"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İman hizmetinde âzami fedakârlık gerekir

Sami CEBECİ
23 Haziran 2024, Pazar
Cenâb-ı Hakkın insanın mahiyetine koyduğu müspet ve güzel duygulardan birisi de fedakârlık hissidir.

İnandığı dâvâsı uğruna her türlü zahmet ve meşakkatlere göğüs geren, sahip olduğu imkânlarını o yolda gözünü kırpmadan tereddütsüz harcayan insanlara fedâi denir. Hatta onlar, gerektiği zaman en kıymetli varlığı olan hayatlarını bile dâvâsına feda ederler.

İslâm tarihi boyunca bilinen en büyük fedâiler topluluğu, şüphesiz Sahabe-i Kiram denilen Peygamber Efendimizin (asm) dâvâ arkadaşları olan emsalsiz kahramanlardır. Zira onlar, İslâm uğruna canlarını, mallarını, kavim ve kabilelerini, hülâsa neyi varsa her şeylerini feda etmişlerdi. Allah Resulü (asm) ile konuşurlarken “Anam babam sana feda olsun Ya Resülullah!”diyorlardı. Dâvâsı için doğdukları vatanlarını terk etmiş, bir kısım Sahabeler önce Habeşistan’a, daha sonra hepsi Medine-i Münevvere’ye hicret etmişlerdi. Bedir Savaşında babalar oğullarıyla, kardeşler müşrik kardeşleriyle karşı karşıya gelmişler, iman ve inkâr mücadelesinde kıran kırana savaşmışlardı.

İslâm yolunda malını harcamada hep Hazret-i Ebubekir’in (r.a.) gerisinde kalan Hazret-i Ömer (r.a.), bir seferinde malının yarısını Resülullah’a (asm) teslim etmiş ve bu sefer geçtiğini düşünmüştü. Hz. Ebubekir (r.a.) gelince ona sordu: “Ya Ebubekir! Sen ne getirdin?” “Malımın tamamını Ya Resülullah!” dedi. “Ev halkına ne bıraktın?” diye sordu. “Allah ve Resulünü.” diye cevap verdi. Yine Hz. Ömer (r.a.) onu geçememişti.

Sahabeler, fedakârlık duygusunun zirvesinde olan insanlardı. Onlar, İslâm dininin şeref levhalarını yazmış ilk kahramanlardı. Bizlerin, onları anlaması bile imkânsızdı. Onlardan sonra gelen Müslümanlar da fedai olduklarını gösterdiler. Tarihe nice şeref levhaları yazdılar. Çanakkale savaşlarında gerçekten destan oldular.

Türkiye’de ise, cumhuriyetten sonra manevi bir cihad dönemi başladı. Çünkü dâhilde din namına silahlı cihad dan Kur’an men ediyordu. Fen ve felsefeden gelen dehşetli bir dinsizlik cereyanı ile kalpler yaralanmış ve imanlar zedelenmişti. Devlet gücüyle yapılan tahribat maneviydi. Bu tahribatı da, ihlâs sırrı ile manevi hizmetlerle tamir etmek gerekiyordu. Bu manevi hizmette Bediüzzaman Hazretleri vazifeliydi. “Çok emarelerle anlamışız ki, bu Kur’an derslerinde fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz.” diyordu. Çünkü otuz üç Kur’an ayetinin işaretine, Hazret-i İmam-ı Ali (r.a.) ile Abdülkadir-i Geylâni’nin (k.s.) müjdeli haberlerine mazhardı.

Bediüzzaman Hazretlerinin hayatı 1925-1960 arasında Risale-i Nur tefsirinin telifi ile geçti. İlk talebeleri de, Bediüzzaman ile birlikte her türlü meşakkat ve sıkıntılara sebat ve metanetle karşılık verdiler. Dâvâları uğrunda her türlü fedakârlığı yaptılar. Sahabe mesleğinin Âhirzamanda bir yansıması olan Nur Hareketinin kahraman fedaileri, haklı oldukları iman ve Kur’an yolunda Sahabeleri taklit ettiler ve onların gittiği yoldan gittiler. Böylece, kendilerinden sonra gelenlere güzel bir örnek oldular. Bediüzzaman onlara “Sizin bu hizmetinizi melekler alkışlıyor ve gelecek nesiller dahi alkışlayacak.” diyordu. 

Risale-i Nur hareketinin özü, toplumda hiçbir ayrım gözetmeden doğrudan doğruya imana hizmetti. Siyasi bir hedefi ve din adına devlet yönetimine talip olmak gibi bir gayesi yoktu. Âsayiş ve hürriyete yardımda bulunup, milletin huzur içinde birlik ve beraberliğine katkıda bulunmaktı. Bediüzzaman Hazretleri “Cemiyetin iman selâmeti yolunda bir Said değil, bin Said feda olsun. Milletimin imanını selâmette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur.” diyerek, fedakârlığın en yüksek örneğini ortaya koyuyordu.

Bu genel iman hizmetinin mayası tutmuştu. Nur Talebeleri de aynı metodu hayatlarına prensip edindiler. İhlâsı, istikameti, uhuvveti, sadâkati, ittifak ve tesânüd hakikatini hizmetlerinin vazgeçilmezi yaptılar. İman hizmetinin ruh-u aslîsi olan bu vasıflara zarar verecek olan her türlü davranıştan âzami fedakârlık göstererek kaçındılar. Hakta ittifak varken, daha hak olan için ihtilaf etmeye tenezzül etmediler. Hâlisen muhlisen çalışıp “Vazifemiz hizmettir, o yeter.” diyerek, hizmetkârlığa kanaat ettiler. Bu anlayış çerçevesinde, Nur hizmeti kıyamete kadar devam edecek ve milyonlarca insanın imanlarının kurtulmasına vesile olacaktır, inşallah.

(Not: Bütün okuyucularımızın Kurban Bayramını tebrik eder, milletimiz, İslâm âlemi ve bütün insanlığa hayırlara vesile olmasını Cenab-ı haktan niyaz ederim.)

Okunma Sayısı: 1081
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı