“İKİNCİ DÜSTURUNUZ: Bu hizmet-i Kur’aniyede bulunan kardeşlerinizi tenkid etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nev’inden gıbta damarını tahrik etmemektir.” (Lemalar, s. 276.)
DÖRDÜNCÜ DÜSTURUNUZ: Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirane iftihar etmektir.” (Lemalar, s. 278.)
Nihai olarak, yine dizide Yunus Emre karakterinde gözlemlediğimiz çok önemli bir tasavvuf hareketini nazara verip meseleyi tamamlamış olalım. Yunus Emre, çektiği cefalara rağmen, cefa eden müridler başta olmak üzere hiç kimseye küsmemiş ve gücenmemiştir. Şiirlere yer vermeden hemen belirtelim ki; o aşkla yoğrulmuş muhabbet, en sonunda Molla Kasım’ı bile vicdana getiriyor ve ölmeden önce pişman olup, Yunus’dan yana dönmesine vesile oluyor.
“Yüz bin cefâ kılsan bana
Senden yüzüm döndürmezem
Cânım dahî alır isen
Senden yüzüm döndürmezem
Seni severem cân ile
Kul olmuşam fermân ile
And içerem Kur’ân ile
Senden yüzüm döndürmezem
Yûnus gerçek âşık isem
Hakk yoluna sâdık isem
Hizmetlere lâyık isem
Senden yüzüm döndürmezem
Beri gel barışalım,
Yad isen bilişelim.
Atımız eğerlendi,
Estik elhamdulillah.
İndik Rum’u kışladık,
Çok hayır, şer işledik.
Uş bahar geldi geri,
Göçtük elhamdulillah.
Dirildik pınar olduk,
İrkildik ırmak olduk.
Artık denize dolduk,
Taştık elhamdulillah.
Taptuk’un tapusunda,
Kul olduk kapısında.
Yunus miskin çiğ idik,
Piştik elhamdülillah.
***
Yunus Emre’nin tarikindeki aşk berzahı, Risale-i Nur’da daha keskin bir hakikat olarak vardır: Şefkat. Üstad Hazretleri şefkatin, Kuran’dan istifade ederek bulduğu tarikin dört esas umdesinden birisi olarak zikreder. “Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tarîktir ki Rahîm ismine îsal eder.”
Şefkat, Rahîm isminin bir tecellisi olup, en iyi yansımalarını annelerde görmekteyiz. Şefkatin içinde o kadar şiddetli bir muhabbet ve aşk vardır ki, masum ve zayıf yavrusuna duyduğu şefkat, annelerin gözünde hastalıklar veya musibetlere düçar olmak bir tarafa; ölümü bile hiçe saydırır. Öyle ki, bir anne tavuk, yavrusuna duyduğu şefkatten dolayı, o selamette kalsın diye köpeklere veya canavarlara karşı geri dönüşü veya kaçışı olmayan bir savaşa girebilir. Bir anne, kendi istirahatini hiçe sayıp, günler belki aylarca belki yıllarca, yavrularının ihtiyacını karşılamak için uğraşıp didinir. Aşk belki mukabele bekleyebilir ancak şefkat karşılıksız sevmektir. Dolayısıyla Nur talebeleri arasındaki münasebetlerdeki ölçü de en az bir annenin yavrusuna duyduğu koruyucu his kadar keskin olmalıdır. Bir Nur talebesi, şahsını kardeşinde feda ve fena edecek kadar sevmeli ve sevilmelidir. Kardeşinde bir kusur görse, ona şefkat edip acımalıdır. Lütufla ıslahına çalışmalıdır. Çünkü Allah’ın emri budur. Hem mesleğinin esası budur. Hem Nurcuyum iddiasındaysa, Rahîm ismine mazhardır, bu sebeple bu düsturun dışında hareket edemez. Hem ihlâsla hareket etmek bunu gerektirir. Hem Üstad Hazretleri emretmiş ki: “Kardeşim, hizmeti düşünmeyin; Cenab-ı Hak hizmeti en muhalife de yaptırır. Sizin düşüneceğiniz; uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüddür.”
Vesselam.