İktidarın en iddialı olduğu konuların başında, ekonomik sıkıntıları sona erdirmek geliyordu.
Hemen her gün, “Eski Türkiye” diyerek geçmişte yaşanan gıda kuyruklarından bahsediyorlardı. Aradan neredeyse çeyrek asır geçti ve bugün Türkiye yine derin bir ekonomik kriz yaşıyor.
Her yıl enflasyonu tek haneye indirmeyi hedef olarak açıklıyorlar. Mesela, senenin başında 2026 için yılsonu hedefi yüzde 16 olarak açıklanmıştı. Aradan aylar geçip de bu hedefin tutturulamayacağı anlaşılınca ‘hedef düzeltmesi’ yapıldı. Ekim 2026 itibarıyla açıklanan resmi enflasyon rakamı yüzde 30 civarındadır. Sene başında ilan edilen hedeften ne kadar uzaklaştığını artık uzmanlar hesaplasın.
Konu ile ilgili bir haberde şöyle denilmiş: “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), beklenen ekim ayı enflasyon verilerini duyurdu. Açıklanan verilere göre ekim ayında enflasyon yüzde 2,58, yıllık enflasyon ise yüzde 29,77 olarak hesaplandı. TÜİK’in açıklamalarına göre Mayıs 2026’da yüzde 32.61 olan enflasyon sırasıyla haziranda yüzde 32.11, temmuzda yüzde 31.75, ağustosta yüzde 31.51 ve eylül ayında yüzde 29.73’e düşmüştü. Yüzde 2,58’lik ekim ayı enflasyonu ile yıllık enflasyon 4 ayın sonunda yüzde 29,73’ten yüzde 29,77’ye çıkarak yükselmiş oldu. 2026 Ocak’ta yıllık enflasyon TÜİK’in hesaplamalarına göre yüzde 30,65’ti. Ekim ayında açıklanan verilere göre geçen 9 aylık sürede enflasyonun yüzde 1 bile düşmediği görüldü. 9 aylık süreçte enflasyon yüzde 0.88 düşüş gösterdi.”
Tabii hiç bir konuda kendinde kabahat bulmayan iktidar, enflasyonun düşmemesinin suçunu da kendisinden başka herkese atmanın peşinde. En çok başvurulan bahane de “dış güçler.”
Elbette dünyanın başka ülkelerinde de ekonomik krizler yaşanıyor, ancak Türkiye’deki kriz çok daha farklı. Uzmanların da ifadesine göre ülkemizde yıllardan beri bir “servet transferi” söz konusu ve fakir daha fakir olurken ekseriyetle zenginler daha da zengin hale geliyor. Yani işin temelinde gelir dağılımındaki bozukluk var.
Peki gelir dağılımındaki bozukluğun sorumlusu kim? Ya da bu bozulmayı düzeltmesi gereken iktidar değil mi? Son günlerde haklı olarak gündemi meşgul eden “fon yolsuzluğu” da bir yönüyle “servet transferi” değil mi? Fonlara bir lira koyun, 11 lira almaya göz yuman sistem, bir yönüyle de servet transferini teşvik etmiş olmaz mı?
Ekonomi meselesini birinci gündem maddesi yapmak istemeyiz. Her zaman olduğu gibi milletimizin “Önce ekmek değil, önce hürriyet” demesini ve bunu talep etmesini arzu ederiz. Fakat bu, ancak sağlam bir eğitimle mümkün olur. “En büyük düşman”lar arasında yer alan “cehalet”in teslim aldığı milyonlardan “önce hürriyet” demesini beklemek eşyanın tabiatına aykırı olur.
Şunu da görmek icap eder ki, iktidar sadece ekonomik konularda değil, eğitimden dış politikaya, aile işlerinden hukuk meselelerine kadar “pek çok konuda” başarısız. Yaşanan hadiseler millet ekseriyetinin de bu durumu görmesine vesile oluyor. İnsanlar zulmeder, kader adalet eder...