Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerinin yeniden canlandırılması gerektiğini ve bu konuda Avrupa Birliği Kurumlarına da ehemmiyetli bir vazife düştüğünü hep yazıyoruz.
Bilhassa son on beş senede, iki geri bir ileri yürüyüşü ile ne kadar gerilere düştüğümüzü bu son fon soygunu da açıkça gösterdi. Zira bu türden olaylar nedense(!) AB’de olmuyor. Bizde de AB süreci tavsadığında oluyor ya da artıyor.
Türkiye’deki tek adam rejiminin destekçilerinin hileli işlerinden biri de AB’yi “dağıldı dağılacak” ya da “Türkiye’ye muhtaç olacaklar” gibi göstermek. “Kedi yetişemediği ete ‘mundar’ dermiş” meseli bunlar için tam geçerli.
Bugün köşemizde, Yeni Asya’nın sadık takipçisi ve destekçisi, demokratlıkta istikametli ve tavizsiz, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Beytullah Afşin’in bir WhatsApp grubunda paylaştığı önemli bir değerlendirme yazısını, kendisinin de izniyle aynen vermek istiyoruz.
***
Karikatürist Amjad Rasmi tarafından çizilen bir karikatür 5 Ekim 2026’da Al-Shark Al-Awsat’ta yayınlandı. Karikatürde bir boks ringi var. ABD bu ringden iniyor. İniyor ama köşesini altı yumruklu bir milis boksörüne devrederek. Ve karşı köşede de Irak var. Buna binaen hatıra gelen düşünceler:
Amerikan askerleri 20 seneden fazla süren işgalden sonra güya Irak’tan çekiliyor. Görünürde çekiliyor fakat haddizatında çekilmiş gibi yapıyor. Zira arkasında, ona vekâleten iç savaşı körükleyerek ülkedeki istikrarsızlığı devam ettirecek pek çok çıbanbaşı kukla organizasyonları bıraktı. Tavşana “kaç” tazıya “tut” diyerek zengin petrol havzalarının kontrolünü ellerinde tutmak istiyorlar. Asıl gaye bu, gerisi bahane, lâf u güzaf.
İran’ı ise uyguladıkları ağır ambargoya ilaveten Yemen’de Husileri S. Arabistan’a karşı kışkırtarak köşeye sıkıştırmak suretiyle pes ettirmek istiyorlar.
Afganistan’ı bir “kukla”ya teslim ettiler, güya terk ettiler. Suriye’de de öyle. Böl-parçala, kavgaya tutuştur, çatıştır, yönet, sömür, semir. Kukla değiştir, hâkimiyete ve sömürerek semirmeye devam et.
Arap baharı vb. hepsi oyun içinde oyun: Zalimlerin satranç oyunları.
Âlem-i İslâm gaflete devam. Musibetlerden ders almasını bile bilmez/bilemez hâle getirildi Müslümanlar.
Malikü’l-Mülk’ün de bir hesabı var şüphesiz.
Ve Bediüzzaman’ın şu cümleleri ufuk açıcı: “Yalnız ehemmiyetli bir endişe ve bir teselli kalbime geliyor ki: Bu geniş boğuşmaların neticesinde eski harb-i umumîden çıkan zarardan daha büyük bir zarar, medeniyetin istinadı, menbaı olan Avrupa’da deccalane bir vahşet doğurmasıdır. Bu endişeyi teselliye medar; âlem-i İslâm’ın tam intibahıyla ve Yeni Dünya’nın, Hıristiyanlığın hakikî dinini düstur-u hareket ittihaz etmesiyle ve âlem-i İslâmla ittifak etmesi ve İncil, Kur’ân’a ittihad edip tâbi’ olması, o dehşetli gelecek iki cereyana karşı semavî bir muavenetle dayanıp inşâallah galebe eder.” (Emirdağ Lâhikası, s. 87.)
Türkiye’nin AB üyeliği, çeyrek asırdır, dahilî ve haricî fesat şebekelerinin kundaklamaları marifetiyle şuurlu şekilde engellendi ve sonunda askıya alındı. Halbuki Türkiye böyle bir ortaklıkta stratejik bir rol oynayabilir, bir muvazene unsuru olabilirdi. Böylelikle bölgemizdeki ve dünyadaki pek çok zulmün karşısında kuvvetli bir siper teşkil edebilirdi. Heyhat, olan oldu.
Ahrarlar (Hürriyetçi demokrat misyon) panzehirdi, bu yüzden muhtelif tezgahlarla ve ayak oyunlarıyla berhava edilerek sinsice devre dışı bırakıldı. Meydan liyakatsiz, şahsî menfaat zebunu, çapsız zevata terk edildi.
Siyaseten derlenip toparlanma şart ve oradan işe başlamalı. Yiğit düştüğü yerden kalkmalı.