"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hak etmeden gelen, hak ettiği ile gider

Sebahattin YAŞAR
04 Temmuz 2020, Cumartesi 00:09
İnsan nefsinin bir özelliğidir ki, kendine bir değer biçiyor, o değeri hayalinde bir yere koyuyor ve sonra da başlıyor o değer çerçevesinde saygı, hürmet beklemeye. Tabiî bekle ki, gelsin, gelmiyor ve derken, depresyon.

Nefis, kendini konumlandırıyor, bundan besleniyor. Ona göre de övgüler, pohpohlamalar bekliyor. Bunu yapan dalkavuk, yalaka tipler vardır, ama onları da beslemeyince hemen uzaklaşırlar. İlginç ki, yalakaların övgüleri nefsi tatmin etse de akla güven vermiyor. Herkesin övgü sözcükleri aynı kalitede olmuyor.

İnsanın hak etmediği bir duygu, içini dolduramadığı bir makam, lâyık olmadığı bir övgü, o insanı tatmin etmiyor. Hak edilmemiş, uğrunda yorulmamış, emek sarf edilmemiş, çilesi çekilmemiş hiçbir şey insana sağlıklı yâr olmuyor. Zaten böyle durumlara insanlar da çok sıcak bakmıyor. 

İnsanı nefsi, enaniyeti değil de, liyakati, hizmetleri, emeği konumlandırsa bu içe sinen bir şey olur. Ve içinde manevî dinamiği de olur, zevk de.

İnsanlar genelde insanda olan şeylerle insanı değerlendirir. Oysa nefis öyle yapmıyor. İnsanın sahip olmadığı şeyi de insana mal ediyor. Balon gibi şişiriyor. Yani nefis, insanı sahibi olmadığı pek çok şeyin taahhüdüne sokuyor. Diğer bir ifadeyle taşıyamayacağı yükün altına itiyor. Tabiî böylece, çöküyor.

Hak edilen her şey, birilerinden beklenti oluşturmaksızın sahibini besler. Hak edilmemiş şeyler ise, lezzetini ve zevkini hak etmeyene vermez. Onun için o kişinin o makamdaki, duygudaki varlığı uzun ömürlü olmaz. 

Bir yerde bulunmanın manevî dinamiği, duygu dinamiği de vardır. Meselâ birden ciddî bir paraya kavuşan kişi, o paranın duygu alt yapısı olmadığı için onu taşıyamaz. Maddî bir işletme ise iflâs ediyor ya da manevî bir makam ise, duygu ise o hak etmeme durumu onu yıkıma sürükler ve sahneden aşağı iter. Ya da hep bir beklenti hali, karşılık bulamayınca, o zaman orada kırılmaklar, darılmaklar, alınganlıklar zuhur eder ve hayat çekilmez hâle gelir. Çevresindeki insanlar ne kadar onun varlığı için uğraşsa da, dökme su ile değirmen dönmeyeceğinden uzun ömürlü bir doyum olmaz. Diyeceğim o ki hak/hazm edilmemiş her şey maddî-manevî hazımsızlığa sebeptir.

Kaide şudur ki, hak etmeden gelen, hak ettiği ile gider.

Okunma Sayısı: 1870
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdulkadir

    4.7.2020 19:19:29

    2) Hak etmediği hâlde,haklı gibi görünüp;alın teriyle bi yerlere geldiğini iddia edenler,bu iddialarını herkese yutturma havasını giriyor ve sonuçta da yanındakileri avucuna rahatlıkla alabiliyor.Safderûn şahıslar da,ona inanıyor ve o ne derse,eyvallah ediyor.Ama o tür insanlar şunu unutuyor;vicdanları(varsa tabi) onlara her durumda hak etmediğini haykırıyor ve günün birinde,en alt tabakaya düşeceğini belirtiyor ama o şahıs,vurdumduymaz davranıyor.Oysa hak eden,hak ettiğiyle gelecek ve hakkıyla da en güzel makamlara erişecek.Hak etmeden gelen de,hak ettiği yere,haksızlığıyla gitmeye mahkûm olacak.Sonuç itibariyle;eninde sonunda,hak eden etmeyene galebe çalacak.Ve hak etmeden gelen de;hak ettiğiyle,geldiği yere gidecek.

  • Abdulkadir

    4.7.2020 19:19:19

    1) Günlük hayatta karşılaşılan durumlardan biri de;hak etmediği halde,sonuna kadar hak ediyormuş tavrı takınan insanlara rastlamak.Hakikaten garipsenecek bir durum bu.Gereksiz ve boş havalara giren,hak etmeden bi yerlere gelen yahut getirilen ve üstelik kendi alın teriyle o makama gelmiş hissi veren şahıslar,oldukça fazla.Koltuk sevdalısı nice insanlar var yeryüzünde.Bunu çoğumuz biliyoruz.Hiçbir vasfı olmayan bazıları,üst düzey yetkili yahut makam sahibi oluyor,öte tarafta ciddi bilgi donanımına sahip bazıları ise;amele gibi dolanıyor.Ve bu durum da gayet normal karşılanıyor artık.Gerçekten çok yazık.

  • Abdullah Tunç

    4.7.2020 08:59:24

    Sabahattin hocam,yazınızın istikamet ve selamet cihetini,Risale'deki şu sa tırlar gösteriyor; " Teveccühü nas iste nilmez,belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlası kaybe der, riyaya girer.Evet, amel-i salihin ha yatı olan ihlasın zararrına,teveccühü nas ve şan ve şeref,kabir kapısına ka dar muvakkat olan bir lezzet-i cüz'iye ye mukabil, kabrin önür tarafında AZA BI KABİR gibi nahoş bir şekil aldığın dan, teveccüh-i nası arzu etmek değil,belki ondan ve ürkmek ve kaç mak lazımdır." Bir de nastan gelen maddi ve manevi ücretten istipna etmek." Ayrıca tevazuda ve terki enani yette öyle bir lezzetli mükafat var ki ağır yükten ve kendini soğuk beğen dirmekten kurtarır."

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı