YIKILMIŞ BİR MEZARIM Kİ...
EDDÂÎ (HÂŞİYE-1)
Yıkılmış bir mezarım ki,
yığılmıştır içinde
Said’den yetmiş dokuz
emvat (HÂŞİYE-2) bââsâm âlâma.
Sekseninci olmuştur
mezara bir mezar taş,
Beraber ağlıyor (HÂŞİYE-3)
hüsran-ı İslâma.
Mezar taşımla püremvat
enindar o mezarımla
Revanım saha-i ukba-i ferdâma.
Yakînim var ki,
istikbal semavatı, zemin-i Asya
Bahem olur teslim yed-i
beyza-i İslâma.
Zira yemin, yümn-ü imandır;
Verir emni, emân ile enâma…
HÂŞİYE-1:
Bu kıt’a, onun imzasıdır.
HÂŞİYE-2:
Her senede iki defa cisim tazelendiği için iki Said ölmüş demektir. Hem bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar Said yaşayacak.
HÂŞİYE-3:
Yirmi sene sonraki bu şimdiki hâli, hiss-i kable’l-vuku ile hissetmiş.
Sözler, s. 778
***
KABRİMİ HİÇ KİMSE BİLMEMEK LÂZIM GELİYOR
“Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.”
Biz de Üstadımızdan sorduk:
“Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men ediyorsunuz?”
Cevaben Üstadımız dedi ki:
“Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfîden mana-yı ismî ile tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbâlden ziyade dünyevî istikbâli hayal edinmiş olmaları ile, eski zamandaki lillâh için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur’daki a’zamî ihlâsı kırmamak için ve o ihlâsın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garbda, hem kim olursa olsun, okudukları Fatihalar o ruha gider.
“Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek” dedi.
Hizmetinde Bulunan Talebeleri
Emirdağ Lahikası, 345. mektup, s. 533
LUGATÇE:
âlâm: elemler, üzüntüler, sıkıntılar.
bââsâm: günahlarıyla, hatalarıyla beraber.
bahem: beraberce.
eddâî: “dua eden, duacınız” anlamında, eskiden ulemanın imza yerine yazdıkları kelime.
emân: emin kılma, korkusuz kılma, emniyet içinde bulundurma.
emn: emniyet, güven, huzur, korkusuzluk.
emvat: ölüler.
enâm: yaratılmış olan bütün mahlûkat, halk.
enindar: iniltili.
hüsran-ı İslâm: İslâmın kayıpları, sıkıntıları.
püremvat: pek çok ölüler.
revanım: yürümekteyim.
saha-i ukba-i ferda: yakın gelecekteki; ahiret sahası, mahşer meydanı.
yakîn: kesin inanç.
yed-i beyza-i İslâm: İslâmın parlak eli.
yemin: kuvvet.
yümn-ü iman: imanın bereketi, kuvveti, uğuru.