"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ayasofya yeniden açılırken...

Şükrü BULUT
24 Temmuz 2020, Cuma 00:06
Ayasofya’nın uğradığı musîbetin, bin seneden bu yana Kur’ân’a hizmetkâr Türk milletinin başına gelen felâketten bir parça olduğunu, yeni nesillere anlatırken; 1923 ila 1937 seneleri arasında vuku bulan Kur’ân‘ın yasaklanması, camilerin kapatılması veya maksatlarının dışında kullanılmaları, tekye zaviyelerin kapatılması ve Osmanlı’dan devraldığımız demokratik haklarımızın “Sovyetler Birliğinde” olduğu gibi topyekûn rafa kaldırıldığını da inceden inceye anlatmamız gerekiyor.

M. Kemal’in başında bulunduğu tek adam rejiminin gerçekleştirdiği devrimlerin millet nezdinde kabul görmediğini, merhum Süleyman Demirel’in üslûbuyla anlatmamız, millet olarak önümüzdeki engellerin kaldırılmasında bize yararı olur, kanaatindeyim. Bir kamyoncunun arkasında arabamızla giderken, kasasının ardına astırdığı levha çok hoşuma gitmişti: ”YANLIŞ ÜSLÛP DOĞRU FİKİRLERİN KATİLİDİR…” Mevcut hükümetin en büyük kusurlarının başında, yanlış üslûpların geldiğini Avrupa’daki dostlarımız da söylüyorlar. Merhum Demirel, Atatürk ve İnkılâplarının referanduma götürülmesini isterken, bugünkü gibi yeraltındaki haşarata varıncaya kadar bütün zararlıları uyandırmamıştı. Fakat mevcut hükümetten on kat fazla dine ve millete hizmet ettiğini isbata hazırız.

Baskın bir karar ile Ayasofya’nın açılmasını sağlayanların hallerindeki tenakuzu, herkes gibi biz de merak etmişiz. Bir sene önce teklif edenleri ihanetle suçlayanlardaki değişime dair merakımızı, düşüncelerimizi ve tahlillerimizi sizlerle paylaşmadan önce, şu hakikati teslim edelim. Milletimizin kahir ekseriyetinin alkışladığı “Ulu Mabedin” aslına döndürülmesi hizmetinde emeği geçen herkesi canı gönülden tebrik ediyoruz. Fakat, Ayasofya meselesinde milletin nazarından kaçırılan hakikatleri, tarihi gerçeklerin üzerine gerilen örtüleri ve Türkiye olarak kaçırdığımız fırsatları burada belirtmemize hiçbir fikrin mani olmaması gerektiği kanaatindeyim. Osmanlı’nın ve İttihadı İslâm’ın bir simgesi haline gelen Ayasofya’nın müzahrefat ve putlarla dolu bir müze haline getirilmesi, Osmanlı demokrasinin önderlerinden Said Nursî‘yi çok üzmüştür. Zira devlet erkân’ıyla bu kubbe altında bir araya gelmiş, önemli buluşmaları burada gerçekleştirmiş ve mübarek gün ve gecelerde ve onlarla devletin meselelerini burada konuşmuştu. Kendisini “son Osmanlı” olarak tanımlayan Bediüzzaman; meşihatın Kız Lisesi yapılmasına üzüldüğü gibi, Ayasofya’nın müzeye çevrilmesine de çok mahzun olmuştu Demokratlara Fethin sembolü olarak aslına icrasındaki ısrarının sebebi de bu olsa gerek. Said Nursî, M. Kemal ve arkadaşlarının yörüngesini bozduğu ülkenin, tekrar bin senelik mecrasına döndürülmesini Demokratlardan istemesinden daha fıtrî ne olabilirdi ki… 

Nitekim Ezan-ı Muhammedi’nin (asm) aslına döndürülmesi, din eğitimine getirilen yasakların kalkmasına, şapka devriminin kısmî de olsa kalkmasına ve Kur’ân alfabesine getirilen yasakların kaldırılmasına yalnızca Said Nursî sevinmemişti… Türk Milletinin yüzde doksan beşi bu icraatları alkışlamışlardı. Demokratlar bu güzel işi de başarabilselerdi, elbette bunu da alkışlayacaktı.

Hükümetimizin Danıştay’ın kararına istinaden Ayasofya’yı açma iradesinden sonra medyada yazılan-çizilenleri okuyunca bir yönüyle hüzünlendim, diğer cihetten de endişelendim. Hüzünlendim, mesele direkt 1934 bakanlar kurulundan bu yana hiç ele alınmamış ve Demokratların bu çerçevede yaptıkları adeta inkâr edilmiş gibi yansıtılmıştı. Merhum Demirel’in 1980 Ağustos’unda muvaffak olduğu kısmî açılış, arşivlere ve şahitlere rağmen milletten kaçırılışının cehaletten olmadığını düşünüyorum.

Endişelendim, zira 12 Eylüle dolaylı desteğini esirgemeyen AKP’nin misyonunu devam ettirme ve Demokratlık düşmanlığındaki samimiyetini, bir kez daha ispat etmiş oluyor. Hem M. Kemal ve devrimlerini ve hem de 12 Eylül’ü tartışma zeminine getirmeden, seksen küsur senelik “inkılâplar” perdesinde millete karşı yapılan hataları örtmenin gayretini hissettim, şu açılış meselesinde.

AKP’nin Kemalizm’i devam ettirmede ve demokrasiyi milletten kaçırma hususundaki büyük gayretlerini önceki yazılarımızda da belirtmiştik. Bize göre, bu milletin başına, demokrasimize dışardan ve içerden ortaklaşa yapılmış 12 Eylül ihtilâlinin mahiyeti anlatılmadan ve anlaşılmadan, şu kargaşalardan kurtuluşumuz zor görünüyor. Hem Kemalist ilke-inkılâpları, hem millete karşı işlenmiş cinayetleri ve hem de çocuklarımızın ders kitaplarındaki “Atatürkçülükle” mevcut rejimin problemlerini dindarlık perdesine sarılarak kaçıran mevcut hükümetimiz, Ayasofya’nın açılışını kendi istikamet ve maksadına kullanıyor. Millet olarak bunca zulüm ve haksızlığın bitirilmesine sevinirken; hem demokrasimize katkısını, hem bin senelik tarihimize düşmanlık eden Kemalizm’in mahiyetinin anlaşılmasını ve hem de ümmet içindeki uhuvvetin pekişmesini, siyasî menfaatinden dolayı engelleyen AKP’ye önce teşekkürlerimizi ve sonra da tenkitlerimizi arz ediyoruz.

Tenkitlerimizin hem usûllere, hem üslûplara ve hem de bazı fiillere yönelik olduğunu elbette anladınız. Ayasofya’nın “millî beraberliğimizin bir sembolü” olduğunu meclis oylamasında müşahede etmemize rağmen bazı AKP’lilerin “dini tekelcilik ve tarafgirlik” üslûpları, herkesi incitecek seviyeye ulaştı. M. Kemal’i methederek faturayı yalnızca ikinci cumhurbaşkanına kesmenin mertlik ve Müslümanlığa sığmadığını bu ”siyasal İslâmcılara” kimin söylemesi gerektiğini merak ediyoruz.

Milletin ortak değerleri olan “millî ve manevî unsurları” siyasetlerinde kullananların hem millet ve vatana hem de dine çok büyük zarar verdiğini bu meselede bir kez daha yaşıyoruz. Neredeyse muhaliflerinin “Cuma namazına” dahi gitmemelerini arzu edecek kadar dine zararlı bir üslûbu, bu ülke artık kaldıramaz. Ülke politikası ve dış siyasette usûlsüz ve tahrip edici üslûplarla yapılan müsbet icraatlarına zaman içinde “vatan, millet ve İslâmiyet” noktalarında bize menfi döneceğinden endişe ettiğimizden, usûllere riayet kadar, doğru üslûba da dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Okunma Sayısı: 1955
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Alper Özcan

    27.7.2020 11:27:00

    Şu gerçek ortada , okuma özürlü müslümanlara çarpık medyanın tahribatını bu dönemde net olarak müşahede ettik tebrikler

  • Zeliha

    25.7.2020 18:11:00

    Sen de mi şeriat istemissin diye asilanlari ustada gösterip göz dağı vermek isteyenlere ustadin cevabı çok manidar değil mi? " Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda ederim'. 31 Mart vakası nda şeriat isteriz diyenlerin içinde kimler vardı. Ve bugün cumhur ittifakı ne manaya geliyor, ...... daha bir çok soru bekli de bu çakma açılışla rencide edilen duyguların akabinde çok fırtınalara tutulur muyuz ? Allahu alem.....

  • Hüseyin İlhan

    24.7.2020 22:56:14

    Muhterem yazarımızı tebrik ediyorum.AYASOFYA'nın açılışı birliğe,kardeşliğe,dindaşların ortak sevincine ve bayramına nefsani duyguların karılştırılmaması gerektiğini gayet sarih şekilde yazmışsınız. Cum'a çıkışında huylu huyundan vazgeçmez kaidesi ne acıki tecelli etti.Yine sayı,yine siyaset ve muhalif fikirdekilerin dahi destekleri sağlanacak bir hayırlı icraat maalesef heba edildi. İstanbul'un fethindeki ruh,bu hadisi şerife masadak olan mabedin camie dönüştürülmesi hangi ruhla oldu ve şimdiki ruhlar ne acep dediğimde gördüklerimi buram buram siyaset kokusu olmasıyla kalbimizi ağalattı.

  • Gazi

    24.7.2020 20:37:49

    "Kim fasık siyasetdaşını, mütedeyyin muhalifine, sû-i zan bahaneleriyle tercih etse, muharriki siyasetçiliktir. Hem umumun mâl-ı mukaddesi olan dini, inhisar zihniyetiyle kendi meslektaşlarına daha ziyade has göstermekle, kavî bir ekseriyette dine aleyhdarlık meyli uyandırmakla nazardan düşürmek ise, muharriki tarafgirliktir.”

  • Zübeyir

    24.7.2020 17:01:24

    Sevinçle beraber 'gözden kaçanlara' ve 'gözden kaçırılanlara' dikkat çeken yazınız için teşekkür ederim. Özetle, Ayasofya'nın birleştirici değil, ayrıştırıcı olarak kullanılması. İkincisi, Ayasofya'da emeği olan demokratların unutulması/unutturulması. üçüncüsü, şu anki durumun siyasete alet edilerek şahısların yanlış olarak revacına payanda yapılması. -Ki cami açılışında ve haberlerde tesiri azim surette görülüyor-. Dördüncüsü ve en önemlisi, kemalizm ile hesaplaşmadan bu sürecin tamamlanmak istemesi. Kemalizmle hesaplaşmadan müslümanlar rahat edemeyecek. Bütün bunlarla beraber, inşallah müslümanların ittihadına ve iyi zamanların mukaddemesine işaret olur inşallah.

  • Niyazi N.

    24.7.2020 16:33:12

    İktidar ve dünya saltanatları için türlü vehametleri pervasızca irtikap ile vasıta kılabilenler, pek ibret vericidir ki gayr-ı meşru emel ve ikballeri için mukaddesatı ve maneviyatı da samimiyetsizce her şekilde istismar ve alet ederek milleti aldatmaya çalışabilmektedirler. Ancak kaderin de elbette bir hükmü ve Cenab-ı Hakkın mutlak hikmet sahibi olduğunu, ve “Allah dilerse facir (kafir, münafık, fasık) bir adamın eliyle de dinine hizmet ettirebilir” hadis-i şerifinin manasını hatırlayarak sükun, ferah ve sürur duyuyor, Rabbimize hamdediyoruz. İkaz edici yazınız için teşekkürler.

  • Demokrat Avrupa

    24.7.2020 16:01:41

    Sağlam olmayan temelin üzerine bina dikilemeyeceği gibi, siyasal islamcılardan da demokrasi beklenemez. Demokrasi derdi olmayanlara demokrasiyi anlatmakta boşuna konuşmaktan farklı birşey değil

  • İ. Seyda

    24.7.2020 14:33:13

    Ayasofya'nın bu şekilde açılışı konusunda elbette söylenecek çok söz var. Ne var ki, Ayasofya'nın açılışının sembolik bir anlamı olduğunu ve sırlar aleminde neleri sonuç vereceğini, hangi inkişafların ortaya çıkacağını bizler zahiren bilemiyoruz. Beşer zulmeder! Ama kaderin de bu işler de bir hissesi vardır. "Hak şerleri hayr eyler Zan etme ki ğayr eyler Ârif ânı seyr eyler Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler"

  • Abdullah

    24.7.2020 12:16:10

    Ayasofya meselesinde en ciddi, en samimi adam rahmetli Süleyman Demirel ve temsil ettiği Demokratlardır. Ufacık bir fırsatta dahi hemen hünkar mağfilini namaza açtı zamanla tamamen ibadete açacak seviyeye getirmişti. Fakat o sinsi 80 darbesi buna da mani oldu.18 yıllık iktidar partisi adeta açmamak üzere direnirken, bir anda Danıştay tarafından Ayasofya’nın cami olarak açılmasına yönelik karar alması bizleri çok mutlu etti. Feyalilacayib....! fakat ne yazık ki iktidar bunu dahi kendine hamletti. Halbuki... Sükut! Temennimiz o ki demokratların istediği, müslümanl olan bu milletin talepleri doğrultusunda eski hüviyetine kavuşması... Allah razı olsun yazınız ağabey meseleye vakıf. Bu meseledeki bazı müşküllerin miftahı hükmünde.

  • İhsan

    24.7.2020 10:49:26

    Olanlar oldu, ölenler öldü ve nihayet mahzun mabed açıldı. Allah birliğimize ve dirliğimize vesile eylesin.

  • Abdurrahman

    24.7.2020 10:42:19

    Demokrasinin tam manasıyla uygulanmadığı toplumlarda ve medya organlarının kahir ekseriyetinin bir havuzda toplanıp iktidardaki gücün hoşuna gidecek yayınlar yapıyor olması ve tarihi hadiseleride sansürlemesini gördük .Sanki Ayasofya Camisi 86 yıldan beri ilk defa Cami olarak açılacakmış, ilk defa ezan okunacakmış gibi yayın yaparak algı yönetiyorlar.. Merhum Demirelin Başbakanlığı döneminde 1980 yılında Ayasofyanın bir bölümünde başlattığı namaz kılınması ve ezan okunmasını hiç bahsetmiyorlar...Akibeti hayır olur inşaallah.Ayasofya Kıyamete kadar Cami olarak aslına uygun bir şekilde görevine devam eder...

  • Selim

    24.7.2020 10:35:27

    Şu dini siyasette kullananların yanlış üslupları milleti manevi değerlerinden uzaklaştırdı.

  • Hüseyin

    24.7.2020 10:24:12

    Beşeriyet tarihinde, insanın mana ve değer dünyasında inancın ve o inançla ilgili imge kavram ve sembollerin ayrı bir yeri ve ehemmiyeti olmuştur..Tarihte, maneviyat dünyasını ve mukaddesatı yok sayan, yasaklayan despot, jakoben ve materyalist yönetimler zaman zaman görülmüştür. Komünist sistemlerle yönetilen sovyetler birliği ve yogoslavyada çok değil bundan 30 yıl öncesine kadar dinsiz ateist, mabedi olmayan, kıblesi bulunmayan ülkelerdi.Bu durum insanların ruhunda, kalbinde, aklında inanç duygusunu hiçbir zaman öldürmedi...Aksine büyüttü..Nitekim bu rejimler yıkıldıktan sonra insanlar ilk iş olarak mabetlerine koştular, onardılar yılların birikimi özlemlerini ve hasretlerini doya doya yaşadılar.. Geldiğimiz aşamada devletler inancı ve dini yasaklamak şurda dursun tam tersine toplumları daha kolay yönetmek adına, dini sosyal bir ihtiyaç gibi görmekte teşvik etmekteler...

  • Hüseyin

    24.7.2020 10:17:44

    ... İnsanoğlunun fıtratından, fabrika ayarlarından olsa gerek ne dini yasaklamaya ne de dini dayatmaya gelmiyor. O, inancını inandığı gibi yaşamak ister..inanç en iyi özgür ortamlarda ve mekanlarda inkışaf eder. Bu da ancak özgürlükçü din anlayışına sahip, demokrasi ile yönetilen adaletin huzurun ve refahın görüldüğü ülkelerde mümkün olur.. Müslümanların, doğduğu toprakları ve mabedlerini geride bırakarak avrupa ülkelerine kaçışlarını başka türlü nasıl izah edebiliriz..

  • Haydar

    24.7.2020 09:58:48

    İç ve dış siyasette doğru üslüba dikkat edilmesi hususunu çok iyi belirtmişsiniz. “ Merhum Demirel, Atatürk ve İnkılâplarının referanduma götürülmesini isterken, bugünkü gibi yeraltındaki haşarata varıncaya kadar bütün zararlıları uyandırmamıştı. ” tespitiniz dikkatimi çekti. Bu ne zaman oldu?

  • Süleyman F.

    24.7.2020 09:24:33

    Ayasofya açılırken hiç kimse bu 86 senelik zulmün kimlerce ve neye binaen bu kutsal mekana yapıldığını sormayacak mı?

  • Hayati

    24.7.2020 06:24:40

    Tüm bir millete ait bir bayramın belli bir zümrece siyasette kullanılması, elbette millete saygısızlık olur ve milli birlikteliği zaafa uğratır.

  • Nura

    24.7.2020 06:16:36

    Her ne kadar bu açılışa seviniyorsak da bu hakikatlerin bilinmesi ve bildirilmesi gerekiyordu. Ayasofya Camiini siyasete alet edilmekten koruyacak olan da bu hakikatlerdir. Meselenin çerçevesini ve mahiyetini en güzel bir şekilde aktardığınız bu yazınızı tebrik ediyoruz.

  • Mehmet Demir

    24.7.2020 02:53:53

    Maşallah harika bir yazı, Süleyman Demirel bir kezdaha Allah'tan rahmet diliyorum.kaleminize sağ

  • Dr. Bahtiyar Aziz

    24.7.2020 00:22:03

    "Neredeyse muhaliflerinin “Cuma namazına” dahi gitmemelerini arzu edecek kadar dine zararlı bir üslûbu, bu ülke artık kaldıramaz". Çok doğru!. Cumalara gitmek, o nefret yüklü hislerin boyasına boyanmış hutbeleri dinleyerek ibadetini yapmaya çalışmak, belli bir tarafgir güruh dışında herkesi çok rahatsız ediyor. Bu ülke artık kaldıramıyor, kaldıramıyoruz. Ayasofyanın açılışının basiret perdelerinin de açılışına, felaha vesile olması duasıyla, kaleminize sağlık Şükrü Bey...

  • Rıdvan Ercan

    24.7.2020 00:18:01

    Tebrikler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı