"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Az daha okuyup ormancı olsaydın ya?”

Durmuş Ali İnci
20 Ekim 2026, Salı
Bir sevda idi öğretmen olmak-25

Okulda dersleri artık iyice yoğunlaştırmış, bir an önce çocuklara okuma yazmayı öğretmenin telaşına düşmüştüm. “Sürgülü cümle oyunu” büyük ilgi görmüş, çocukların öğrenme şevki artmıştı. Kısa zamanda ilk öğrencilerim okumaya ve yazmaya başlamışlardı.

Ben de boş durmuyordum. Çocuklardan, evlerine gidince oyalanmadan biraz dinlenmelerini, ardından derslerine çalışmalarını ısrarla istiyordum. Hatta bazı günler, okul paydosunda hızlıca minarenin şerefesine çıkar, çocukların evlerine dağılışlarını oradan gözetlerdim. Öğretmenlik, daha ilk görev yerimde bütün benliğimi sarmıştı.

Bu yoğun günlerimden birinde, öğle paydosunda gençlerden biri yanıma geldi.

— Hocam, köy odasında misafirler varmış. Muhtar sizi de davet ediyor.

“Davete icabet sünnettir” deyip köy odasına gittim. Kapıyı açarken selam verip, “Hoş geldiniz.” dedim. Odaya doğru ilerlerken dikkatimi dışarıdaki hareketlilik çekti. Köylülerden ikisi ellerinde birer atla hayvanların terini soğutuyor, bir başkası yem ve saman hazırlıyordu. Hatıpların Ömer Ağa da üzerinde kapaklı bakır kapların bulunduğu büyük bir tepsiyle merdivenlerden çıkıyordu.

Anlaşılan misafirler hatırı sayılır kişilerdi. İçeri girdiğimde, yer sofrasına kapaklı bakır kaplarla mükellef bir yemek dizilmişti. Sofrada bağdaş kurmuş iki ormancı oturuyordu. Yüzleri bana yabancı gelmemişti. Sanki daha önce bir yerde görmüştüm. Muhtar Salih ve Ömer Ağa da sofradaydı.

İkisi birden:

— Hocam, buyurun. Köyümüz adına özür dileriz. İşlerimizin çok yoğun olduğu bir zamanda gelmişsin.

Sofraya oturdum. Ormancılardan biri gülümseyerek:

— Hocam, Aşçı Halil’de sizi görünce çok üzüldük. Bu köy çok misafirperverdir. Fakat kimse sizin farkınıza bile varmamış.

İşte o anda hatırladım. Beni uzaktan gözleyen, Aşçı Halil’de bir acı kahve ısmarlayanlar bunlardı. “Bize niçin bu kadar ilgi yok da bunlara bu kadar rağbet var?” der gibi Ömer Ağa’ya baktım.

Ömer Ağa, dizlerinin üzerinde hafifçe yükselip el kol hareketleriyle hikâyeyi ballandıra ballandıra anlatmaya başladı:

— Bir gün kaymakam bey, Şahmelek-Ali köy tarafından ciple bizim köye geliyormuş. Gali mezarlığın yanında çamura saplanmış. Yoldan geçen yaşlı bir teyzeye seslenmişler:

— Köye gidiyorduk. Burada çamura saplandık. Bize yardım edecek birilerini çağırsan...

Kadın sormuş:

— Ay olum! Sen necisin?

— Ben Tavşanlı kaymakamıyım.

Kadın başını sallamış: Kime desem kimse sana yardıma gelmez. Ormancı olsaydın gopa gopa herkes gelirdi.

Sonra da noktayı koymuş: Ay olum! Accık daha okuyup da bi ormancı olamadın mı?

Odadaki kahkahalar bir anda yükseldi.

Bu sözler yalnızca bizi güldürmemişti; köy hayatının ince bir gerçeğini de gösteriyordu. Ormancıların köydeki yeri başkaydı. Onlar sık sık köylünün işine koşuyor, köylü de onları el üstünde tutuyordu. Ben ise daha köye geleli çok olmamış, çocukların peşine düşmüş genç bir öğretmendim. Üstelik o günlerde köyün en önemli meselesi, çocukların okuma yazma öğrenmesiydi. Belki de onların gözünde benim “ormancı” kadar işe yarar olmam için biraz daha beklemem gerekiyordu. Bu hikâye, öğretmenliğin köyde nasıl yer edineceğini bana düşündürmüştü.

 — Devam edecek —

Okunma Sayısı: 184
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı