Ayfer Yörü: İşârâtü'l-İ'caz da geçen "elhamdülillah" bahsinde “Saniyen: Şu elhamdülillah cümlesi, her biri niam-ı esasiyeden birine işaret olmak üzere, Kur'ân'ın dört süresinde tekerrür etmiştir.” (En'am, Kehf, Fatır ve Sebe' sureleridir.) Elhamdülillah cümlesi neden bu dört sürede tekerrür etmiştir, bilgi alabilir miyim?
El-Hamdü’lillâh Kelimesi
Biz, gerek tahmid esnasında, gerek tesbihât esnasında, gerek dualarımızın ve ibadetlerimizin içinde, gerek yemek yedikten ve su içtikten sonra, gerekse dilimizde muazzez bir vird olarak her zaman tekrarlaya geldiğimiz “El-hamdü’lillâh” kelimesiyle; Allah’ın noksan sıfatlardan berî; kemâl sıfatlarla muttasıf; izzet, azamet, celâl ve ikrâm Sahibi; gerçek şan ve şeref Sahibi; gerçek büyük, üstün, kudsî, ulvî, yüce, gâlip, kâinâta hâkim; varlıklar üzerinde emir, hüküm ve tasarruf Sahibi oluşunu tasdik etmiş; bildiğimiz ve bilmediğimiz ne kadar kemâl sıfatlar varsa hepsiyle tavsif etmiş; ne kadar noksan sıfatlar varsa hepsinden tenzih etmiş olmaktayız.
Böylece de gerçek övgüye, medh ü senaya, üstün, aziz ve yüce tutmaya, kadr u kıymetini bilmeye lâyık tek varlığın Allah Teâlâ (cc) olduğunu kâmil manada tasdik ve iman ettiğimizi beyan etmiş olmaktayız.
Hamid ve Mahmud
Cenab-ı Hakk’ın kendi zâtını “çok övülen ve övülmeye lâyık” manasında Kur’ân’da “Hamîd”1, Cevşen’de de “Mahmûd” ismiyle2 isimlendirdiğini dikkate alırsak; Allah’a hamd etmekle, Allah’ın gerçek övgüye ve medh ü senâya lâyık olduğunu ifade ve teslim etmiş olduğumuz anlaşılmış olur.
Peygamber Efendimiz ’in (asm) “Mahmûd” ve “Muhammed” isimleri de “yerde ve gökte çok övülen” manasında hamd kökünden gelmektedir. Makam-ı Mahmûd, Resûl-i Ekrem Efendimize (asm) çok salavât-ı şerife getirenler için Rabbânî bir feyiz, lütuf ve nimet sofrası hükmündedir.3 Bu yüce makam, Allah’ın, meleklerin, tüm zîşuurların ve tüm mahlukatın övdüğü gerçek bir makam olarak Resulullah’a (asm) Cenab-ı Hak tarafından (asm) vaat ve tahsis edilmiştir.
Ya Şükür Nedir?
Hamd’in eş anlamlı olabilecek bir diğer manası daha vardır: Şükür.
Şükür; lügatte kadir ve kıymet bilmek, takdir etmek, tebrik etmek, teşekkür etmek, iyiliklere karşı memnuniyet göstermek, memnun olduğunu bildirmek ve hissettirmek, iyiliği iyilikle karşılamak, bir şeyin karşılığını vermek manalarında kullanılmıştır.
Istılahta ise; kulun, Allah’ın ihsan ve iyiliklerini takdir etmesi, memnuniyet göstermesi, Allah’ın kadir ve kıymetini bilmesi, Allah’a iyiliklerinden dolayı dili ile, kalbi ile ve bedeni ile teşekkür etmesi, Allah’ın iyilikleri karşısında minnet duyması demektir.
Kâinata dikkat edilse, kâinatın teşkilâtının şükrü netice verecek tarzda tanzim edildiğinin görüleceğini beyan eden Üstad Bediüzzaman (ra), bu büyük hilkat fabrikasının çıkardığı mahsulatın en âlâsının şükür olduğunu, yani kâinatta zerrelerden kürelere kadar her ne varsa, her bir şeyin şükre baktığını, şükre müteveccih olduğunu kaydeder.4
Cenab-ı Hak bizden umumi ve hususi olarak şükür istiyor. Çünkü biz bir yandan halife-i rûy-i zemin makamında, kâinatın en şerefli takvimi mesabesindeyiz; bu sıfatımızla şükrümüz ve ibadetimiz umumîdir.
Diğer yandan ise kendi varlığımıza ait şükür ve ibadet görevimizi ifa etmekle mükellefiz.
Dipnotlar:
1- Hûd Suresi: 73.
2- Cevşen, 85/5.
3- Mesnevî-i Nûriye, s. 76.
4- Mektubat, s. 348.