"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Deniz Gezmişlere yazık değil miydi?

04 Mayıs 2021, Salı
Kutlular Ağabey rahmetli olduktan sonra, ona bir çok zevat vefasını gösterip, onu iyilikle yâd ettiler. Bunlardan biri de Ruşen Çakır’dı.

Ruşen Çakır, youtube üzerinden, mu’tad yaptığı bir programına; “Said Nursî, Nurculuk ve Mehmet Kutlular” başlığını verip, yarım saate yakın, o mevzuyu anlattı. Bizler de ona tebrik ve teşekkür cevaplarıyla karşılık verdik. Konuşmasının bir yerinde, kendisinin solcu olduğunu, bunu saklamadığını ve bu gibi programlarından dolayı, kendi cephelerinden çok tenkid aldığını da söyledi. Ve şöyle bir ifade de bulındu. “...solcu birisinin İslâmî birisini okuması, merak etmesi ve onun kimi yönlerini takdir etmesi kadar doğal bir şey yoktur. Aynı şekilde, tersine, bir İslâmcının, sağcının vesairenin meselâ, bir Deniz Gezmiş’ten, Mahir Çayan’dan bahsetmesi, ki bahsetmeleri gerekir. Bahsetmeyenler, o çok, Erdoğan’ın tabiriyle, ‘yerli ve millî’ özelliğini taşımayanlardır.”

Bu söz, daha doğrusu son kısmı, bana biraz dokundu ve içimden dedim ki; “Kardeş, siz Nurcuları, hele de Yeni Asya Nur Cemaatini çok iyi tanımamışsınız. Niye bahsetmeyelim ki... Elbette Yeni Asya’nın bir şiarı olan, “hakkın, doğrunun sözcüsü” olmak sadedinde, fena ve fani adamların sözlerini, Külliyatına alan bir Üstadın talebeleri olan bizler de, elbette hak ve doğruyu nazarlara veririz.” Ve bunun üzerine, böyle bir makale yazmayı düşündüm. 

Aslında, 12 Mart hadisesi üzerine yazdığımız makalede, Deniz Gezmişlerin, banka soyup, yanımızdan hızla geçtiğini ifade ettiğim kısmını okuyan, kendisi de, ODTÜ mezunu olan,  müdakkik arkadaşım Murad Nardağ, bana başından geçen bir hadiseyi anlatmış ve sonrasında, Ruşen Çakır’ın anlattığı bu kısımdan bahsetmem üzerine, gelecek seneki 12 Mart sene-i devriyesinde yazmayı düşündüğümü de söyleyince, Murad kardeşim dedi ki; “6 Mayıs, onun ölüm senesi, o gün de yazabilirsin.” Gerçekten de onun söylemesi iyi oldu, ben bilmiyordum. Hem, mevzuun aktüalitesi çok geçmeden, hem de tarihine münasiplik olması bakımından bu gün yazıyoruz.

Murad kardeşimin anlattığı hatıra şuydu: “1975 yılının bahar aylarındaydı. ODTÜ Hazırlık Okulu’nda okuyordum. Evden çıktım elimdeki ders kitapları ile okulumuzun Sıhhiye’deki otobüs duraklarına doğru yürüyordum. Arkamdan, uzun boylu, kıravatlı, takım elbiseli, tahminen 50’li yaşlarda birisi yetişti. Aramızda şöyle bir konuşma geçti. ‘Merhaba evlât, nereye böyle?’ ‘Okula gidiyorum Amca.’ ‘Nerede okuyorsun?’ ‘ODTÜ’de okuyorum Amca.’ ‘Aferin, çok güzel oğlum. Ben Deniz Gezmiş’in babasıyım. Gencecik oğlumu kaybettim, yüreğim yanıyor evlâdım. Sakın ha, sakın ha, olaylara filân karışayım deme! Bir an önce okulunu bitirmeye bak. Ciğerim yanıyor, yüreğim kan ağlıyor evlâdım...’, ‘Olur, pekiyi, teşekkür ederim, sağolun amca...’ Durumuna çok üzüldüğüm bu iyi insan, yine aynı hızlı adımlarla yoluna devam etti…”

Bu sözleri duyunca, yüreği yanan bir babanın hâli gözümün önüne geldi ve ben de üzüldüm. Evet, netice itibariyle, devlete ve millete karşı işlenen bir fiilden dolayı, devletin o bildik reflekslerinin hareketiyle idam edilmişlerdi. Ama iş oraya gelene kadar nasıl olmuştu da bu gençler bu vaziyete gelmişti? Kim, bunları bu hâle getirmişti? İşe bir de bu cihetten bakmak lâzım. 

Babam rahmetli, bizlere çok kıssalar anlatır ve bunun üzerinden de ders verirdi. Şöyle bir şey anlatmıştı: “Zamanın birinde, adamın biri çok büyük hırsızlık yapmış ve idama mahkûm olmuştu. Son arzusunu sorduklarında, ‘Annemi getirin, onu dilinden öpmek istiyorum’ demiş. Annesini idam meydanına getirmişler, adamın yanına çıkınca ‘Anne, dilini uzat da bir öpeyim’ demiş. Anne dilini çıkartır çıkartmaz, oğlu ‘hartt’ diye annesinin dilini ısırıp kopartmış. Tabiî meydandaki ahali şaşırmış. Niye böyle yaptığını sorduklarında; ‘Beni bu hâle getiren annemdir. Daha küçük bir çocukken, komşunun kümesinden yumurta çalar getirirdim. Annem, bana kızıp, nasihat edeceği yerde, beni sever ve aferin oğlum der, iyi yaptığımı söylerdi. Daha sonra, tavuk, kuzu derken, ne çalıp getirdiysem, hep beni teşvik etti. İşte, onun için beni bu hâle getiren annemin dilini koparttım’ demiş.”

İşte bu kıssa da, bana onu hatırlattı. Dediğimiz gibi, neticede, devlete, millete yapılan fiilin tasvip edilecek tarafı yok. Ama bu gençleri, hepsi de bu vatanın birer evlâdı olan bu gençleri, (şu anda da PKK alçaklarının elindeki gençler de buna dâhil) bu hâle getiren kim? Süfyanizm değil mi? Altı asırdır İslâmiyet’in bayraktarlığını yapan bu aziz milleti, “Din öldürülecektir! Dinsiz bir nesil yetiştirilecektir!” diyerek, terbiye-i İslâmiyeden uzaklaştıran, materyalist bir felsefe ile yetiştirilen, hak, hukuk, adaleti yerle bir eden bu Süfyanizm sistemi değil miydi bu yanlış ve bozuk işlerin müsebbibi?

Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bunu, tâ 1951 senesinde, tam tarihiyle işaret etmişti. Meyve Risalesi’ndeki; “....Eğer beraber olsa, Milâdî 1971 olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak” dediği, işte buydu. Fitne, fesat tohumlarını ekenler, bırakın onları ıslah etmeyi, bilâkis daha da alevlendirerek, kendi elleriyle, öyle bir anarşist nesil yetiştirmişlerdi. Dolayısıyla da işte öyle, sonradan da o gençleri itlâf ederek, bozuk çarklarını, bozuk düzenlerini, hep kan dökerek devam ettire gelmişlerdir.

Evet, yazık değil miydi Deniz Gezmişlere?

Okunma Sayısı: 2028
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hilal

    4.5.2021 14:47:34

    Öncelikle şunu söyleyeyim. Yorum yapan Neslinur hanım yazıyı tam anlamamış galiba. İki kere okudum. Osman abi o hikâyeyi, çocuk yetiştirilme ve terbiyesine örnek için vermiş. Yani, islam terbiyesiyle çocukların yetişmesi gerektiğini, aksi halde, böyle başımıza muzır hale geldiğini ifade etmiş. Ve buradsn da günümüze göndermede bulunarak, bu sistemin eğitim metodunun yanlışlığına temas edip, islâm terbiyesi ile yetiştirilseydi böyle olmazdı demek istemiş. Yoksa, hikâye başka bir anlamda değil.

  • Ali

    4.5.2021 12:45:05

    Özünde çok samimi çok cesur ve vatansever sol önder gençler. Bedel ödeyen çileyi hapsi göze alan. Amma ellerine Risalei Nur geçmemiş. Şimdi de var böyle gençler. Hatıra/ ağıt yerine bu şaşkın cevherlere ulaşmanın yollarını araştırsak.. O yıllarda Odtü de çok seçkin nurcu gençler vardı; Deniz' leri dersaneye getirmeleri mümkün olabilirdi.

  • Neslinur

    4.5.2021 11:36:15

    Muhterem osman ağabey kaleminize sağlık. Fakat annesinin dilini koparan idama mahkum delikanlı örneği konuyla alâkasız olmuş kanaatimce. Drniz gezmiş i idama mahkum eden sebep banka soymak değil ki. Merhum adnan menderes ve iki bakanı idama mahkum eden zihniyet yusuf aslan deniz gezmiş hüseyin inan ı idama mahkum etmiş. Tezatlıklar ülkesindeyiz bu üç delikanlının belgeselini izlemiştim günümüzde hayatları dramatize edilerek ekrana yansıtılmıştı. İçim burkulmuş, keşke müebbete mahkum edilselermiş demiştim .

  • Hüseyin

    4.5.2021 04:46:15

    Osman kardeş önce şaşırdım, " napıyor bu Osman kardeş yahu, anarşistimi övecek acaba?" dedim ama öğle değilmiş. Sağol kardeşim Allah razı olsun. Her zaman güzel mevzulara temas edip işilyor ve bir nur talebesine yakışır şekildede tahlil ediyorsun. Yazdığın çok doğru. APO da öyle ya işte. Gene sen yazmıştın galiba. Ankara'da derslere gelmiş. Keşke devam etseydide hem kendi kurtulsaydı hemde memleket bu hale gelmezdi.

  • Elif Yıldırım

    4.5.2021 03:57:31

    Maşallah Osman abicim konuyu harikulade özetlemişsiniz.

  • Sezai MUMCU

    4.5.2021 00:51:45

    Youtube ortaminda Nurcularin hazirladigi bir reportaji tevafuken dün izledim "8 Cezaevi Görmüş Koğuş Ağası" ile yapilmis bu reportaj. Kendisi Deniz Gezmis ile ayni kogusta bulunmus din iman konusunda kendisiyle konusmus. Aganin kendisi de delikanli SAGCI biriymis. Sagcilarin ve solcularin KURULMUŞ TEZGAHLARLA aldatıldıgını çok güzel izahlarla anlatıyor. Hapislere düşen gençlerin o dönemlerde kasten uyuşturucu ve haplarla hapishanelerde MANİPULE edildiği dile getiriliyor. Hapse bir Sağcı/Solcu meselesinden girenlerin davasına sadakat göstermemesi durumunda kendi çevrelerince ceza infaza maruz kaldığı belirtiliyor. Lise de benden bir sınıf önde olan mahalle arkadaşım Ankara da okumaya baslamış ilk 6 ay hem sağcılardan hem de solculardan dayak yemiş hem de jandarma ve polis şiddetine maruz kalmış akli dengesi kalmamıştı. Ben Liseden mezun olur olmaz soluğu Almanya da çalışan babamın yanında aldım.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı