"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Türkiye’de Bediüzzaman gerçeği

Sami CEBECİ
07 Nisan 2024, Pazar
İslâm tarihi boyunca, Asr-ı Saadet sonrası Bediüzzaman Said Nursî hazretleri kadar anlaşılmayan veya yanlış anlaşılan ya da bazı mahfiller tarafından ısrarla anlaşılmak istenmeyen başka bir âlim var mıdır, bilmiyoruz.

Hâlbuki, Bediüzzaman bir asra yaklaşan uzun ve bereketli ömrünü, sadece İslâm âleminin değil, bütün insanlığın hem dünya hem de ebedi hayatlarını kazanmaları için adamıştı. 

“Ben dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında yahut memleket mahkemelerinde geçti. Görmediğim eza, çekmediğim cefa kalmadı.” diyen bu fedakâr insan, bir yuva kurmak ve çoluk çocuğuyla birlikte mesut bir hayat yaşamak fırsatını bile bulamadı. 

Hayatı hep çile, zahmet, meşakkat ve yokluklar içinde geçti.

Ancak o, bu yokluklar içinde varlığa kavuştu. Allah (cc) ona milyonlarca manevi evlat mesabesinde olan talebeler ihsan etti. “Netice-i hayatım” dediği ve Kur’an-ı Kerim’in bu asra bakan ve son çağa hitap eden telif ettiği Risale-i Nur tefsirleri dünyanın her tarafına yayıldı.

Eserleri çeşitli dillere tercüme edildi, çeşitli ülkelerde okunur oldu. Nice insanların imanı Nur Risaleleri sayesinde kurtuldu ve yabancı insanlardan bir kısmı onlar sayesinde İslâm dinini seçti. Böylece, dünya ve âhiret saadetini elde etti.

Bediüzzaman, bu milletin bağrından çıkmış ve kısa zamanda ilim tahsilini tamamlayarak hizmet meydanına atılmış bir dâvâ adamıydı. Onun dünyasında Allah’ın rızası her şeyin üstündeydi. Talebelerine de “Amelinizde rıza-yı İlâhi olmalı. Eğer o râzı olsa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. O râzı olduktan ve kabul ettikten sonra halkları da râzı eder.” dersini veriyordu. 

Dünyevi imkânlar ve makamların onun nazarında hiç önemi yoktu. Onun için kendine yapılan bütün câzip teklifleri reddetmiş ve milletvekilliği, Diyanet İşlerinde âzâlık, doğu illeri genel vaizliği, üç yüz lira maaş ve mobilyasıyla birlikte hazır bir köşk tahsisini elinin tersiyle tereddütsüz itmişti. 

Çünkü o, bir dâvâ adamıydı. Başkasının kontrolüne girmemeliydi. İstiklâl ve hürriyetini mutlaka korumalıydı. Yoksa, Bediüzzaman kimliğini koruyamaz ve Risale-i Nur eserleri ortay çıkmazdı.

Bediüzzaman, hakiki bir vatanperverdi. Birinci dünya savaşında milis alayı kumandanı sıfatıyla savaşa katılmış, ekser talebelerini de şehit verdikten sonra, yaralı olarak Ruslara esir düşmüş ve iki buçuk sene Kostroma’da esaret hayatı yaşadıktan sonra, 1917 Bolşevik İhtilali kargaşasından yararlanarak firar etmiş ve 25 Haziran 1918 tarihinde İstanbul’a gelmişti.

Esaret yıllarında, izzet-i İslâmiyeyi korumak için Rus kumandanına ayağa kalkmayan, idamla mahkûm edildiği halde merhamet dilenmeyen ve bu cesaretinden dolayı düşman kumandanının dahi takdirini kazanmıştı. İhlâsından dolayı idamdan kurtulan bu kahraman insan; öz vatanında esir muamelesi görmüş, memleket memleket sürgüne gönderilerek, hatta defalarca zehirlenerek ve zindanlara atılarak her türlü eza ve işkenceye maruz bırakılmıştı.

Bediüzzaman Hazretlerinin suçu neydi? Kur’an-ı Kerim’e tefsir yazmak ve iman esaslarını ispat ederek milletin imanın hizmet etmek. Böyle bir suç olabilir miydi? 

Bediüzzaman ve eserlerinde bir suç bulunamadı ve mahkemeler berat ile neticelendi. İlim adamlarından teşkil edilen muhtelif ehl-i vukuf tarafından devamlı müspet raporlar verildi ve milletin her kesimine faydalı eserler olduğu tescil edildi.

Bütün bunlara rağmen ve vefatının üzerinden altmış dört sene geçmiş olduğu halde, bazı parti başkanlarının ve ilim adamı kisvesindeki bazı şahısların Bediüzzaman’a dil uzatmaya çalışması büyük bir talihsizliktir. Kendilerini, hem millete ve hem de ilim çevrelerine gülünç duruma düşüren böyle insanlara sadece acıyoruz ve gerçekleri öğrenmeye davet ediyoruz.

(Not: Ramazan bayramının bütün milletimiz, İslâm âlemi ve insanlığa hayırlara vesile olmasını Rabbimizden niyaz ederiz.)

Okunma Sayısı: 2009
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Kenan

    8.4.2024 11:09:04

    İnsanların çoğu ilk karşılaştıkları şeyin acı olduğunu görürse yaklaşmakta tereddüt edebilir. O bakımdan Üstadın acı ve esaretlerini her yazıda ve konuşmada öne çıkarmaktan ziyade, onun tatlı ve saf fikirlerini sunmayı acizane bir düşünce olarak buraya ekliyorum.

  • Salih baş

    7.4.2024 13:15:59

    Evet her türlü reçete var niye kullanılmıyor yoksa bilmiyorlar mı

  • Cemal Özkaya

    7.4.2024 03:34:56

    Harb-i Umûmîde, esaretle Rusya’nın şark-ı şimalîsinden çok uzak olan Kosturma vilâyetinde bulunuyordum.”3 Ve “O hazin hale karşı Kur’ân’dan gelen nur böyle ihtar etti ki: Senin, şimal-i şarkîde, Kosturma’daki gurbetinde bir iki esir zabit dostun vardı.”4 “Birden, esarette, Kosturma’daki camideki intibah-ı ruhî yine başladı.” Ruslara esir düşmüş ve iki buçuk sene Kostroma’da esaret hayatı risale de kosturma diye geçiyor

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı