Risaletü’n-Nur sâir telifat gibi ulûm ve fünundan ve başka kitaplardan alınmamış.
Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstadı yok, Kur’ân’dan başka mercii yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden mülhemdir ve sema-i Kur’ânîden ve âyâtının nücumundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.
***
Hem yazılan eserler, risaleler, ekseriyet-i mutlakası, hariçten hiçbir sebep gelmeyerek, ruhumdan tevellüd eden bir hâcete binaen, anî ve def’î olarak ihsan edilmiş. Sonra bazı dostlarıma gösterdiğim vakit, demişler: “Şu zamanın yaralarına devadır.” İntişar ettikten sonra ekser kardeşlerimden anladım ki tam şu zamandaki ihtiyaca muvafık ve derde lâyık bir ilâç hükmüne geçiyor. [....]
***
Risale-i Nur’un mesleği, sair tarikatlar, meslekler gibi mağlup olmayarak, belki galebe ederek pek çok muannidleri imana getirmesi, pek çok hadisatın şehadetiyle, bu asırda bir mu’cize-i maneviye-i Kur’âniye olduğunu ispat eder. O dairenin haricinde, ekseriyetle, bu memlekette, bu hususi ve cüz’î ve yalnız şahsî hizmet veya mağlubâne perde altında veya bid’alara müsamaha suretinde ve te’vilât ile bir nevi’ tahrifat içinde hizmet-i diniye tam olamaz diye, hâdisat bize kanaat vermiş.
***
Risale-i Nur, Kur’ân’ın ve Kur’ân’dan çıkan bürhanî bir tefsir olduğundan, Kur’ân’ın nükteli, hikmetli, lüzumlu, usandırmayan tekraratı gibi onun da lüzumlu, hikmetli, belki zarûrî ve maslahatlı tekraratı vardır. Hem Risale-i Nur, zevk ve şevk ile dillerde usandırmayan, daima tekrar edilen Kelime-i Tevhidin delilleri olmasından, zarûrî tekraratı kusur değil; usandırmaz ve usandırmamalı.
Hizmet Rehberi, s. 24-30
LUGATÇE:
bid’a: dinde olmayıp da dine sonradan giren âdetler.
bürhanî: delilli, delil cinsinden.
fünun: fenler.
me’haz: bir şeyin alındığı yer, kaynak.
merci: kaynak, makam.
muannid: inatçı, inat eden.
mu’cize-i maneviye-i Kur’âniye: Kur’ân’ın manasına ait mu’cize.
mülhem: ilham edilmiş; ilham almış.
nücum: yıldızlar.
tekrarat: tekrarlar.
telifat: telifler, yazılmış kitaplar.
ulûm: ilimler.