"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şefkat hissi

Muzaffer KARAHİSAR
18 Eylül 2020, Cuma
Yazın sıcak bir günüydü, Erol Usta’ya uğradım.

Yarım asrı aşkın süredir koşumculuk mesleğini icra ediyor, Erol Usta. Koşumculuk, tarihi çok eskilere dayanan bir el sanatı. Zamanla rağbet azalsa da geçmişte uzun yıllar tarımda, taşımada, savaşta, yarışta atların gücünden faydalanmak için koşum malzemesi yapım ustalığı çok kıymetli, değerli ve geçerli bir meslekti. 

Kapıdan içeri girince koşumcu mesleğine ait ne ararsan var. Saraç aletleri, koşum malzemeleri, duvarlara asılı hamıt, başlık, kayış çeşitleri, eskiden kalma koşum atlarını süsleyen sükseli boncuklar, aynalı halkalar, tokalar, döküm pullar, püsküller nazara çarpıyor. Antika eşya sergisi gibi bakan bir daha bakıyor. Erol Usta, yarım asırdır icra ettiği koşumculuk mesleğinin muhabbetine yıllarını vermiş. Alınteri, göz nuru ile geçimini helâl para ile temin etmiş, tecrübeli, mütevazı, hoş sohbet bir insan.

O dükkâna girdiğim zaman, içerdeki atların koşum malzemeleri ve kayış kokuları beni yıllar öncesine alır götürür. Köy hayatında bütün işler, emektar atların sırtından geçerdi. O bakımlı, güçlü, gösterişli, eşkin, uzun yeleli, dik başlı atlar, arabaya koşulur, tarlalarda pullukla toprak aktarılır, harmanda bir yılın mahsulü düvenle sürülür, samanla taneler ayrılırdı. İnsan emeği ve hayvan gücüyle soğukta, sıcakta tarım yapılan zor günleri, bitmeyen işleri, çekilen çileleri kader edinmiş eli nasırlı Anadolu insanının dağda, kırda ömür tüketmiş halleri gözümün önüne gelir…

Usta, mesleğini anlatırken birincisi, insan mesleğini sevmek, ikincisi şefkat ve merhamettir, dedi ve devam etti. Biz canlılara elbise diken terzi gibiyiz. Çalışan hayvanın vücuduna uygun, ölçülü, ayarlı ve simetrik malzeme imal etmek mesleğin püf noktasıdır... Bizim meslek, ağzı dili olmayan ve ağır işlerde çalıştırılan zavallı hayvanlara yönelik bir nevî iş kıyafeti üretmektir. 

Koşum malzemesi, hayvanın canını acıtacak, huzursuz edecek, verimi düşürecek kalitesiz işçilik ve malzemeden uzak durmak gerekir…

Daha çok şeyler anlattı. Oradan ayrılırken “şefkat” hissi zihnimde birçok hakikatleri çağrıştırdı. Üstad’ın “Hem şefkat dahi, aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tariktir ki, Rahîm ismine isal eder.” sözü şefkat hissinin sırlarını düşünürken yaz sıcağında bir kafe önündeki gölgede, kafesteki kuşun hali, dikkatimi çekti. Sıcağın şiddetinden kanatlarını yanlara uzatmış, ağzını iyice açmış derin derin nefes alıp ferahlamaya çalışıyordu. Bunalmış bir hali, şefkatimi celp etmişti. Bir anlık sathî bakış ve afakî hisle aşırı sıcakların hayatı zorlaştırdığı, mahlûkatı bunalttığı zehabına kapıldım.

Yola devam ediyorum. Cumhuriyet Mahallesi’nde, bir ara sokakta, eski bir apartmanın önündeki küçük bahçede gördüğüm muhteşem kayısı ağacı bana ibretli bir ders verdi. Bir süre o ağaca baktım. Fazla yaşlı olmayan ağacın bütün dalları, ekşi ve gök kayısı meyvelerinin ağırlığından aşağı sarkmıştı. O ağır yüküyle itina ve intizamla vazifesini yapıyordu. 

Bahçe etrafında oyun oynayan çocuklar, her gün gördükleri, ancak ülfet perdesiyle dikkat etmedikleri o ağır yüklü ağacın sarkmış dallarını ve benim meraklı, şaşkın bakışımı fark etmediler bile. 

Her şeyin hakikatinin Esma-i İlâhî’ye dayandığını, bütün mevcudatın Cenab-ı Hakk’ın tasarrufunda olduğundan “O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış…” (Secde, 7) Hakikatlerden gaflet edip, hikmetine ve rahmetine münafi, hatalı fikrime kayısı ağacından ikaz ve ihtar geldi. Lisan-ı haliyle: “Güneş sıcağı olmasa, olgunlaşmayı bekleyen meyve yükümle daha ne zamana kadar bekleyeceğim?” der gibi duruşu, bir kuşa şefkat hissiyle sehven kâinattaki intizama fikir serd etmem; kendi âcz, fakr ve kusurumun nedamet ve istiğfarla farkına varmama vesile olmuştu.

Bu satırları yazmaya başlamadan tekrar o ağacı görmeye gittim. Sıcaklarla dallarındaki meyveler olgunlaşıp tükenmişti. Yere sarkmış dalları, duâ eder gibi tekrar semaya yükselmiş, tevekkül ve teslimiyetle hafi zikrine devam ediyordu. “Hiçbir şey yoktur ki O’nu övüp O’nu tesbih etmesin.” (İsra, 44) Etrafında koşuşturan insanlar anlamasa da… 

O günden sonra, şefkat mesleği olan Nur hakikatlerinin zenginliklerini derk etmek, künhüne vâkıf olmak ümit ve gayretiyle akıl, kalp ve ruhumun lâtifeleriyle daha çok anlayarak okumaya, tefekkürle mütalâaya, mülâhazaya ihtiyacımın olduğunu anladım… 

Okunma Sayısı: 1285
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı