"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Edille-i Şer’iyye - 3

Şemseddin ÇAKIR
18 Ekim 2019, Cuma
Geçen hafta, “Kur’ân bize yeter” diyenlere cevap vermiş, Risalet makamının “olmazsa olmaz” bir şart olduğunu ifade etmiştik. Devam edelim inşallah.

Kur’ân; “O kendi heva ve hevesinden birşey şöylemez onun söylediği ancak Allah’ın vahyidir” (Necm Sûresi, âyet: 3) buyurmakla, Efendimiz’i (asm) cenâh-ı himayesine ve harim-i ismetine almıştır. Hiç gündüzü güneşten ayırmak mümkün mü? Böylece Bediüzzaman, güneşin ziyasız olamayayacağını ilân etmiştir. Onlar ise gündüzü olmayan güneşten bahsediyor.

Bir de şeriatta icma-i ümmet, hüccet-i kat-i olduğundan, efkâr-ı âmmenin kıymet ve mevkii âşikârdır.

İslâmiyet; geçmişi, geleceği, dünya ve Ahireti fert ve cemiyetiyle bir bütün olan cihanşümul bir dindir. Elbette kitabıyla, sünnetiyle, icma-i ümmeti ve kıyası fukahasıyla ayrılık kabul etmez bir bütündür. 

Çünkü; herbiri öbürünün zarurî sonucu bürhan ve delilidir. Yani Kur’ân Müslümanlığı ancak böyle olur. Hiç öyle çekirdeği kabul edip, ağacı, dalı, çiçek ve meyveyi inkâr olur mu?

O halde öyle bir Kur’ân Müslümanlığı olmalı ki, “efradını cami, ağyarını mani” olup, bunların hepsini ihtiva etmeli. 

Demek mesele Kıyas-ı Fukaha ve İcma-i Ümmetin de, kim veya ne olduğunun isbâtını gerektirir.

Bu hayatî mes’ele elbette başta Âyet-i Kerimeler ve Hadis-i şeriflerin işaret ve beşaretleri ve bir de Asr-ı Saadetten beri mütebahhir âlim ve ariflerin tesbitleri zaviyesinden bakmamızı gerektirir. Bunun için de önce ihbar-ı bilgayb mu’cizesinin ulemaissu’nun ödünü koparan şu ebced hesabının da, ele alınarak isbatı lâzımdır. Taki bu olayın hesabını ve kitabını da, yapalım ki, mesele aritmatik olarak da anlaşılarak Kur’ân’ın 40 mu’cizeden bir mu’cizesi daha anlaşılmış olsun. 

Bu gibi meseleler imtihan sırrını bozmamak için Kur’ân-ı Kerîm’de müteşâbihat sûretinde fezlekeler, işaret ve beşaretler, tevafuklar, delâletler, hatta onların hepsinden hasıl olan sarahatler sûretinde yer alır. Fakat, onları meydana çıkarmak için dahi, ayrıca usûlüne uygun  gayretler şarttır. Cenab-ı Hak onun için, onu da Âyet-i Kerimesiyle ehline havale etmiştir ve “fes’elü ehlezzikr” (herşeyi ehline sorun. Nahl Sûresi, 43) buyurmuştur. Hatta böylece o ehlin kim olduğunu da, anlamak imkânı bulunmuş olacak. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’in harflerinin rakam değerlerinin ilmî ve ebcedî önemini anlatıp, ondan sonra bu ihbarı bilgayb mu’cizelerini deşifre etmek dahi gerçek Kur’ân Müslümanlığının gereklerindendir.

Bunun için Bediüzzaman’ın, Birinci Şuâ ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi eserine bakıyoruz. Mühim bir ihtarın yine mevzumuzla ilgisi olan dört noktasını meseleyi fazla uzatmamak için geçip, beşinci noktadan devam ediyoruz. İcab ettikçe diğerleri de, işlenecektir.

“Beşinci Nokta: Bu hesab-ı ebcedi, makbul ve umumî bir düstur-u ilmî ve bir kanun-u edebî olduğuna deliller pek çoktur. Burada yalnız dört beş tanesini numune olarak beyan edeceğiz.

Birincisi: Bir zaman Benî İsrail âlimlerinden bir kısmı, huzur-u Peygamberîde, sûrelerin başlarındaki Elif, Lam, Mim, Kef, He, Ya, Ayn, Sad gibi mukattaat-ı hurufiyeyi işittikleri vakit, hesab-ı cifrî ile dediler:

“Ya Muhammed, senin ümmetinin müddeti azdır.”

Onlara mukabil dedi: “Az değil.” Sâir sûrelerin başlarındaki mukattaatı okudu ve ferman etti: “Daha var.” Onlar sustular... 

İkincisi: Hazret-i Ali Radıyallahu Anhın en meşhur Kaside-i Celcelûtiyesi, baştan nihayete kadar bir nevi hesab-ı ebcedî ve cifir ile telif edilmiş.

Üçüncüsü: Câfer-i Sâdık Radıyallahu Anh ve Muhyiddin-i Arabî (ra) gibi esrar-ı gaybiye ile uğraşan zatlar ve esrar-ı huruf ilmine çalışanlar, bu hesab-ı ebcedîyi gaybî bir düstur ve bir anahtar kabul etmişler.

Dördüncüsü: Yüksek edipler, bu hesabı, edebî bir kanun-u letafet kabul edip eski zamandan beri onu istimal etmişler. Hattâ letafetin hatırı için iradî ve sun’î ve taklidî olmamak lâzım gelirken, sun’î ve kastî bir surette o gaybî anahtarların taklidini yapıyorlar.

Beşincisi: Ulûm-u riyaziye ulemasının münasebet-i adediye içinde en lâtif düsturları ve avamca harika görünen kanunları, bu hesab-ı tevafukînin cinsindendirler.” (Şuâlar: s. 1093-ST. s. 88)

Bediüzzaman “Eğer o kanuna tasannu karışmazsa işareti gaybiye olabilir” demekle tasannuunda söz konusu olabileceğini ifade ediyor demektir. Ancak o bahane ile hepsini öyle kabul etmek Bektaşinin yanlış mana verdiği bir hadis sebebiyle diğerleri hadisleri inkâr etmek gibi bir vahşet olur ki, o kanunu inkârdır. Buna hiçbir nas ve akıl cevaz vermez. 

Diğer bir ifadeyle elli hesaptan 49’u yanlış dahi olsa illâ birisi doğrudur. Çünkü; ona vaad-i İlâhî ve müjde-i peygamberi vardır. Bizim nokta-i nazarımızda zaten odur.

Nasip olursa bundan sonra Âyet-i Kerimelerden delil ve misaller vereceğiz.

Okunma Sayısı: 817
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı