"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

15 Temmuz gerçekleşseydi…

Ahmet DURSUN
16 Temmuz 2026, Perşembe
Tarihî olaylarda kullanılan neden-sonuç ilişkisi, kronolojik bakış, empatik yaklaşım gibi değerlendirme metotlarının dışında Bediüzzaman’ın bize öğrettiği farklı bir değerlendirme biçimi de söz konusudur.

Meseleyi kaderî cihetiyle değerlendirebilme, olaylara hikmet nazarıyla bakabilme ve gerçekleşen bir olayın tam tersi durumundaki muhtemel sonuçları dikkate alabilme yaklaşımı klasik tarihçiliğe de yol gösterici, farklı bir bakış açısıdır.    

Rüyada Bir Hitabe’de Bediüzzaman’a sorulan "Bu mağlubiyetin neticesi ne olacak? Galibiyette ne olurdu?", “Hangi fiilinizle kadere fetva verdiniz ki, şu musibetle hükmetti?” gibi sorular ve bu sorulara verilen cevaplar, meseleleri hangi yönleriyle ve nasıl değerlendirmemiz gerektiği hususunda bizlere yol gösteriyor. 

İlk olarak, Bediüzzaman’ın şer gözüken hadiselerden hayır çıkabileceği şeklindeki hikmet içerikli yaklaşımı ve Cihan Harbi mağlubiyetini “bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telafi edilecektir.” şeklinde müjdeli bir şekilde yorumlaması, şer gözüken olayların zahiri çukurlarında boğulacak tarzda takılıp kalmamayı, büyük resme bakabilmeyi bizlere öğütlüyor.  

Bu bağlamda 15 Temmuz’u değerlendirirken de Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu usule riayet etmek,  bu süreci doğuran kaderî fetvaları düşünebilmek, siyasetin konjonktürel dayatmalarına esir olmadan geleceğe bakabilmek son derece kıymetlidir.  

Türkiye’nin hali hazırdaki demokratik kazanımlarını büyük ölçüde yok eden 15 Temmuz’la ilgili “hangi fiillerimizle kadere fetva verdirdik” sorusu bu yazının konusu olmamakla birlikte, bu soru cemaat -siyaset ilişkilerinin hangi düzlemde yürütülmesi gerektiğinin cevaplanması bakımından önemlidir. Bu soru, uzun süre Türkiye’yi şekillendiren iktidar-cemaat ortaklığının (siyasal İslam-siyasetli cemaat ortaklığı) arka planındaki dine hizmet, İslam’a adanmışlık, iktidar yoluyla toplumu İslamî anlayışlara göre dönüştürme gayelerinin usul ve esaslarında yapılan majör hataların neler olduğunu ortaya koyacak şekilde tarafların iç muhasebesini de gerektirir.  

Peki 15 Temmuz gerçekleşseydi…? Gerçekleşmeyen bir darbenin muhtemel sonuçlarının şu anda gerçekleşenlerin mazereti sayılamayacağını ifade ile; 

15 Temmuz gerçekleşseydi “Biz ferec ve ferah ve sürur ve fütuhat isteriz-fakat kâfirlerin kılıcıyla değil!” şeklinde Bediüzzaman tarafından ifade edilen mühim bir hakikat çiğnenmiş olacak, okyanuslar ötesinin derin mahfilleri, çok istedikleri, kullanılmaya elverişli  zeminlere kavuşacaklardı. 

15 Temmuz gerçekleşseydi sorusuna verilecek ikinci cevap, bugün gerçekleşmeyen bir darbe girişiminin doğurduğu -Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin de etkisiyle- şiddetli otoriterlikten daha şiddetli ve uzun vadeli, daha totaliter, küresel ölçekli hegemonik  bir yapıya geçilebileceği öngörüsüdür. Bu yapının muhtemel ortaklarını tahmin etmek hiç de zor olmamalıdır. 

15 Temmuz gerçekleşseydi, Emeviye’de namaz kılma hayalleriyle Ortadoğu’ya ittirilen Türkiye, ABD-İsrail ortaklığına ait gizli emellerin fiili uygulayıcısı olur, bugünkü İran savaşının muhtemel ortaklarından biri haline geliverirdi. 

15 Temmuz gerçekleşseydi, Türkiye’deki dini hayatın ve İslamî hizmetlerin farklı bir mecraya taşınacağına şüphe yoktur. Küçücük bir “the cemaat” eleştirisini zecrî yaklaşımlarla reddedenlerin her şeye hakim olduğu bir konjonktürde Türkiye’deki dini hayatı vesayet altına alınacağı, hakim gücün yoğurduğu bir kıvamda dini grupların hayatiyetlerinin devamına izin verileceği muhtemeldi. Vesayet ihtimalinin şekillendireceği alanların ayrıca yargı, siyaset ve eğitim sistemi olacağını da söylemek abartılı bir tahmin olmaz sanırım. 

Ve 15 Temmuz gerçekleşseydi, Risale-i Nurların sadeleştirilmesi daha da hız kazanacak, muhtemelen sadeleştirilmiş Risale-i Nur metinleri yalnızca kitapçılarda değil, okul kütüphanelerinde de yerini alacak, bu büyük bir iman hizmetiymiş gibi pazarlanacak, yeni yeni bandrol ve telif problemleriyle, insanların Risale-i Nur’un orijinal metinleriyle buluşması engellenecekti.

Okunma Sayısı: 332
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hasan taşkın

    16.07.2026 00:08:10

    Harika tespitler tebrikler

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı