"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Almanya ve AB meselesi (6)

Şemseddin ÇAKIR
13 Eylül 2019, Cuma
Bu yazı serisinin gereği olarak Almanya meselesini üç kısma ayırmış olacağız:

1- Almanya’nın dünü. Onu İkinci Dünya Savaşı ile noktalamış olduk.

2- Almanya’nın bugünü. Ben bunu da “1959’da Türkiye’deki Demokratların AB’ye müracaatlarından günümüze kadardır” diye düşünüyorum.

3- Almanya’nın yarını ki, onu da bundan sonrası diyebiliriz. Böylece dününü anlatmış kabul ederek bugününe devam edelim.

Türkiye-AB Kronolojisi

Evet Türkiye’nin AB serüveni 31 Temmuz 1959’la başlayıp 2015 veya günümüze kadar sürmüş olup, tam 60 yaşındadır.

Merhum Menderes başkanlığında Demokrat Parti Hükümeti 1959 tarihinde şimdiki AB, o zamanki AET’ye üyelik için baş vurdu. Başvuru o yılın Eylül ayında AET tarafından kabul edildi. Böylece Türkiye’nin bir rivayete göre AB macerası da başlamış oldu.

Halbuki Almanya’nın da kurucusu olduğu AB 1951’de başlamıştı ve o da şimdi 70 yaşındadır.

Bu işler neden böyle ağır seyrediyor denilirse, demek devletler milletler meselelerinin kaderi bu denilebilir. Fakat bir de Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin [hayırlı işlerin] çok muzır mânileri olur.” O zaman daha da uzuyor.

Bu söze mukabil biri çıkıp, “Umur-u hayriye olduğunu nereden çıkardınız? Ne biliyorsunuz? Bilâkis âyet-i kerimede nehiy var, bunlar ‘Hıristiyan kulübüdür’...” derse ona cevabımız ne olabilir? 

Biz de Cenab-ı Allah’ın “Bilmediğinizi meslek erbabına (âlime) sorun” (Nahl: 43) mealindeki âyet-i kerimesi mucibince Bediüzzaman’a soralım. 

Zira Üstad Bediüzzaman’a bu soru o zaman şöyle sorulmuş: 

“Sual: Yahudi ve Nasarâ ile muhabbetten Kur’ân’da nehiy vardır. ‘Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin.’ (Maide Sûresi: 51) buyruluyor. Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?”

“Cevap: Evvelâ: Delil, kat’iyyü’l-metin olduğu gibi, kat’iyyü’d-delâlet olmak gerektir. Hâlbuki tevil ve ihtimalin mecali vardır. Zira nehy-i Kur’ânî âmm değildir, mutlaktır. Mutlak ise, takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. Hem de, hüküm müştak üzerine olsa, me’haz-ı iştikakı illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy, Yahudî ve Nasarâ ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan âyineleri hasebiyledir. Hem de bir adam zatı için sevilmez; belki muhabbet sıfat veya sanatı içindir. Öyle ise, her bir Müslümanın her bir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi bütün sıfât ve sanatları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh, Müslüman olan bir sıfatı veya bir sanatı, istihsan etmekle iktibas etmek neden caiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa, elbette seveceksin!” (Münâzarât, s. 70) 

Böylece Bediüzzaman meselenin aslını ortaya koymuş.

Gerçi mesele, ehlince anlaşılmakla birlikte biraz şerh edelim:

Demek delil metin olarak kesin, ancak delâlet (işaret) olarak değil. Zira nehy-i Kur’ânî (Kur’ân’ın yasaklaması) umumî değildir, mutlaktır. Mutlakın ise takyidi, yani sınırlandırılması gerekir. Demek bu nehiy, Yahudi ve Hıristiyanların âyinleri, yani muharref olan din ve inançları cihetiyledir.

“Bir adam zatı için sevilmez; belki muhabbet sıfat veya sanatı içindir. (...) Binaenaleyh, Müslüman olan bir sıfatı veya bir sanatı, istihsan etmekle iktibas etmek neden caiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa, elbette seveceksin!” diyerek bilhassa bugünkü çok hayatî meseleye de dikkat çekerek, genel manada dostluğun yasaklanmadığını, şayet yasaklansa evlilik gibi hayatî bir meselede nasıl Hıristiyan bir hanımla evlenilebileceğini düşünmek gerekir. “Hıristiyandan bir eşin olsa, elbette seveceksin” demekle, âyet-i kerimede kastedilen “dostluktan nehy” meselesinin, onların bâtıl olan din ve âyinlerine mahsus olup; ticaret, sanat, çeşitli ittifaklar ve evlilik gibi muamelâtın buna dahil olmadığını açıkça izah etmektedir.

AB gibi dünyevî ve hayatî bir konuda da; olabileceği, belki olması gerektiği de anlaşılıyor. 

Hatta bu konuda Maide Sûresi’nin bir başka âyet-i kerimesinin mealinin son kısmı şöyledir: “... İman edenlere muhabbette en yakın kimseler olarak elbette ‘Biz Hıristiyanız’ diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde ilim sahibi keşişler ve kendilerini ibadete veren rahipler vardır ve onlar büyüklük de taslamazlar.” (Maide: 82)

Meselâ: Bâhire, Varaka b. Nevfel, Selman-ı Fârisi ve 19. Asrın en meşhur feylosofu ve Alman başbakanı Prens Bismark ve bugünün birçok bilim adamı gibi.

Bu âyet-i kerime de çok dikkat çekici olup, Hıristiyanların Müslümanlara ne kadar müsamahakâr ve yakın oldukları anlatılıyor. Oradan da bir AB çıkarımı yapılabilir. Oraya da nasip olursa ayrıca bakalım. Yani ben, âyet-i kerimeye de dayanarak, onların bizi dinimizden dolayı reddedeceğine ihtimal veremiyorum. Fakat her yerde bozguncular, yukarıda da zikrettiğim gibi olabilir, akl-ı selim galip gelecektir. Yeter ki biz üzerimize düşen görevimizi veya ödevimizi öncelikle yapalım.

Evet Almanya’nın bugününü madem 1959’da Türkiye’deki Demokratların AB’ye müracaatından başlattım. 

Şimdi de onu izaha çalışacağım: 

Ancak şunu peşinen ifade edeyim ki, ben bir ilahiyatçıyım. Siyaset bilimci veya diplomat değilim, haliyle günceli tesbitte noksanlarım olacaktır, nazar-ı müsamaha ile karşılamanızı istirham ediyorum. “Kervan yolda düzelir” kabîlinden noksanları zaman içinde telâfi ederiz inşaallah.

Malûm, Demokratlar Almanya öncülüğündeki AB’ye müracaat edince hemen peşinden 1960 İhtilâli oldu ve merhum Menderes asıldı. Yine aynı dönemlerde Amerika’da Kennedy’e suikast yapıldı. Yani bunların hepsi aynı kaynaktan organize edilip hep Almanları bizim safımızda görmek ve ayırma gayretleri olarak dikkatimi çekiyor. Bunun sebeplerini iyi bilmek lâzım! 

İşte bu sebepleri hep birlikte daha iyi anlayabilmek için sonraki yazılarla tavzihe çalışalım.

Okunma Sayısı: 1001
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı