"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hac ihmalinin bedeli

Şemseddin ÇAKIR
09 Temmuz 2021, Cuma
Bilindiği gibi şu anda hac mevsimindeyiz.

Yani normal şartlarda olsa idik şu anda hacılarımız Kâbe-i Muazzama ve Mekke-i Mükerremede şeair-i İslâmı ifade eden o şerefli ibadetlerle meşgul olacaklardı. Fakat amel veya ihmalimizle kadere bu fetvayı verdirdik ki, bizi bu şereften mahrum bıraktı.

Çünkü Hz. Üstad, İslâmın diğer şartlarının kefaretlerinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki felâketlerle ödendiğini söylediği halde “rüya hacda sükût etti” deyip onun kefaretinin kabul edilmediğini, bilâkis keffaret değil, kessaret olup Cenab-ı Hakk’ın gadab ve kahrını celbettiğini ifade etmekte, haccın ihmalinin daha büyük bir cinayet olduğuna dikkat çeker. Ancak Üstat, Haccın gazabi celbetme gerekçesini, haccin şeklinden çok ruh, mana ve hikmetinin ihmali olarak belirtip şöyle ifade etmektedir:

“Çünkü haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musîbet değil, gazap ve kahrı celbetti. Cezası da keffaret-üz-zünup değil, kessaret-üz-zünup oldu” demek suretiyle Üstad haccın âlem-i İslâmın hukuku olarak bize dünya çapında sorumluluklar yüklediğini ve ihmalinde de cezanın o nispette katlama ve büyük olarak; öbür ibadetlerin ihmalindeki musîbete bedel gazap ve kahrı celbettiğini ve hâlâ daha o ihmallerin devam ettiğini haber veriyor. Keffaretizzunup yerine kessaretüzzünup, olduğunu çok net ifade ederek gerekçelerini de, şöyle sıralıyor. 

Haccın bahusus 1- Taarüfle Tevhid-i Efkârı: (Haccın ifası, tanışarak birleşmenin vesilesi iken ihmali ise bilâkis yabanilik ve dağılarak İslâmın gücünün zaafına sebep olduğu. Halbuki Üstad bu zamanda en büyük farz vazife ittihad-ı İslâm’dır demekle bu felâketin telâfisini gösterdiği izahtan varestedir.

2- Teavünle Teşrik-i Mesaiyi tazammun eden, bunu iki şıkla anlayabiliriz. 

Hem mesailerin tanzimi hem de muavenetin temini ile:

a) İçindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye.

b) Maslahat-ı vasıta-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslâmı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti.

Bu sözlerin anlamı: Gayri müslimler batıl dâvâları için bile bu yardımlaşma ve mesai birleşimini temin ederek ABD ve AB gibi kuruluşları gerçekleştirdikleri halde, biz haccı ihmal ettiğimiz için hatta önceden olmasına rağmen bir “İslam Birliği” oluşturamadık.

Üstad bunun içinde bilmana; “Bir ABD oluyor da, ‘ittihad-ı İslâm’ neden olmasın” diyor.

Üstad neticelerini şöyle realize ediyor: İşte Hind, düşman zannederek halbuki pederini öldürmüş, başında oturmuş ağlıyor. İşte Tatar, Kafkas öldürülmesine yardım ettiği şahıs, biçare valideleri olduğunu “Ba’de harabil Basra” (iş işten geçtikten sonra) anlıyor. Ayak ucunda ağlıyorlar.

İşte Arap, yanlışlıkla kahraman kardeşini öldürüp, hayretinden ağlamayı da, bilmiyor.

İşte Afrika, biraderini tanımayarak öldürdü, şimdi vaveyla ediyor.

İşte Âlem-i İslâm, bayraktar oğlunu (Türk Milleti demektir/Ş. Ç.) gafletle bilmeyerek ölmesine yardım etti valide gibi saçlarını çekip ah-ı fizar ediyor.

Sonuç olarak: 

Milyonlarla ehl-i İslâm hayr-ı mahz olan (serapa fazilet olan) sefer-i Hacca şeddirahl etmek (şerefle hacca gitmek) yerine, şerri mahz olan (serapa şer olan) düşman bayrağı altında dünyada uzun seyahatler ettirildi diye bu vahameti belirtirken, tekrar bizleri teşci etmek için de, şu harika temsilleri veriyor:

Korkaklıkta darb-ı mesel hükmünde olan tavuk, çocukları yanında camusa saldırarak dehşetli bir cesaret gösterir. Keçinin kurttan korkusu ızdırar vaktinde mukavemete inkilâp ederek boynuzu ile kurdun karnını deldiği vakidir. İşte harika bir şeceat.

Bir de Üstad bu vaki temsillerden sonra meseleyi bir fıtrî kaideyle teyid ederek: 

“Fıtrî meyelan, mukavemetsûzdur” der. Bir avuç su kalın bir demir gülle içinde atılsa, kışta soğuğa bırakılsa, meyl-i inbisat demiri parçalar.

Evet, şefkatli tavuk cesareti, hamiyetli keçi izdırari şecaati gibi, fıtrî bir heyecan demir güllede su gibi zulmün bürudetli husûmet-i kâfiranesine maruz kaldıkça her şeyi parçalar. 

(Rus mojikleri [köylüleri] buna şahiddir.) demekle bize vermek istediği fıtrat, samimiyet, tahkikî iman ve ihlâsın sonucunu da, böyle bir “imanın mahiyetindeki harikulâde şehamet, izzet-i İslâmiyetin tabiatındaki âlem-pesent şecaat, uhuvvet-i İslâmiyetin intibahıyla her vakit mu’cizeleri gösterebilir temennisine:

“Bir gün olur elbette doğar Şems-i hakikat / Hiç böyle müebbed mi kalır zulmet-i âlem”

mısralarını ilâve ederek şayet tavuğun şefkati, keçinin şeceati ve suyun incimad emrine itaati kadar bu millette iman olsa idi âlem-i İslâm böylesine küffarın zulmüne teslim olmazdı diyerek Müslümanların Asr-ı Saadetteki fabrika ayarlarına dönmekten başka çaresinin olmadığını, onun yegâne çaresinin de, Risale-i Nur olduğunu anlatmış oluyor.

Evet haccın ve ondaki hikmetin ihmal edilmesinin bedeli ancak bu kadar beliğ anlatılabilir. Üstadın hislerine hakkıyla tercüman olmamız pek mümkün değil, ancak kardeşlerimin ibret duygularını tahrike çalıştım. Sürç-ü lisan ettiysem affola!

Hz. Üstad, daha sonra kaleme aldığı 19. Sözün Birinci Reşhası’nda da, haccın mahiyetini şöyle hülasa ediyor: 

Evet o bürhanın şahs-ı manevisine bak: Sath-ı Arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber. … O bürhan-ı bahir olan Peygamberimiz aleyhisselâtü vesselâm bütün ehl-i imana imam, bütün insanlara hatib…” ila âhir. 

Yine Mekke’yi mihrab yani ibadet mahalli Medine’yi de minbere benzeterek âlem-i İslâmın mukadderatının konuşulup, görüşülüp, çözüme bağlanması gereken bir kongre alanı olduğunu ifade etmiş oluyor. 

Zira mihrab deyince imamet akla gelir ve Mekke döneminde gerçekten Efendimizin (asm) arkasında bir cami cemaati denecek kadar insan yani kırk kişi vardı ve İmam Şafii Hazretleri de belki bunu baz alarak Cumada kırk kişiyi şart koştu.

Çok manidardır ki, Medine için minber tabirini kullanıyor çünkü minber öyle olmalı ki caminin her tarafını görüp hitap edecek bir konumda bulunmalı, ta ki cemaate hâkim olunabilsin. 

Evet Efendimiz de (asm), Medine dönemine geçince aynen öyle yapmış ve dünyaya hâkim olurcasına dünyanın belli başlı bütün krallıklarına elçiler göndermiş. 

Meselâ Bizans Kralı Herakliyus’a, İran Kisrası Hüsrev Perviz’e ve Habeş Necaşi’si gibi.

İşte böylece İslâmın emriyle Efendimiz (asm) ta o zaman ittihad-ı İslâmın temelini atmış, Emevi, Selçuklu ve Osmanlı o idealin gerçekleşmesi için cihad etmiş, Rabbimiz bunu Osmanlı’ya nasip etmiştir. 

Ne zaman ki, bu hac hassasiyeti zayıflamış ittihad-ı İslâm zaafa uğramış ve dağılıp savrulmalar sonucu Osmanlı yıkılmış ve bu metodu bugün Hıristiyanlık adına Batı ve Yahudilik adına da İsrail uygulamaktadır. İşte onun için Üstad Bediüzzaman “Bu devrin en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır” demekle en büyük farz vazifesinin ihmalinin bedeli de o nispette ağırdır demiş oluyor.

Acaba haccın ve ondaki hikmetin ihmalinin bedelini anlatıp anlayabildik mi?

Okunma Sayısı: 2074
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Önder Zengin

    9.7.2021 16:21:56

    Sevgili Hocam. İletişim numaranız lazım bana. Mümkün mü acaba.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı