"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şeriat-ı Garrâ, adaleti ve hakikî hürriyeti câmi’dir

Risale-i Nur'dan
05 Ağustos 2026, Çarşamba
(Dünden devam)

Dördüncü Hakikat: Şeriat-ı Garrâ, kelâm-ı ezelîden geldiğinden, ebede gidecektir. Zira şecere-i meylü’l-istikmal-i âlemin dalı olan insandaki meylü’t-terakkînin mahsul ve semeresi olan istidadın telâhuk-u efkârla hâsıl olan netaicinin teşerrüb ve tegaddi ile büyümesi nisbetinde, Şeriat-ı Garrâ aynen maddî zîhayat gibi tevessü ve intibak edeceğinden, ezelden gelip ebede gideceğine bürhan-ı bâhirdir. Asr-ı Saadet olan sadr-ı evvelin hürriyet ve adalet ve müsâvâtı bâhusus o zamanda delil-i kat’îdir ki, Şeriat-ı Garrâ müsâvâtı ve adaleti ve hakikî hürriyeti cemî revâbıt ve levazımatıyla câmi’dir. İmam-ı Ömer (ra), İmam-ı Ali (ra) ve Salâhaddin-i Eyyûbî âsârı bu müddeâya delil-i alenîdir. Buna binaen kat’iyen hükmediyorum:

Şimdiye kadar noksaniyetimiz ve tedenniyatımız, sû-i ahvâlimiz dört sebepten gelmiş:

1. Şeriat-ı Garrânın adem-i mürâat-ı ahkâmından,

2. Bazı müdâhinlerin keyfemâyeşâ sû-i tefsirinden,

3. Zâhirperest âlim-i cahilin veyahut cahil-i âlimin taassubât-ı nâbemahallinden,

4. Sû-i tâli’ cihetiyle ve sû-i intihap tarîkıyla müşkilü’t-tahsil olan Avrupa mehâsinini terk ederek, çocuk gibi hevâ ve hevese muvafık zünub ve mesâvî-i medeniyeti tûtî gibi taklittendir ki bu netice-i seyyie zuhur ediyor. Memurîn hakkıyla vazifesini îfâ etse, memur olmayan ilcaat-ı zamana muvafık sa’y etse, sefâhete vakit bulamayacaktır. Bu iki kısmın herhangisinde bir fert, sefâhete inhimak gösterdi ise, bu, heyet-i içtimaiye içinde muzır bir mikrop suretine giriyor.

Eski Said Dönemi Eserleri, Nutuk, s. 95

LUGATÇE:

adem-i mürâat-ı ahkâm: hükümlere riayet etmemek, uymamak.

âsâr: eserler, izler. (mecazen: gidişler, meslekler.)

bürhan-ı bâhir: açık ve parlak delil.

câmi’: içine alan, toplayan, kapsayan.

cemî: bütün, tüm.

inhimak göstermek: düşkünlük göstermek.

intibak: uyum sağlama.

istidad: kabiliyet, yetenek.

kelâm-ı ezelî: Allah’ın zamandan münezzeh konuşması (Kur’ân-ı Kerim).

levazımat: gerekli şeyler, ihtiyaçlar.

meylü’t-terakkî: ilerleme ve gelişme meyli.

müdâhin: dalkavuk.

müsâvât: eşitlik.

netâic: neticeler, sonuçlar.

revâbıt: bağlar, ilgiler.

sadr-ı evvel: öncekiler, ilk gelenler.

semere: meyve, sonuç.

Şeriat-ı Garrâ: parlak Şeriat; Kur’ân ve sünnete dayanan İslâm hukuku.

şecere-i meylü’l-istikmal-i âlem: gelişmeye ve mükemmelleşmeye yönelmiş olan kâinat ağacı, kâinat.

taassubât-ı nâbemahal: yersiz bir şekilde tutuculuk göstermeler.

tedenniyat: gerilemeler, düşüşler.

tegaddi: gıdalanma, beslenme.

telâhuk-u efkâr: fikirlerin birbirine eklenmesi ve birikmesi.

teşerrüb: içme; emme, özümseme.

tevessü etmek: genişlemek, yayılmak.

zîhayat: hayat sahibi, canlı.

zünub ve mesâvî-i medeniyet: medeniyetin günahları ve kötülükleri.

Okunma Sayısı: 150
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı