Hem “Madem gündüz bedahetle güneşi gösterdiği gibi zemin yüzünde mevsimlerin tebeddülünde küllî ölmek ve dirilmekte perde arkasında bir Mutasarrıf;
gayet intizamla koca küre-i arzı bir bahçe, belki bir ağaç kolaylığında ve intizamında ve azametli baharı bir çiçek sühuletinde ve mizanlı ziynetinde ve zemin sahifesinde üç yüz bin haşir ve neşrin numune ve misallerini gösteren üç yüz bin kitap hükmündeki nebatat ve hayvanat taifelerini (onda) yazar, beraber ve birbiri içinde şaşırmayarak, karışık iken karıştırmayarak, birbirine benzemekle beraber iltibassız, sehivsiz, hatasız, mükemmel, muntazam, manidar yazan bir kalem-i kudret, bu azameti içinde hadsiz bir rahmet, nihayetsiz bir hikmet ile işlediği gibi; koca kâinatı, bir hanesi misillü, insana musahhar ve müzeyyen ve tefriş etmek ve o insanı halife-i zemin ederek ve dağ ve gök ve yer tahammülünden çekindikleri emanet-i kübrayı ona vermesi ve sair zîhayatlara bir derece zabitlik mertebesiyle mükerrem etmesi ve hitâbât-ı Sübhaniyesine ve sohbetine müşerref eylemesi ile fevkalâde bir makam verdiği ve bütün semavî fermanlarda ona saadet-i ebediyeyi ve beka-i uhrevîyi kat’î vaad ve ahdettiği halde, elbette ve hiçbir şüphe olmaz ki, bahar kadar kudretine kolay gelen dâr-ı saadeti o mükerrem ve müşerref insanlar için açacak ve yapacak ve haşir ve kıyameti getirecek” diye, Muhyî ve Mümît ve Hayy ve Kayyum ve Kadîr ve Alîm isimleri, Hâlık’ımızdan sormamıza cevap veriyorlar.
Şualar, 11. Şua, 7. Mesele, s. 236
LUGATÇE:
beka-i uhrevî: ahiretteki sonsuzluk.
emanet-i kübra: büyük emanet, en büyük emanet.
halife-i zemin: yerin halifesi; dünyadaki bütün varlıklar üzerinde tasarruf eden.
haşir ve neşir: kıyametten sonra bütün insanların yeniden dirilip toplanması ve yapılan her şeyin ortaya çıkarılması.
Hayy: gerçek hayat sahibi olan, Allah.
hitâbât-ı Sübhaniye: Allah’ın kusursuz ve noksansız hitapları.
iltibas: yanlışlık, karışıklık.
Kadîr: kudret sahibi olan ve her şeye gücü yeten Allah.
Kayyum: hiçbir şeye muhtaç olmadan var olan ve Kendisinin ayakta tutmasıyla her şeyin varlığının devam ettiği manasında Allah’ın bir ismi.
küllî: umumî, genel.
küre-i arz: yer küre, dünya.
Muhyî: ölüleri dirilten, hayat veren Allah.
musahhar: boyun eğen, emir altına giren, istenilen hâle konulmuş.
Mutasarrıf: tasarruf eden, tasarruf sahibi olan, her şeyin sahibi olan, mâlik.
mükerrem: aziz, saygıdeğer, muhterem.
Mümit: diriltip can verdiğine vakti gelince ölümü veren Cenab-ı Hak.
müzeyyen: ziynetlendirilmiş, süslü.
sühulet: kolaylık.
tebeddül: başkalaşma, değişme.
tefriş etmek: sermek, yaymak, döşemek.
zabit: subay, askere kumanda eden rütbeli asker.
zîhayat: hayat sahibi.