, talebeleriyle canı pahasına yılmadan mücadele etmiştir. At üstünde, cepheden cepheye koşarken, bir taraftan da Kur’ân’ın mu’cizelerini, manalarını, sırlarını, hakikatlerini izah eden “İşârâtü’l-İ’caz tefsirini cephede, ölümle yüz yüzeyken talebesi Habib’e yazdırıyordu...

Esarete yolculuk 

Bitlis savunmasında birçok talebesi şehit olan Bediüzzaman, gece vakti Rus saflarını yarıp geçmek isterken ayağı kırılmış, su arkında, soğukta o vaziyette 34 saatten fazla bekledikten sonra Ruslara esir düştü. Esarette, subaylara ilmî dersler, ümit ve şevk veren sohbetleri...  

Ordu Komutanı Nikola Nikolaviç esir kampını teftiş ederken, karşısında ayağa kalkmayan Bediüzzaman’ın asil duruşu ve harika cesareti... Volga nehri kenarında kefaletle Tatarların Camiinde ibadet, inziva ve tefekkürü... 1917 de Rus İhtilali ile Çarlık rejiminin yıkılışı... Kargaşada firar eden Bediüzzaman, 2,5 yıl süren esarete veda etmiştir. Kosturma’dan, Petersburg’a geçerek Varşova’ya ulaştı. Viyana’yı geçerek ve Alman makamlarının düzenlediği belgeyle Sofya üzerinden Türkiye’ye dönüşüyle ikinci İstanbul hayatı başlamıştır... 

Esaretten İstanbul’a dönüş 

1918’de İstanbul’da büyük bir hürmet ve sevinçle karşılandı. Kendisine sormadan Enver Paşa’nın teklifi ile Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye azalığı tevdi edildi, aldığı maaşla kitaplarını bastırıp ücretsiz dağıttı. Harbiye Nezareti tarafından kendisine şeref madalyası takdim edildi. İstanbul’u işgal eden İngilizler’e karşı mücadele etti, "Hutuvat-ı Sitte" adlı eserini gizlice bastırıp dağıttı. İşgal kuvvetlerine karşı Anadoludaki Millî Mücadeleyi destekledi...

İşgalcilere karşı kahramanca mücadele, Ankara’ya ısrarlı davetler... 

Ankara Hükümeti tarafından işgalcilere karşı savaşı ve cesur mücadelesi büyük bir takdirle karşılandı. Birlikte çalışmak üzere 1922’de Ankara’ya şifreli telgraflarla defalarca ısrarlı şekilde davet edildi. Umumî arzu ve ısrarlar üzerine 9 Kasım 1922'de Ankara’ya geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde mebuslar tarafından resmî bir hoşâmedî merasimiyle ve büyük bir coşkuyla karşılandı. Zafer şükür ister. Yeniliklerin dinî ve millî sağlam esaslar üzerine kurulması talebi, yayınladığı 10 maddelik beyanname üzerine M.Kemal’in tavrına karşı sert cevap vermiştir. Ankara’daki siyasî ve fikrî gidişatın kendisine uymadığını görerek milletvekilliği, Şark vaizliği, Diyanet’te yüksek görevleri gibi maaş vb. tekiflerin hiçbirini kabul etmeyerek Van’a çekilmiştir.

Van’dan batıya yolculuk

Şeyh Said, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde isyan hazırlıkları yaparken, Van’da inziva hayatı yaşayan Bediüzzaman’dan destek istemiştir. Ancak Bediüzzaman bu talebi kesin bir dille reddetmiştir! “Asırlardan beri İslâm’ın bayraktarlığını yapmış milletimizin evlatlarına kılıç çekilmez, kardeşi kardeşle çarpıştırmak, kan dökmek şer’an caiz değildir.” şeklinde ifadelerle isyanı yatıştırmaya, kargaşayı önlemeye çalışmıştır. 1925 yılı başlarında Şeyh Said isyanı sonrasında her şeye rağmen dönemin hükümeti evham üzerine tedbir olarak, aşiret mensuplarıyla birlikte Bediüzzamanı da batı illerine nefiy etmiştir. 

Müsbet hareket ve asayişi muhafaza

Hayatının her safhasında devlet-millet menfaati uğruna canını ortaya koyan, vatan savunmasında cephelerde Gönüllü Alay Komutanı olarak talebeleriyle birlikte savaşan, yaralanan, esir düşen Bediüzzaman, hayatında müsbet hareket düsturuyla dahili isyanlara karşı olmuştur. Asayişi bozmaya yönelik ihtilal, hareket, kargaşa ve karışıklıklara karşı durmuş, mâni olmuştur. Hitabetiyle ayaklanmaları önlemiştir. 

Meçhul bir gurbete yolculuk

İlim ve irfanıyla gittiği yerleri Kur’ân hakikatleriyle aydınlatan Bediüzzaman, soğuk kış ortasında karlı yollarda, karadan, denizden dönüşü olmayan bir yolda meçhul bir gurbete, sorgusuz sualsiz mecburi hicrete, nefye tabi tutulmuştu. Kendisini Şam’a veya Mekke’ye kaçırma teklifinde bulunanlara Bediüzzaman, “Mekke’de de olsam buraya gelmek lazım. Çünkü en ziyade İslâmiyete hizmet edecekler bu vatandadır.” şeklinde cevap vermiştir.

Kadere iman eden, kederden emin olur

O her zaman “Allah’ın seçtiğinde hayır vardır.” düsturuyla tevekkül ve teslimiyetle Rabbimizin takdirine boyun eğmiş, rızasını beklemiştir. Fetret karanlıklarında dilden dile dolaşan ümit bekleyişleri Akif’in şiirinde dua olmuştu: “O nuru gönder, İlâhî, asırlar oldu, yeter! / Bunaldı milletin afakı, bir sabah ister.” İslâm’a susamış gönüller, karanlık gecelerin nurlu sabahını bekliyordu. “Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid’alar zulümatını dağıtacak.” Bu bekleyiş Kur’ân hakikatlerinin insanların aklına, kalbine, ruhuna veceği inşirahı, huzuru, süruru ve tahkikî iman ve ihlâs nurunun doğacağı zamanı gösteren sükunetin arefesi anbean tecelli ediyordu...

İsparit’ten Isparta’ya, Nurs’tan Barlaya!..

Uzun yılların, geçen zamanların, zorlukların sıkıntılarıyla devam eden ömür yolculuğunun ardından İsparit’ten Isparta’ya; Nurs’tan Barla’ya kaderin çizdiği bir hicretin, hikmetin, inayetin sırrıyla zahmetten, doğacak rahmet sonradan idrak edilecekti. Kur’ân davasına ömrünü vakfeden Bediüzzaman, “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!” kararının zamanı gelmiş olmalıydı. “Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhamı, / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı” Akif’in dua hükmüne geçen temennisi, Bediüzzaman’ın yanında Kur’ândan başka kitabın bulunmadığı Barla’nın dağlarında, bağ ve bahçelerinde telif edilecek olan Kur’ân hakikatleri ve tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı telif edilecekti...

Bundan bir asır önce Barla

Bir asır önce Nurs’a benzeyen Barla, bütün ihtişamıyla, asude mekanlarıyla, haşmetli dağlarıyla Bediüzzamana kucak açmış istikbal ediyordu. 1 Mart 1927’de baharın arefesinde cemreler düşüyordu bir bir... Son cemre Barla topraklarında zamanın kalbine ışıl ışıl müjdelerle düştü. Marifet ve muhabbetle ilahi aşk ateşinin gönüllere düştüğü gibi Kur’ân güneşinin sırrı, işareti, cazibesi insan ve kâinatın yaratılış hikmetleri, Barla’da yazılıp okunacaktı satır satır... Güneşin doğuşuyla bahar coşkusu, yeni haşri ve yeni dirilişleri haber veriyordu. Uzakta kayık üstünde namaz kılan nur yüzlü bir adamın silüeti görünüyordu. Barla afakında bir damla, umman olacak, nurlu bir kıvılcım gönüllere dokunacaktı!.. 

Sonra cennetâsâ bahar kokusu, bahar sevinci, diriliş heyecanıyla uyanacak tabiatta her şey... Dağıyla taşıyla huzur bulacaktı o kutlu ve mübarek belde. İnsanlığın makûs talihi, Kur’ân dersiyle, hakikatlerinin nefesiyle, uyanış müjdesiyle yeni bir mevsim başlayacaktı. Asr-ı Saadet gibi çiçekler açacaktı, gül şehrinin münbit topraklarının gönül bahçelerinde... 

Her hayrın başı olan Bismillah ile başladı, divit gıcırtılarıyla satırlara dökülmeye... Küçük Sözler’i okuyan karanlığın koyu zulmeti ve manevî tahribatların gönülleri yaraladığı meş’um bir zamanda, Kur’ân hakikatlerini duyuran Barla Sıddıkları, “Zaman, imanı kurtarmak zamanıdır!” diyen Bediüzzaman’ı tanıdı, sevdi, dost, kardeş, talebe oldular... 

Barla’da başlayan Risale-i Nur hizmeti, destansı bir diriliş hareketi olarak Isparta’nın her tarafında emsali görülmemiş bir gayret ve inayetle inkişaf ediyordu. Bu müjdeli faaliyetlere Üstad, bu asrın manevî ve dehşetli kışında açan güzel çiçeklere benzetmiştir. Bin Kalemli Sav Köyü’nü ve canla başla çalışan öteki beldeleri iftiharla nazara verip şöyle ifade etmiş: “Bu memlekete harika bir keramet-i inâyet-i Rabbaniye ve Risale-i Nur Talebelerine hârikulâde bir ikram-ı İlâhidir diye itikad edip, Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür ederiz.” (Kastamonu Lâhikası, s. 138.)

Elle yazılarak dağıtılan Risale-i Nurlar 

Yasaklar devrinde Bediüzzaman etrafında harman olan bahtiyarlarla, Risale-i Nur’un el yazısıyla yazılarak gizlice neşredildiği zorlu dönemde yaklaşık 600 bin nüsha elden ele Anadolu’nun her köşesine ulaştırılmıştır. Nur Talebeleri, nurlu tarihin altın sayfalarında, hafızalarda, hatıralarda, hayallerde, gönüllerde, dualarla yerlerini almış isimsiz iman kahramanlarıdır. 

O bahtiyar; Saff-ı Evvel Nur Talebeleri, Kâtipler, Naşirler, Nur ve Gül Fabrikaları Sahipleri, Isparta Kahramanları, Barla Sıddıkları, Nur Postacıları, Mübarekler Heyeti... gibi ünvanlar almışlar. Daha başka Şefkat Kahramanı Hanımlar, Ümmi İhtiyarlar, Masum Çocuklar, Çiftçiler, Çobanlar, Yörük Efeleri Risale-i Nur’dan aldıkları derslerle her biri manevî zevk, lezzet, şevk, sürur ve huzurla Nurlar’ı okumuş, dinlemiş, yazmış, çoğaltmışlar... “Hem Sav Köyü’nün bahadır çobanları torbalarında Risale-i Nur’u yazmak için taşımaları, aynı oradaki hanımların fedakârlıkları gibi, bu havalide gayet tesirli bir medar-ı teşvik olacak.” (Kastamonu Lâhikası, s. 66) 

Bir devrin rengini değiştiren nesl-i cedit hareketi

Isparta ve havalisi sınırlarını aşarak memleketin her tarafına heybeler, torbalar içinde Nur Risaleleri imana muhtaç insanlara ulaştırılmış. Komünizm gibi inkârcı fikirlere ve dinsizlik tehlikesine karşı Peygamberimizin (asm) istikamet yolunu gösteren iman, ibadet, ihlâs ve fazilet dersleri vererek parlayan Nurlar, aşkla, şevkle ve heyecanla gittiği her yerde rağbet görmüş, akıllarda, kalplerde, ruhlarda iştiyakla ve muhabbetle yerini almıştır. 

Hasan Feyzi Yüreğil, o heyecanı şöyle ifade etmiş: “Şek yok ki o nurdur okunan Hazret-i Kur’ân, / Ol nur-u ezel hem sebeb-i hilkat-i insan.” “Bir fasl-ı bahar başladı illerde bugünden, / Bir sohbet-i gül başladı dillerde bugün.” “Benden bana ben gitmek için Risale-i Nur diye koştum, / Nur derdine düştüm de denizler gibi coştum...” (Emirdağ Lâhikası. s. 144.)

Elli senelik ömrün meyvesi...

Bediüzzaman geride kalan elli senelik ömrü; Risale-i Nur külliyatı, esasları, düsturları ve hizmetin şahs-ı manevîsi olarak Barlada meyve vermiştir. Bediüzzaman, kuvvetin hakta ve ihlasta olduğunu Barla’daki hizmetleri, başka yerlerdekiyle kıyaslayarak delil göstermiştir: “Çünki yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul'da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada sizinle yedi-sekiz senede yüz derece fazla edildi.” (Lem’alar s. 277.)

Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde, her şeyden uzakta, mahrumiyetlerle “tecrid-i mutlak” içinde unutularak ölüp gitmesi istenilen Bediüzzaman, Kur’ân’ın ulvî hakikatleri Risale-i Nurlarla geleceğe ışık tutmuş, yol göstermiştir. Kurtuluş reçeteleriyle Müslümanlara ve insanlığa tahkikî imanın fazilet derslerini vermiştir. "Onlar istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır" (Saff Suresi: 8) 

Risale-i Nur Külliyatı, başta Yeni Asya Neşriyat olmak üzeri, çeşitli yayınevleri, vakıfların ve ilim insanlarının yürüttüğü çalışmalarla 70’den fazla dünya diline çevrilmiştir. Birçok üniversitede araştırma ve tez sonusu olduğu gibi basın, yayın ve sosyal medya organlarında sürekli neşredilmektedir...

Bediüzzaman’ın Barla’ya gelişinin 100. Yılı 

06.09.2026 tarihinde Barla’da icra edilen programa Anadolu’nun her tarafında akın akın gelen yaşlı, genç, çocuk Nur Talebeleri, Barla’yı bilen, Bediüzzamanı tanıyan, kitaplarını okumuş, Kur’ân davasına gönül vermiş, mümtaz ve münevver insanlardır. Bu kalabalık bir asırlık istikrarlı duruşun, şuurlu yürüyüşün farkındaydı. Barla’da sonbahar güzelliklerinin güneşli bir gününde, köy halkıyla kaynaşan, düğün salonunda birlikte yemek yiyen, sohbetler eden, Bediüzzaman Hazretleri ve Risale-i Nurların telifi ve neşri hatıralarını yadeden 2000’e yakın topluluk, bayram sevinciyle müstesna, unutulmaz bir zamanın huzurunu tattılar...   

Öğle namazından sonra Yeni Asya Vakfı Tesislerinde devam eden programda Mesut Karabacak’ın sunumuyla, Yeni Asya Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Av. Âdem Şahintürk açılışta selamlama konuşması yaptı. Ali Tel Hoca güzel sesiyle Kur’ân-ı Kerim tilaveti huşu ile dinlendi. İslâm Yaşar, Bediüzzaman'ın hayatından anekdotlar ve Bediüzzaman’ın Barla hayatından örnekler anlattı. Bursa’da mukim, programa teşrif eden Son Şahitlerden Rıdvan Utangaç, Üstadımızın selamını söyleyerek Bediüzzaman'la görüşmesini anlattı. “Benim selamlarımı, beni ve sözlerimi duyan, okuyan herkese söylersiniz” dediğini ifade ederek katılımcıları selamladı. Üstadın hatıralarından bahsetti. Bu muhteşem davayı bütün dünyaya açan Yeni Asya Gazetesi’ni ve onu hizmete devam ettiren kardeşlerimi cân-ı gönülden tebrik ederim, dedi. Barla Belgeseli, marşlar, şiirler, hatıralar ve sonunda okunan çok sayıda hatimlerin duasıyla program sona erdi. 

Ziyaretler ve Barla’ veda

Bediüzzaman Hazretlerinin Barla'ya gelişinin 100. Yılına katılan aileler, yaşlılar, gençler, çocuklarla Barla sokakları doldu taştı. Her yerde, her evde, her caddede Bediüzzaman Hazretleri ve hatıraları konuşuldu. Ziyaretçiler Üstadın kaldığı, gezdiği mekanları, medreseyi, altındaki çeşmeyi, Uluçınarı, Yokuşbaşı Camii’ni, Mus mescidini, Barla kabristanını, Cennet bahçesini ve daha başka ziyaret yerlerini tamamladıktan sonra, Barla’ya veda edip ayrılırken sonbaharın ayrılık hüzünleri çöktü gönüllere...  

İkindi vaktinde güneşin kızıllıklarla Çamdağı zirvelerinden batı ufkuna sarkmasıyla ahirzamanı hatırlatan akşam vaktinin gariplikleri ve kabri hatırlatan ölüm sessizliği ile yalnızlık duyguları içinde kabirlerinde huzur içinde yatan Bediüzzaman Hazretlerini ve kahraman talebelerinin çektikleri çile ve kazandıkları zaferleri tefekkür, dua ve niyazlarla anarak herkes memleketlerine dönüyordu...

Son

.............................................................................

Not: Bu yazı Üstadın hayatından bir özet mahiyetinde şahsi yorumlarla sade bir anlatımla Üstadın Barla'ya gelişinin 100. Yılı nedeniyle hazırlanmıştır.

Belgesel formatında tanzim edilmediğinden dipnot ve kaynak belgelerine gerek duyulmamıştır.  

Okunma Sayısı: 177
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı