Azerbaycan’da başörtüsü yasağı haberlerinin yürek burkan etkisindeyiz birkaç gündür.
Söylemler, yapılanlar öyle bir dejavu yaşatıyor ki gençlik yıllarından bugüne kadar bir ömrü etkileyen ne yaşadıysak aynısına yıllar sonra şahit olmak gerçekten çok üzüyor.
“Bir bitmedi mağduriyetiniz!” diyor ya bir kesim. Bitirmiyorlar ki bitsin.
Dinî bir gereğin yerine getirilmesinden bu kadar korkulması, masum yavruların bir suçlu gibi en temel hakkından mahrum edilmesi, hele devlet başkanının “Arap-Fars kültürünü temsil eden sembollere geçit vermeyip millî kültürün korumasına öncülük edeceğiz” minvalinde sözleri bir insanın geleceğine ipotek koymaktan başka bir şey değil.
Üniversite’nin ilk yılında başım açıktı. Yasaklı dönem olmasına rağmen ikinci dönemde başörtülü gittim okula. Makbul bir öğrenciyken bir örtü ile birden sistemin dışına itilmiş oldum. Atandığı halde görev yerini baş açmamak için bırakan, mesleğini özellerde ağır işçi statüsünde yapmaya çalışan bir öğretmen. Birçok arkadaşım belki telafi etti, bizden sonraki kuşaklar serbestiyet ile rahat etti, mağduriyetler bir ölçüde aşıldı, evet. Ama o alaycı “Bir bitmedi mağduriyetiniz” sözü kaldı!
Onların alaycılığı bir yana dursun bitmiyor işte! Hortluyor bir yerlerde, bir başka coğrafyada. Hem de daha çocuk sayılacak yaştaki öğrencilerin üstüne boca edilen suçlama, hakaret, engellemelerle!
Siyasetin geçit vermesi ile aşılacak şey değil başörtüsü kimliği. Engellenmesiyle de vazgeçilmeyecek.
Benim yıllardır fark ettiğim bir şey var ki başörtüsü ile bir yere gelenlerin hâlâ zenci muamelesi görmesi. Mesleğinde ne kadar başarılı olursa olsun bir avamlık yaftası, kendisiyle eş kabul edememe hastalığı hâlâ geçerli!
1980’li yıllarda başarılı bir eğitim hayatı olmuş, tarih bölümü okuyan, geçmişi, kültürü, değerleri ile bağ kuran, millî değerlerine sahip çıkan bir genç kızın dinî değerlerini yaşama arzusunun mührü kabilinden başını örtmek istemesi nasıl diğer bütün her şeyi silip süpürdü ise, bugün de birilerinin nezdinde siyaset ile özdeşleşen bir hazımsızlık ve öfkenin kurbanı oluyor. Dünün izzetli başörtülü mücadelesini bugün kabul görmek için her türlü tavizi verenlerin çokluğu gölgelese de aslında bu derin mağduriyetin bir yansıması. Hani şaşırdığımız, bunca mücadeleden sonra nasıl açıldı dediğimiz hemcinslerimizin zihni alt yapısında yatan temel gerçek bence bu. Kimi artık dinimi tam yaşayamıyorum, başörtüsü bir fazlalık oldu dese, kimi yaşadığı travmaların sonunda dindar kimliği hatırlatan her şeyi veto babından örtüsünü başından çekse de ben bu durumu, görünür olmanın tek yolunun bu olduğuna kanaat getirmekten gelen bir teslim bayrağı olarak görüyorum.
Din düşmanlığı çeşitli söylemlerin arkasına gizlense de değişmediği gibi, dini değerlere sahip çıkmak da değişmemeli, tavsamamalı gerçeğini Azerbaycan’da yaşananlar bize hatırlatmalı. Müslümanların zulme uğraması bitmiyor. Bu zulüm, o coğrafyada dinine sahip çıkanları artıracaktır ümidindeyim. Bizde de bu gevşeklikten, özentilikten silkinmeye bir vesile olsun diyorum.
Bir bitmedi mağduriyetimiz! Bitmeyecek ki. Müslümanın garip olması gerçeği değişmiyor ki bitsin! Bunlar dünyanın hay huyu. Mağdur olmak haydi bir yere kadar. Asıl mesele nefislerin mağlup olmaması. Bu mücadele ise son güne kadar! Allah o vartaya düşmekten kurtarsın cümlemizi.