"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ruh nedir?

Şemseddin ÇAKIR
24 Mayıs 2019, Cuma
Bu sorunun bütün peygamberlere sorulduğu ve benzeri cevapların alındığı bir gerçektir.

Yahudiler de, daha çok, deneme maksadıyla Efendimiz’i (asm) ilzam etmek için aynı soruyu sormuşlar, bunun üzerine nazil olan âyet-i kerime mealen şöyledir. “Sana ruhtan soruyorlar. Deki o Allah’ın bir emridir ve size (onun hakkında) çok az birşey verilmiştir. (İsra/85)

Dinler ve Ruhcu filozoflar insan vücudunda maddeden öte bir cevher olarak ruhun olduğunu ve ölümsüzlüğünü kabul eder. Ruhu’l Kudüs veya kutsal ruh gibi tabirleri de çok duyarız. 

Dünya üniversitelerinde de, en çetin tartışma konularından biridir ruh.

Ruh: İnsan bedenindeki iyi kötü kavramlarını işleten bir mekanizmadır.

Ruh insanoğlu ile başlıca iki şekilde ilişkilendirilir.

1- Âlem-i ervahda ruhlarımızın bedenden önce yaratılıp Cenab-ı Allah (cc) ile elest-i bezmindeki sözleşme şekli ki, Cenab-ı Hak ruhlara “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” buyurunca, ruhların da, cevaben “Evet yarabbi Rabbimizsin” dedikten sonra; bu sözleşme üzerine Allah (cc) ona, Bediüzzaman’ın tabiriyle, dünyanın şartlarına uygun  “Bir hissî cismanî” giydirerek hayat sahnesine çıkarmasıdır.

2- Ruhun insana, ana rahminde 15 haftalık iken Hz. İsa misali üflenilmiş olmasıdır.

Ruh üflenildiği andan itibaren iki halde bedeni kısmen terk eder, o da rüya ve uyku halidir. Zaten en son ve tamamen terk edişine ölüm deniyor. 

Ruhu çağırdıklarını ve ruhun geldiğini iddia edenler; Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Cinlerin maskarasıdırlar” (Daha geniş bilgi için 25. Söze bakılabilir)

Elbette ruhun mahiyetini kavramak başkadır, varlığını anlayıp isbat etmek yine başkadır. Yani bizim yapmaya çalıştığımız; Rabbimizin emrinde olan insan oğluna hakkında çok az bilgi verilen ruh hakkındaki o az bilgiden hissemize düşeni almak ve bilhassa ruhun mahiyetinin değil, varlığının isbatını yapmaktır. Burda da ruhu tahlile yeltenecek değiliz, haddimizi biliriz, fakat ruhun varlığını isbat da  ayrıca bir ilahiyatçı olarak görevimizdir. Çünkü, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde mesele çok açık haber verilmiştir.

Ruhu inkâr için, görememek mazeretse, elektriği, aklı, fikri, şuuru da inkâr için mazeret olmalıdır. 

Televizyonlardaki görüntüleri de yine havada göremiyoruz diye inkâr mı etmeli? Zira bizim bir şeyi görebilmemiz için ışık boylarının 04 ve 07 mikron arası olması lâzım, onun altında ve üstünde olanları ne görebiliyor, ne de duyabiliyoruz.

Yunus’un “Görünmezsin hicap nedir?”  dediği gibi.

Yine sadede dönersek; Ruhun kendini bilip kavramaktansa, onun fonksiyonlarını anlayıp kavramak lâzım. İşte o babda bazı deneyler yapılmıştır. 

Meselâ: Prof. Dr. Ayhan Songar ki, bu alanda meşhurdur. Ruhun ne olduğunu soranlara; “Beyni harekete getiren bir varlıktır” diyor. Ve “piyanoyu çalabilmek için; bir piyanistin varlığı gibi beynin ötesinde de beyni idare eden bir kuvvettir” diyor. Yoksa beyin kör; sağır olan bir makineye döner. Yani gören de, duyan da ruhdur, fakat göz penceresinden bakar. İşte ruh gibi bir mu’cizeye de, beyin gibi harika bir mu’cize lâzımdır, yoksa “kem âlâtla kemâlât olmaz.” Değil öyle bir ruhu, biz daha madde olduğu halde beyni idrak edememişiz. “Ol mahiler ki, derya içre deryayı bilmezler” denmiştir. Çünkü bir âlet kendini aşarak onu idare eden güce erişemez. Onun için ruhu ancak yaratan Allah bilir.

Akla şöyle bir sual gelebilir: Mekanik olarak bütün insanların beyinleri aynı işlediğine göre, fikir ayrılıkları nerden çıkıyor?

Bu suale şöyle cevap vermek mümkündür: Beyinlere yüklenen bilgiler farklı olduğu için ruh beyni ona göre yönetiyor. Meselâ: İslâmdan önceki Ömer’in beyni ile İslâm’dan sonraki Hz. Ömer’in beyni gibi. Onun için merhum Cemil Meriç, “Bir milletin tahakkümü altına girmek, arazisini değil mevzuat ve ananesini kaybetmekle olur” demiştir.

Netice olarak ruhun ne olduğunu söyleyecek olursak “Beyne hâkim bir güç veya emir” diyebiliriz, fakat nasılına gelince Allah-ü âlem demekten başka çaremiz olmaz, çünkü o Allah’ın işidir.

“Kim ne derse desin ruhdur asıl,

 İster toptan işle, ister fasıl, fasıl”.

Nasip olursa haftaya bu fasıllara devam edip, Bediüzzaman’ın harika bir tesbitiyle bu çetin meseleyi özetleyelim inşallah.

Okunma Sayısı: 1086
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • A. AYDIN

    24.5.2019 05:37:47

    Yani mekândan münezzehtir; Rabbânî emir âlemindendir. Ruh, kendi nefsini ve Hâlıkını bilir. Mürekkep değil, tek bir cevherdir. Bundan tevehhüm edilmemeli ki, ruh kadîmdir; belki o mahlûktur. Ruh kendi kendisiyle kaim bir cevher olup kendi zatını, Yaratıcısını, Yaratıcısının sıfatını bilir ve bu bilişte duyumlardan bir şeye muhtaç değildir” diyerek insanın aynaya yansıyan sûreti misali Cenâb-ı Hakk’ın da hakikat-i insaniye olan ruhta yansıdığından bahseder.

  • A. AYDIN

    24.5.2019 05:35:45

    Meselâ, o der ki: “İnsan diridir, kâdirdir, bilir, işitir, görür ve söyler. Cenâb-ı Hak da böyledir” dediğimiz vakit şu sözümüzde teşbih yoktur. Çünkü böyle vasıflar Allah’a has değildir. Zât-ı Bâri’ye mahsus olan sıfat Kayyûmiyet sıfatıdır. Yani eşyaya varlık, âriyet yoluyla kendisine değil, O’ndan gelir. Varlık, zâtî ve başkasından alınmamış olarak ise, Cenâb-ı Hakk’a mahsustur. Mekân ve cihetten beri olmak da Cenâb-ı Hakk’a has vasıflardan değildir. Zira ruh, cisim değildir. Çünkü cismin bölünmesi mümkün olup ruh ise bölünme kabul etmez. Ruh bedenin içinde değildir; dışında, bitişik ve ayrı da değildir. Çünkü bitişiklik ve ayrılık keyfiyetleri, cisimlik ve boşlukta yer kaplayıcılıkla (tehayyüz) mümkün ve doğru olur. Ruh ise cihetten, bir yere hulûl etmekten, cisimlere bitişmekten, cihetlerle kayıtlanmaktan münezzehtir.

  • A. AYDIN

    24.5.2019 05:32:56

    Hakikat-i insaniye de denilen “ruh-u menfûh” hakkında İmam Gazalî (ra) daha garipsenecek bilgiler vermektedir. Esasen ruh hakkında açıklama yapılmasına şer’an sınır getirilmesinin önemli bir sebebi, bilhassa avamın, insan ruhunun özelliklerini İlâhî sıfatlarla iltibas edip teşbihe düşme tehlikesidir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı