Salisen: Kâinattaki umur-u hayriyedeki kanunların mümessili, nâzırı hükmünde olan meleklerin vücudu, ittifak-ı edyan ile sabit olduğu gibi, umur-u şerriyenin mümessilleri ve mübaşirleri ve o umurdaki kavânînin medarları olan ervah-ı habise ve şeytaniye bulunması, hikmet ve hakikat noktasında kat’îdir. Belki umur-u şerriyede zîşuur bir perdenin bulunması daha ziyade lâzımdır. Çünkü Yirmi İkinci Söz’ün başında denildiği gibi, herkes, her şeyin hüsn-ü hakikîsini göremediği için zâhirî şerriyet ve noksaniyet cihetinde Hâlık-ı Zülcelâl’e karşı itiraz etmemek ve rahmetini itham etmemek ve hikmetini tenkit etmemek ve haksız şekvâ etmemek için zâhirî bir vasıtayı perde ederek, tâ itiraz ve tenkit ve şekvâ o perdelere gidip, Hâlık-ı Kerîm ve Hakîm-i Mutlak’a teveccüh etmesin. Nasıl ki vefat eden ibadın küsmesinden Hazret-i Azrail’i kurtarmak için hastalıkları ecele perde etmiş; öyle de Hazret-i Azrail’i (as) kabz-ı ervaha perde edip, tâ merhametsiz tevehhüm edilen o hâletlerden gelen şekvâlar Cenab-ı Hakk’a teveccüh etmesin.
Öyle de, daha ziyade bir kat’iyetle, şerlerden ve fenalıklardan gelen itiraz ve tenkit Hâlık-ı Zülcelâl’e teveccüh etmemek için hikmet-i Rabbaniye, şeytanın vücudunu iktiza etmiştir.
Rabian: İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hülâsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bizzarure bulunacaktır. Meselâ nasıl ki insanda kuvve-i hafızanın vücudu, âlemde Levh-i Mahfuzun vücuduna kat’î delildir; öyle de, insanda kalbin bir köşesinde lümme-i şeytaniye denilen bir alet-i vesvese ve kuvve-i vâhimenin telkinatıyla konuşan bir şeytanî lisan ve ifsad edilen kuvve-i vâhime küçük bir şeytan hükmüne geçtiğini ve sahiplerinin ihtiyârına zıt ve arzusuna muhalif hareket ettiklerini, hissen ve hadsen herkes nefsinde görmesi, âlemde büyük şeytanların vücuduna kat’î bir delildir. Ve bu lümme-i şeytaniye ve şu kuvve-i vâhime bir kulak ve bir dil olduklarından, ona üfleyen ve bunu konuşturan haricî bir şahs-ı şerirenin vücudunu ihsas ederler.
Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, s. 166
LÛGATÇE:
ervah-ı habise ve şeytaniye: Şeytanî ve habis ruhlar; kötü, fesatçı ruhlar.
hüsn-ü hakikî: Gerçek güzellik.
ibad: Kullar.
ittifak-ı edyan: Dinlerin ittifakı.
kavânîn: Kanunlar.
kuvve-i vâhime: Vehim ve hayal duygusu; şüphe etme duygusu.
lümme-i şeytaniye: İnsanın kalbinde bulunan, şeytanın vesvese verdiği nokta.
mübaşir: Bir işe başlayan, girişen, mübaşeret eden.
mümessil: Temsilci.
nâzır: Nezaret eden, bakan, gözeten.
salisen: Üçüncü olarak.
şekvâ: Şikâyet.
umur-u hayriye: Hayırlı işler.
umur-u şerriye: Kötü işler.
zîşuur: Şuurlu.