"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nur mu, zulmet mi?

Şemseddin ÇAKIR
16 Ekim 2020, Cuma
Efendimiz’in (asm) Kureyşi cehalet ve zulmün vahşetinden alıp Asr-ı Saadetin huzuruna kavuşturması zulmetten nur’a geçmek olduğu gibi asrımızda tek parti zulmünden kurtulup yeniden hürriyetimize; ezanlarımıza, câmilerimize ve Rabbimizin ismi olan Allah-u Ekber’e kavuşmamız da zulmetten nura kavuşmaktır.

Yirmi dokuzuncu âyet-i kerimede “nur” ve zıddı olan “zulmet” kavramları; tefsir kaynaklarında, İslâm filozoflarının eserlerinde ve tasavvuf literatüründe alabildiğince geniş olarak işlenmiş, hatta müstakil kitap ve çalışmalara konu olmuştur. Ancak aslî ve maddî boyutunu da aşarak sosyal hayatın bir gerçeği olan bu kavramların günceline ve genel tezahürlerine pek değinilmemiştir. İşte onun için iman ve küfrün de temelini teşkil eden bu iki terim  kıyas-ı maalfarik olduğu halde tercih olarak olmasa bile yaşayış olarak genelde zulümat bilerek veya bilmeyerek tercih edildiğinden, bu başlığı koydum. Yani bu iki terim öyle telâffuz edildiği kadar kısa ve basit değil, bilâkis iman ve küfrün temelidir. Eynessera minessüreyya, ey ehli dünya ne yaptığınızın farkında mısınız? demek istedim.

 Bu yazımızda yine de fazla detaya gitmeden söz konusu terimlerin önce lügavî ve istilâhî anlamlarını, sonra da İslâm mefkûresi ve istikametinin temini açısından önemini izaha çalışıp günümüzün en önemli gündemlerinden biri olduğunu izaha gayret edeceğiz. 

Rabbimiz muinimiz olsun!

 Sözlükte “nur”: Bütün ışıkların kaynağı ve varlığın temelidir. Bunun için Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm) “Allah (cc) en önce benim nurumu yarattı” buyurmuştur. Dolayısıyla madde: O, nurdan ışık hüzmesi halinde genişledikçe katılaşarak meydana gelen bir dönüşümdür. Yani asıl değil araz veya arizîdir. Onun için M. Arabi gibi büyük bir veli maddeyi yok sayarak inkâra kadar gitmiştir. Demek maddeyi asıl kabul eden maddiyyun zulümat içindedir.

Bugünün son ve en modern fiziği olan kuantum da Bediüzzaman’ın “Müsbet ilimlerin hükmettiği asırda Kur’ân bütün hükümlerini akla tesbit ettirecektir” sözünü tasdiken bu gerçeği keşfetmiştir.

 Aydınlatmak” anlamına gelen “nâre” fiilinin mastarı olan nur: “Işık verip aydınlatmak” manasına gelmektedir. İsim olarak nur: “Işık ve ışık şuâsı” demektir. Buradan hareketle kelimenin zaman içinde aydınlık, zuhur, görünme, ortaya çıkma, vuku bulma gibi anlamlar kazandığı ifade olunmuştur. Kelimenin çoğulu Nurlar anlamında “envar”dır. Bu kelimenin zıddı olan zulmet ise “ karanlık” demek olup çoğulu “zulümat”tır.

Terim anlamı itibariyle “nur”‘un tefsir, tasavvuf ve felsefe kaynaklarında farklı kullanımları olmakla birlikte, genel olarak hakkında başlı başına birde sûre (Nur Sûresi) olan ve birçok âyetlerde de, zikredilen bir terim olarak bu nur meselesi bizi çok ilgilendiriyor ve sosyal hayattaki bütün müsbet tabirleri ona yükleyebiliyoruz meselâ: “Huzur, mutluluk, sıhhat ve selâmet, gözümün nuru gönlümün süruru gibi sosyolojik ve psikolojik anlamları da vardır. Yine Hz. Musa’nın (as) kavmini Mısır’daki Firavunun zulmünden alıp Filistin topraklarına getirmesi, zulmetten nura geçmek olduğu gibi, Efendimiz’in (asm) Kureyşi cehalet ve zulmün vahşetinden alıp Asr-ı Saadetin huzuruna kavuşturması zulmetten nur’a geçmek olduğu gibi asrımızda tek parti zulmünden kurtulup yeniden hürriyetimize; ezanlarımıza, câmilerimize ve Rabbimizin ismi olan Allah-u Ekber’e kavuşmamız da zulmetten nura kavuşmaktır. Bunlar hayatımızın en önemli meseleleridir, bunları küçümseyen gerçekten küçük kimselerdir. Allah (cc) bu gibi nurlara vesile olanlardan ebeden razı olsun. Yani âlemde ne kadar doğru sözler ve güzellikler müsbet işler varsa nurun tezahürleri, ne kadar çirkinlikler ve menfiler varsa zulmetin neticesidir.

Demek nur; Hakk’ın kendisi, Hakk’ı gösteren ışık, Hak’tan gelen hidayet” gibi itikadî manaları da ihtiva eder ki, hidayetin Allah’tan gelen bir nur olduğu anlamında “Hidâyet Senden olmazsa dirayet neylesin Yarab, Arapça bilse de Ebu Cehile âyet neylesin Yarab” denilmiştir. Yine Bediüzzaman Hidayet: “Hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, batılı batıl bilmektir” der. Buradaki hicap ve batıl zulmet, Hak ise nurdur.

Aynı zamanda zulmet; Hakk’ı örten perde, hidayeti kapatan karanlık, gerçeğe perde olan mani, varlıktan nasibin almamış “adem” gibi anlamlara gelmektedir.

 Herşeyde olduğu gibi bu meselede de asıl olan Kurran-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerdeki anlamıdır. Yani  orada “nur” nedir veya nelerdir diye baktığımızda şunları ifade edebiliriz.

 a) Allah (cc) “nur” dur. Nitekim âyet-i kerimede “Allah göklerin ve yerin nurudur...” (Nur. 35) buyrulmakta ve Rasulullah da (asm) bir duâsında “Ya Rab! Her hamd Senin içindir. Sen göklerin, yerin ve bunlardaki herşeyin nurusun... (Buhari, “Teheccüd” 1) diye tazarruda bulunmuştur. Başka bir rivavette de, “Mi’racda Rabbini gördün mü? sorusuna, “O bir nurdur nasıl görürüm?)” diye cevap vermiştir. (Müslim, “iman”, 291)

b) Hz. Muhammed’in (asm) getirdiği mesajlar kaynak itibariyle “nur”dur. Nitekim ilgili âyette şöyle ifade edilmektedir. “Ey ehl-i kitap! Resulüm size kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi, birçok kusurunuzu da affediyor. Gerçekten size bir nur” Hz. Muhammed (asm), apaçık bir kitap (Kur’ân) geldi (Maide Sûresi’nden). Başka bir âyet-i kerîmede de Resul-i Ekrem’in (asm) “Sirac-ı Nur. Yani ışık saçan kandil olduğu belirtilmiştir (Ahzap, 46)

c) Kur’ân Allah’tan (cc) gelen bir vahiy olarak nurdur. Nitekim bir âyette “Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbimizden kesin bir delil geldi ve apaçık bir Nur (Kur’ân) indirdik” (Nisa, 174) buyrulmaktadır. Resul-i Ekrem de (asm) bir hadisinde Kur’ân’dan bahsederken onda mutlak hidâyet ve “nur” vardır” buyurarak aynı hakikate işâret etmiştir.

d) Bunlardan başka âyet ve hadislerde Tevrat, İncil, iman, İslâm ve hidâyet gibi kavramlar içinde “nur” kelimesinin kullanıldığı görülmektedir.

Birde nur kavramının zıddı olarak “zulmet” ise, Kur’ân-ı Kerîm’de “zulümât” şeklinde çoğul olarak, yirmi üç kez kullanılmış, bu kullanımların on altısında; karanın, denizin ve gecenin karanlıkları gibi zâhiri anlamda dünya karanlıkları;  yedi tanesinde ise, mecâzi olarak a) Küfür. b) Şirk, c) Fısk d) Cehalet gibi anlamlarda kullanılmıştır.

 Âyet ve hadisler nur ve zulümat kavramlarının geniş bir yelpaze içinde ele alınması bu iki kavrama dair İslâm felsefesi ve tasavvuf alanında derin felsefi yaklaşımlarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Meselâ İslâm felsefesinin önemli bir ekolü olan işrâkiyyun’a göre nur; zuhurdur. Yani; var oluş ve ortaya çıkıştır. Var olan şeyler ya akıl ve nefisler gibi kendi zatlarıyla zuhur eden gerçeklerdir, ya da ister ruhanî, ister cismanî olsun başkasıyla kaim nurânî meselelerdir. Yokluğa nisbeten varlık, nur gibidir. Dolayısıyla mahlûkat veya mevcudât yokluktan varlığa çıkmakla karanlıktan nura çıkan bir şeye benzemiş olur. Bu itibarla bütün varlıklar nur kapsamına girmiş olur.

—Devamı haftaya— 

Okunma Sayısı: 1752
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Oğuz Yiğiter

    16.10.2020 07:00:42

    Zulmetten nura başlıklı makalenin ontolojik ve etimolojik izahlarına birşey demiyorum. Ama "zulmetten nur'a" izahlarında, meselenin sosyolojik ve güncel boyutunda, sadece menderes hareketiyle, 50 öncesi tek pati döneminden çıkışa atıf yaparak ; geçmişlerinde her fırsatta ağız dolusu hakaret ettikleri demokrat misyon ve sembolü Menderesi, şimdilerde istismar malzemesi olarak kullanıp, her olumsuzluğu götürüp "cehape zihniyeti" diye kapatmaya çalışan 'güce' selâm çakmak mı, yoksa 2000'li yıllarda gelişen karanlık içinde karanlıkları makalenin devamında mı okuyacağız. Yoksa Rize'den yola çıkan ve bir türlü İstanbul'a gelemeyip , dönüp döüp hep önceki limanları anlatan fıkradaki adamın misali mi olacak bekleyip göreceğiz. 2010'lu yıllardaki zulmet zulmet içindeki işaretler nasıl yorumlanacak görelim...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı