"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

MÜZİSYEN ÖMER FARUK TEKBİLEK:Tek hayalim Allah’a kul olmak

17 Aralık 2012, Pazartesi
Turkisny internet sitesine konuşan müzisyen Ömer Faruk Tekbilek, “Allah’tan tek istediğim, şu anda bulunduğum konumdan uzaklaştırmasın. Kulluğumun idrakini arttırsın. Allah’ım, kulluğumuzun idrakine varmamızı nasip etsin. En büyük mertebe Ona kul olmak. Tek hayalim o” dedi.
En büyük hayalim Allah’a kul olabilmek

Dünya çapında tanınmasını sağlayan birçok başarılı albüme imza atmış. Birçok farklı millete Türk’ü ve Türkiye’yi tanıtmış. Doğu ve batı ezgilerini folklorik ve sufi ezgilerin içinde sentezleyerek yaptığı eserlerle dinlerken insanlara huzur vermiş bir isim Ömer Faruk Tekbilek, Adana şehrinde doğmuş ve genç yaşta müzikle uğraşmaya başlamıştır. Ney ve bağlama eğitiminin yani sıra birçok enstrümanla da ilgilenmiş, Türk müziği, ritm ve makamlarını öğrenmiştir. Erken yaşta İstanbul’da bazı müzisyenlerle çalışma imkânı bulmuş, ayrıca Mevlevî kültürünü yakından tanıma fırsatını da elde etmiştir. 1971’de 20 yaşında Türk Klâsik Folklor grubunun üyesi olarak gittiği Amerika’da evleneceği bayan ile tanışmış, 1976 yılında kalıcı olarak Amerika’ya yerleşmiştir. Bir süre Sultans adlı grubuyla müzik hayatına devam ettikten sonra prodüktör Brian Keane ile tanışmış, sonrasında eserlerinde dünya çapında beğeni kazanmıştır. Bugüne kadar, dünyaca tanınan birçok sanatçıyla çalışmış, çok sayıda yerli ve yabancı ödül kazanmış, albümleri dünya çapında yüksek satış rakamlarına ulaşmış ve farklı ülkelerde büyük konserler vermiştir. Turkishny Haber Portalı olarak müziğiyle kültürler arası kardeşliğe dikkat çeken virtüöz Ömer Faruk Tekbilek ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle kendinizden bahseder misiniz? 
Ben müzisyenim herşeyden evvel. Ney ve Ud’un yanı sıra Bağlama da benim 50 yıllık enstrümanım. Küçük yaştan beri müzikle yaşıyorum. Ayrıca CD’lerim var. Bu zamana kadar toplamda 9 Solo CD’im çıktı. Brian Keane ile beraber 4-5 tane de film müziği yaptık. En son Burç FM’de yayınlanan ‘Efendimiz’in (asm) fon müziğini yapmıştık. Yani müzik yapıyorum. Genellikle beni Neyci olarak bilirler. 

Amerika’ya gelişiniz nasıl oldu? 
1971 yılında bir turne hazırlığı vardı. İstanbul’dan Avrupa’ya ordan Amerika’ya gelecekler. O turne ile beraber; Sevim Deran, Muzaffer Akgün, Şaban Adanalı ile birlikte önce Avrupa sonra burası. Amerika’ya ilk gelişim bu şekilde oldu. O zaman şuanki eşimle tanışmıştım. Müzisyen kardeşi ile o zaman beraber çalmıştık. Sonra ben askere döndüm. Gitmek zorundaydım. Sonra eşimle yazışmaya başladık. Askerlik boyunca yazıştık. 1975’te nişanlandık. 1976’da evlendik. Daha sonra buraya göç ettim. O günden beri burda yaşıyorum. 

AMERİKA POZİTİF DÜŞÜNME KABİLİYETİ VERİYOR

Amerika’da olmak neler katıyor insana? Türkiye’de olsaydım şunlar olmazdı meselâ diyebileceğiniz şeyler nelerdir? 
Herşeyden evvel burada kazandığım özelliklerden biri ‘Yapabilme Gücü’ herşeyi yapabiliyorsunuz. Kendi çevreniz içerisinde hürsünüz. Bu hürriyeti alabilme imkânı yaşadım burda ben. İlk başlarda bir fabrikada işe başlamıştım. Onu çabuk kabullendim. Günlük hayatın da gerekli olduğunu anladım. Çünkü Türkiye’de iken hep müzisyendim. Hiç iş yapmamıştım. Burada çalışmam gerektiğini anladım ve kabullendim. 17 yıl fabrikada çalıştım. O zaman zarfında onu öğrendim; düzenli bir gelirin olursa birçok şeyi yapabiliyorsun. Politik olarak Amerika şöyle böyle deniliyor, ama Amerika insana pozitif düşünme kabiliyeti veriyor. ABD’de pozitif düşünen insan stoğu var. Örneğin ilk geldiğim yıllarda dil okuluna gidiyordum. Okulda İngilizce öğreten bir kadın demişti ki: “Amerika milletlerden bir millet. Özelliklerinizi sakın kaybetmeyin, hep paylaşalım.” Orada İngilizce öğrenirken herkes kendi kültürlerini anlatıyordu. Bunun ne kadar önemli ve kaybedilmemesi gereken bir özellik olduğunu ve Amerika’nında bu olduğunu konuşuyorduk okulda. Onun için kendimi bulmam kolay oldu.

Brian Keane ile tanışmanız nasıl oldu? 
Kanunî Sultan Süleyman’ın hayatını anlatan bir filmin müziği için ona müracaat ediyorlar. Daha öncelerden Ortadoğu müziği hakkında tecrübesi vardı. Daha sonra Türk müzisyeni lâzım, diye arıyor. Fazıl’ın oraya geliyor Manhattan’da. Arif Mardin, Türk müzisyeni arıyorsan orada bulursun, diyor kendisine. Ben de o sıralar boş kaldığım zamanlarda New York’a gelip Fazıl’ın mekânında çalardım. Aslında fazla da gitmezdim oraya. Tesadüf işte o gece çaldım. Görüyor beni. Beğeniyor. İşte benim aradığım adamsın falan. Bu şekilde tanışıp o film ile başladık. O film tutuldu. Film tutulunca, film müziği olarak CD şeklinde çıkmasını istemişler Brian’dan. Biz film için yaptığımız müzikleri tekrardan kurgulayıp CD’yi çıkardık. 3 sene gibi bir süreçte tutuldu. Tekrar teklif etti. Devam edelim bu işe diye. Böylece Brian ile birlikte 9 CD yaptık bu zamana kadar. Brian ile tanışmamız o şekilde oldu yani 1988-1987 o aralarda ve hâlâ devam ediyoruz. Maşallah. 

Ömer Faruk Tekbilek, dünya genelinde kimi veya kimleri hayranlıkla dinler? 
Gerçeği söylemek gerekirse kendi dünyamda yaşayan biriyim. Dünya’yı takip edemiyorum. Önüme ne gelirse onu izlerim ve dinlerim. Güzel olan herşeyi dinlerim. Beğenirim. Meselâ bir orkestra geliyor. Kemancı, Fransız klasikleri çalıyor. Çok güzel çalıyor. Hayranlıkla dinliyorum. Özel olarak takip ettiğim biri yok. Zaten zamanım da yok. Sürekli pratik yaparak çalışıyorum. 

KÂİNATIN SIRLARI NEY’DE

Her sanatçının ilham aldığı bazı şeyler vardır. Sizin ilham kaynağınız nedir? 
Benim ilham kaynağım, nefesim. Nefesim ve zamanı yaşama gücü. Daha az önce onun şükrüne vardım. Dedim ki: “Ya Rab sana şükürler olsun. Nefesinin farkında olmak kadar büyük bir mutluluk yok. Ve ben elimde Ney’e üflüyorum. Neyden sesler çıkıyor. Kaynak orası. Bütün kâinatın sırları orada. Bütün Peygamberler, veliler, felsefeler onu anlatıyor. Nefesin farkına varmak, hayatın farkına varmak. Nefesin farkına vardımı insan bir rahatlama oluyor. Etrafındaki sesleri duymaya başlıyor insan. Buzdolabından gelen ses, florasandan gelen ses. Sessiz oluverdimi hemen sessizlikteki bir müzik varya onu duyuyor insan. Zaten hayatın kendisi müzik. Ağzımızdan çıkan sözler bile bir müzikle çıkıyor. İlham kaynağım nefesim. Yaradana olan aşkımız. 

Ney sesini, bir çok insan huzur kelimesi ile es anlamda tutuyor. Bu bağlamda işin soyut kısımlarını anlatır mısınız? Ney’in mana âlemindeki halini tasvir eder misiniz? 
Nefesimizle Allah’ın “Huu” ismi şerifini söyleyerek çıkarttığımız ses tabiki insanlara huzur verecektir. Ney’in soyut manası, nefesin farkına varabilmektir. Tek başına kamış birşey ifade etmez. Ney’in anlatmak istediği: Kamıştan ziyade bir ses var. Ve o sesi meydana getiren nefes var. “Sesim nefesim, içimdeki sesim, sensin ya Rab!” dedim birgün. Sesimi çıkarınca nefesiminde farkına vardım. Yani Ney’in soyut manası nefesin farkına varmaktır. 

“AN” DUYGUSUNUN FARKINA VARMAK

Ney, insana “Huu” deyip ses çıkarmanın dışında neleri öğretir?  
Sabrı öğretiyor. Ama insanın kabiliyeti de önemli. Meselâ bazı insanlar, “ben ney çalmak istiyorum.” dediğinde veriyorsun eline, ben çalamam deyip bırakıyor. Ama bazıları ise ilkinde ses çıkartamıyor. Hemen “Ya nasıl üflemiştin?” diyorlar. Deniyor. Bir türlü bırakmıyor elinden. Bunun yanısıra Ney ile ‘Huu’derken  vücudumun farkına vardım ben. Aynanın karşısında üflüyorum bakıyorum. Elim, omuzum nasıl duruyor? “Seni anıp vücudumun 25 yerine ismini çaktım Ya Rab!” dedim yine bir gün. Bütün eklemlerimde kollarımda, bacaklarımda, omurgamdaki eklemlere girdim. 25 tane yaptı. Çünkü ona “Huu” dedikçe nefesinle haşır neşir oldukça... Bir de şey var. O da önemli. Düşünce. Bazen çalarken zevk alıyorum. Bazen alamıyorum. İnsan, Ney çalarken bir şeyler düşünüyorsa işte o zaman zevk alamıyor. İki iş oluyor o zaman. Boş zihin olması gerekiyor. O an zihninden geçen şeyleri seyredeceksin, ama takılmayacaksın. Görüyorsun, ama katılmıyorsun ona. Namaz gibi eğilip kalkarken zihnin başka yerdeyse o namaz olmaz ki, onun gibi birşey bu da. Bir de ‘An’ duygusunun farkına varmak. Nefesin, ‘Huu’ derken ‘An’ın farkına varıyor. Zaman duygusunu daha başka algılıyorum artık. Hiç geleceğe gitmeden şu an ne yapabiliriz. Hani diyoruz ya: “Sularız gönlümüzü şükretmenin suyuyla/ Geleceğe bakarız şimdinin huzuruyla/ Gelecek şimdi idi, şimdi ise gelecek/ Görüyoruz yaradan ne güzellikler verecek.” Yani insana kendini istikbale koymadan... ileride birşey yok. Şu anda ne yapman gerekiyorsa. O da nefesin farkına varmak. İşte onun farkına varınca o sana işte şunu yap. Bunu yap diyor. Her şey kendiliğinden oluveriyor. Biz zihnimizle düşününce kendimizi gerekli olmayan bir mesuliyete sokuyoruz. Hani: “Dünya şirin. Baldan tatlı” diyor ya Veysel Baba. Tatlı zaten biz de diyoruz ki: “Yok beğenmiyoruz. Şöyle olsa daha iyi.” deyip haydi başlıyoruz onu yapmaya. 

Kelebek adlı filmin müziklerini yaptınız ve gerçekten çok beğenildi. Neden sizi daha fazla film müziklerinde göremiyoruz? Bu konuda seçici davrandığınız için mi yoksa istemediginizden mi? 
Aslında film müziklerini Brian vasıtasıyla yapıyoruz. Onun stüdyosunda bütün ekipman var. Benim stüdyomda yok. O da, bu iş de çok yetenekli işte bugüne kadar yaklaşık 400 civarında film için müzikler yaptı. O yüzden gelen teklifleri değerlendiriyoruz. Beğendiğimiz olursa onun stüdyosunda yapıyoruz. Meselâ geçen gün ‘Efendimiz’i yaptık. Burç FM’de yayınlanan bir programda yayınlandı. Ama fırsat geldiğinde değerlendiriyoruz. Tabiî seçiyoruz. 

Eserlerinizi, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan, Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton gibi ünlü insanlara canlı olarak sundunuz. Bu nasıl bir duyguydu?  
En üst mertebedeki liderlerin karşısında çalabilmek hoş bir duyguydu. Mükâfat gibi birşey bu. Çalışmaların mükâfatı gibi birşey. Tabi öyle insanlara çalabilmek için bir yerlere gelmek gerekir. Başbakanın özellikle istediğini duymuştum. Bilhassa istiyorum demiş Tayyip Bey. Tabi çok güzel bir duygu bu şekilde takdir edilmesi. Seviyorlarsa ne mutlu bizim için.   

Kendiniz gibi geleceğin müzik ustalarını yetiştirme düşünceniz var mı?  
Ben her zaman paylaşıyorum etrafımdaki insanlarla. İşte oğlum her zaman beraber çalıyoruz. Aşkın kardeşim her zaman beraberiz. Ve çevremizdeki insanlarla çalıyoruz sürekli. Kampa gidiyoruz her yıl. O da çok güzel birşey. Dünya’nın her yerinden müzikle ve dansla uğraşan sanatçılar geliyor, insanlara bildiklerini öğretiyorlar. Orada 1 hafta Ney ve Zurna öğretiyorum ben de. Orada Dünya’nın değişik yerlerinden gelmiş değişik kültürden insanlarla kaynaşıyoruz. Bu çok güzel birşey. Kültürlerin kaynaşması. Orada paylaşıyorum işte.  

Türk-Amerikan toplumu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?  
Çok pozitif şeylerin olduğunu görüyorum. Kültürlerin kaynaşması. Zorda kaldıklarında hemen birbirlerine yardım etmesi. Ve bunlar gelişen şeyler. Politik olarak bazı çekişmeler oluyor ama. Temel yapıda insanlık olarak toplumların kaynaşması olarak gelişme var. Ve saygı duymayı bir arada yaşamayı öğreniyorlar. Kendimizi kaybetmeden, kendimizi geliştirebiliyoruz. Bunlar çok güzel şeyler.  

Türk–Amerikan toplumuna mesajınız nedir?  
Dünya’daki en büyük ortak noktamız müzik. Müzik sayesinde insanlar biribirlerinin ruhlarını yaşıyorlar. Meselâ festivallerde Lübnanlı biri çalıyor. Onu dinlerken onun Lübnanlı olduğunu unutup şarkıyla beraber onun ruhuna iniyorsun. Onun için bu tür festivallere gidip birbirimizi tanıyalım. Başkalarını da öğrenmeyi deniyelim. Mesajım budur.

ALLAH’IM! KULLUĞUMUZUN FARKINA VARDIR

En büyük hayaliniz nedir?  
Allah’tan tek istediğim şu anda bulunduğum konumdan uzaklaştırmasın. Kulluğumun idrakını artırsın. Allah’ın azametini devamlı söyleyebilen bir ruh olmak. Hepimizin gayesi o farkındalığa varmak. Bu da kulluğumuzun idraki ile oluyor işte. Allah’ım, kulluğumuzun idrakına varmamızı nasip etsin. En büyük mertebe ona kul olmak. Tek hayalim o. Makamsızlık makamı kaybolabilmek.

Konuşan: Hilmi Turan Kökçüoğlu /
Turkishny.com
Okunma Sayısı: 3231
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı