"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sırat-ı Müstakîm (2)

Şemseddin ÇAKIR
12 Haziran 2020, Cuma
Sekizinci âyette ise; Sırat-ı müstakimde olduğunun “Deki elbette Rabbim beni dosdoğru bir yola eriştirdi” (En’am 161) şu âyeti meşhuresinin küllî manasının bu asırdaki muvafık ve münâsip ferdi Risale-i Nur olduğu gibi, cifirle “Dosdoğru bir yol” tabirinin Risalet’ün Nurun adedi olan 998’e iki fark ile baktığı ifade edilerek Risale-i Nur’un, vahiy değil, ilham ve istihraç olduğuna dikkat çekilerek, makamı ebcedisinin de 1316 ederek Risale-i Nur müellifinin tabiriyle istihzarat-ı Nuriyede bulunduğu en hararetli tarihi olan 1316 adedine tam tamına tevafuk eder (Şuâlar: s. 726)

Zira o tarihlerde; ilerde tekrar ifade edileceği gibi. İngiliz müstemlekat nazırının Kur’ân-ı Kerîm’i eline alarak “Bu kitabı bu milletin elinden mutlaka almalıyız, ya da bundan Müslümanları soğutup uzaklaştırmalıyız, yoksa onlara hâkim olamayız” sözünü Van valisi kendisine bir gazeteden gösterince, bu müthiş hâdise Bediüzzaman’ın ruhunda tarifi imkânsız bir feverana sebep olur ve “Ben de onun tefsirini yazarak onun hakâikının söndürülemez bir güneş olduğunu bütün âleme ilân edeceğim” deyip artık bu sahaya mesâisini teksife başlar. Hatta bu mücadelesinin zirve finalini de, 1932’de Kur’ân-ı Kerîm’in lâfzı yasak edilip tercümesiyle artık namaz kılınacağı sırada Kur’ân’ın kırk yönden mu’cize olduğunu isbat ederek böyle bir mu’cize karşısına nasıl çıkacaksınız diye Tevafuklu Kur’ânla da meydan okuyup küfrün belini kırarak o müfsitleri o menhus teşebbüslerinden vazgeçirerek “Kardeşlerim küfrün beli kırılmıştır” demesidir. İşte Kur’ân-ı azimüşşan böylesine cihanşümul ve ciddî şeylere elbette işâret ve beşâret eder.

Yirmi birinci âyet ve âyetlere gelince “Deki: Elbette Rabbim beni dosdoğru yola ulaştırdı.” (En’am 161) ve “Allah da onu dosdoğru bir yola iletti” (Nahl: 121) gibi âyetlerin işâretleridir.

Sekiz-dokuzuncu âyetlerde “Sırât-ı müstakim”e nazarı çeviriyorlar. Ve bu doğru, istikametli yolu bulmak için dâima Kur’ân’ın nurundan her asırda o asrın zulmetlerini dağıtacak ve istikamet yolunu tenvir edecek Kur’ân’dan gelen nurlar olmakla ve bu dehşetli ve fırtınalı asırda o doğru yolu şaşırtmayacak bir surette gösteren başta şimdilik Risalet-ün Nur tezâhür ettiğinden, hem bu “Sırat-ı Müstakim” kelimesinin makamı-cifrisi -tenvin “nun” sayılmak cihetiyle -bin (1000) eder. Medde olmazsa (999) ederek yalnız bir veya iki farkla (Yani: Risalet-ün Nur’un mertebesi ikinci ve üçüncü de olduğuna işârettir. Vahiy değil ve olamaz. Belki ilham ve istihracdır demektir.)

Risâlet-ün Nur adedi olan dokuz yüz doksan sekiz (998)’e tevâfukla, sekiz-dokuz âdetlerde “Sırat-ı Müstakim” kelimeleri bu mezkûr iki âyet gibi Risalet-ün Nur’u “Sırât-ı müstakim’in efradına hususî idhal edip remzen ona baktırır ve istikametine işâret eder.

Hem nasıl ki bu âyet Risale-i Nur’a ismiyle bakıyor, öyle de onun istihzarat zamanına da bakar. Çünki “Beni Rabbim doğru yola iletti” âyeti kerimesinin makamı cifrisi bin üçyüz on altı (1316) ederek Risâlet-ün Nur müellifinin ihtiyarsız olarak istihzarat-ı Nuriyede bulunduğu ve umum malûmatını Kur’ân’ın fehmine basamaklar yaptığı en hararetli tarihi olan bin üçyüz on altı adedine tam tamına tevafuku elbette evvelki işârât-ı te’yid ve onunla teeyyüd ederek Risâlet-ün Nur’u dâire-i harimine remzen belki işâreten dahil ediyor.

Cay-ı dikkat ve ehemmiyetli bir tevafuktur ki: Risalet-ün Nur müellifi 1316 (m. 1897) sıralarında mühim bir inkılab-ı fikri geçirdi. Daha önce de işâret edildiği gibi: 

O tarihe kadar ulum-u mutenevviayı, yalnız ilimle tenevvür için merak ederdi, okurdu, okuturdu. Fakat birden o tarihte (Daha öncede dikkat çekilmişti) merhum vali Tâhir Paşa vasıtasıyla Avrupa’nın Kur’ân’a karşı müthiş bir su-i kastları var olduğunu bildi. “Artık sen onlara aldırma” (Nisa: 81, En’am: 68)fermanını manen dinleyerek bir inkılabı fikri ile merâkını değiştirdi. Bütün bildiği ulum-u mütenevviayı Kur’ân’ın fehmine ve hakikatlarının isbatına basamaklar yaparak hedefini gaye-i ilmiyesini ve netice-i hayatını, yalnız Kur’ân bildi. Ve Kur’ân’ın i’caz-ı manevisi, ona rehber ve mürşid ve üstad oldu. Fakat o gençlik zamanın da çok aldatıcı ârızalar yüzünden bilfiil o vazifenin başına geçmedi. Birzaman sonra harb-i umuminin tarraka ve gürültüsü ile uyandı. O sabit fikir canlandı, bil kuvveden bil fiile çıkmaya başladı.

İşte, hem ona, hem Risâlet-ün Nur’a çok alâkası bulunan bu bin üçyüz on altı tarihine çok âyetler müttefikan bakarlar. Meselâ nasıl ki, “Rabbim beni dosdoğru yola eriştirdi (En’am 161) âyeti tam tamına tevafukla işâret eder; aynen öyle de bir âyeti meşhure olan “Şüphesiz ki benim Rabbim hak ve adalet üzeredir.” (Hud 56) makamı cifrisi şeddeli “nun” bir nun sayılsa ve tenvin sayılmazsa bin üçyüz on altı ederek aynen tam tamına o tarihe işaret eder.

Hem nasılki yedi sekiz sûrelerde gelen âyetler ve o âyetlerde gelen “sırat-ı müstakim” cümleleri Risâlet-ün Nur ismine tevafukla beraber, bu mezkûr iki âyet gibi bir kısmı Risaletü’n- Nur telifinin tarihini de gösterir. Aynen öyle de yedi adet sûrelerin başlarında yedi defa “Bu hikmetle dolu” kitabın âyetleridir. (Yunus 1) cümle-i kutsiyesi makamı cifrisi olan 1316 veya 7 ederek aynen tam tamına aynı tarihe tevafukla işâret ettiği gibi “Tasin Bu yüce Kur’ân’ın âyetleridir) (Neml 1) âyeti dahi aynen 1316 tarihine tevafukla işaret eder. Güya nasıl ki Asr-ı Saadet’te Kur’ân’daki iman hakikatlerine alâmetler, deliller ve kitab-ı mübin’in dâvâlarına burhanları ve hüccetleri gözlere de göstermek manasında tekrar ile “Bu (hikmetle dolu) kitabın âyetleridir” (Yunus 1) “Bu (ap açık)kitabın âyetleridir” (Yusuf 1) “Bu, yüce Kur’ân’ın âyetleridir”.(Neml 1) fermanlarıyla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-beyan ilânât yapıyor. Öyle de, bu dehşetli asırda dahi bir mana-yı işârisiyle o âyât-ı Furkâniyenin bürhanları ve hakkâniyetinin alâmetleri ve hakikatlerinin hüccetleri ve hak kelâmullah olduğuna delilleri olan Resâili’n-Nur’a mâna-yı işârisiyle alâmet ve bürhan ve emare ve delil manasıyla âyâtın âyetleri diye tekrar ile “Bu (hikmetle dolu) kitabın âyetleridir.” diye ferman ederek nazar-ı dikkati Kur’ân hesabına bu asra ve bu asırdaki Resaili’n-Nur’a çeviriyor itikad ediyorum. Evet herbir cihetle ayn-ı şuur olan âyât-ı Kur’âniyenin böyle yirmi vecihle ve yirmi parmakla aynı şeye müttefikan işâretleri tasrih derecesinde bana kanaat veriyor. Benim kanaatime iştirak etmeyen bu ittifaka ne diyecek ve ne diyebilir? Hangi kuvvet bu ittifakı bozar? Resâili’n-Nur bu asra gelen işârat-ı Kur’âniyenin hususî bir medâr-ı nazar olduğuna kimin şüphesi varsa, Kur’ân’ın kırk vecihle mu’cizesini ispat eden Mu’cizât-ı Kur’âniye namındaki Yirmi Beşinci Söz ve Yirminci Söz’ün ikinci makamına ve haşre dair Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Söz’lere baksın, şüphesi izâle olmazsa, gelsin parmağını gözüme soksun. (Şuâlar: s. 732-733)

Hatta 22. Âyeti kerimedeki “Dosdoğru bir yol)daki remiz dahi yedi - sekiz sûrelerde bulunmakla, yedi-sekiz remiz hükmünde olarak o remzi işâret, belki delâlet, belki sarahat derecesine çıkarıyor.

Neden en güvenilir eserler Risalet’ün-Nurlardır? sorusunun cevabı çoktur. Fakat ben birkaçını zikr ve tadat edeyim.

Ezcümle: Hakkında belki yüzlerce müsbet bilirkişi raporları ve binlerce beraat kararları vardır. Ömrü âlim ve zalimlere meydan okumakla geçen bir allâme ve böylesine kendini test ve tasdik ettiren ikinci bir eserin değil günümüz dünyasında, tarihin hiçbir döneminde emsali yoktur. Eğer bu meselede Nobel Ödülü konu edilse kesin geçmiş gelecek dünya rekoru Risalet’ün-Nur’undur. O halde Risalet’ün-Nurlar ilmî ve fikrî harika birer hüccettirler ve haliyle de Sırat-ı müstakimin teminâtıdırlar. 

 Ayrıca Bediüzzaman “Ey Asya münafıkları Avrupa kâfirleri en akıllınızı karşıma getirin eğer onu iki saatte ikna etmezsem mağlûp etmeye hazırım” diye meydan okumuş, başa da çıkmış bir Allâme-i cihandır. Bu hâdise dahi tek başına Sırat-ı müstakimde olmanın delili değil midir? İşte Allâm’ül guyup, bunlara daha önceden dikkat çekmiş. Yani tabiri caizse Rabbimiz; Resaili’n Nurlar hakkında müsbet rapor vererek kullarının dikkatini çekmek istemiştir kanaatindeyim. Yani Sırat-ı müstakimin bundan daha büyük teminatı ne olabilir? 

Demek mesele kendini her cihetten test ettirebilmekde... Bu da Risalet’un Nur’a has bir hususiyettir. Öyle ya “Bir sözü ben söyledim diye kabul etmeyin mihenge vurun...” diye kaç kişi meydan okuyabilir. İşte allâme-i cihan bir insan ve harika bir eser olmanın hususiyetlerinden bir demet.

Netice itibariyle “Sıratı müstakim: İfrat ve tefritten azâde olarak herşeyin hakkını hakkıyle vermektir ve biz onun için duamızda “Allâhümme erinel hakka hakkan verzukna ittibaah ve erinel batıla batılan verzukna ictinabe” (Allâh-ın bizi sıratı mustakime hakkıyle vâkıf eyleyip ittiba ile, batıla(dalâlet) da hakkıyle vâkıf olup ictinab ile rıziklandir.) Amin! demeliyiz.

Okunma Sayısı: 1319
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ergün demir

    15.6.2020 16:27:34

    Slm ve dua ile Bediüzzaman ra nın 30 40 yıl sonra fecri sadık olacak şeklinde bir beyanı var mıdır. Bu konuda bir yazı yazabilir misiniz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı