"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İstanbul Sözleşmesi’nde aranan orta yol

Şükrü BULUT
15 Mayıs 2020, Cuma
Bediüzzaman Hazretleri, her batılın hak bir noktaya dayanarak ortaya çıktığını söyler.

Milletçe haklı olarak aleyhinde bulunduğumuz İstanbul Sözleşmesi’nin de; bir boşluğumuzdan istifade ile bir hakikata dayanarak hazırlandığını geçen yazımızda belirtmiştik. Bu hakikatin ise; insan olarak kadının hem Batı’da ve hem de-maalesef-Doğu´da sosyal hayatın bütün karelerinde uğradığı zulüm ve şiddet olduğunu, vicdanlarımız kabulleniyorlar. İnsanlığın cihanşümul bir problemini çözmek üzere küresel güçlerin merkez olarak İstanbul’u seçmelerinin hikmetleri üzerinde durmak istiyoruz.

Bugünkü haliyle 2011’de İstanbul’da ortaya konulan ucube sözleşmenin, felsefe olarak Avrupa ve Amerikalı olduğunu biliyoruz. Newyork, Londra, Paris veya Cenevre yerine İstanbul’un yer olarak seçilmesinin başka sebepleri de olacaktır. Fakat, insanlığın aleyhinde Marksistlerce şişirilen bu balonun İslâm coğrafyasından uzatılacak bir iğne veya ince çivi ile patlatılmasından korkan semavî ahlâk karşıtı global dinsizler, bu işi Müslüman bir ülkenin mübarek bir şehrinde, o ülkenin dindar Cumhurbaşkanlarının şemsiyesi altında icra ederek; muhtemel hücum ve tepkileri çekmeden bitirmek istemişler. Tek ses halinde işleyen basını korku ve rüşvetle susturduktan sonra; Mısır’dan, Körfez ülkelerinden ve hatta şeriatla idare edildiğini iddia eden fanatik Suudi Arabistan’dan bile destek alabiliyorsunuz. İlâhî din karşıtlarının bu tedbir ile Asya’da ne kadar çok kuş avladıklarını 2020’lerde daha net görebiliyoruz. İstanbul Sözleşmesi insaniyetin çözümü için şiddetli ihtiyaç duyduğu bir problemi merkezine almışsa; burada olup bitenleri yok sayamayız. Yalnızca küreselcilerin çözüm diye sundukları metnin maddelerinde; kadının etrafında aile ve dışarıda verilecek mücadele ile insanlığın daha derin bir krize girdiğidir. Milyonlarca yuvaya düşen bombalarla bırakalım barışı, hayatlar paramparça olmuş. Nikâh müessesesi öyle zayıflamış ki, insan neslini tehdit edecek boyutlara ulaşmış, evlilikler ve yuvalar. Hem Hıristiyan ve insaniyetperver Avrupa-Amerika’nın ve hem de Avrupa’nın itirazı; çatışmacı materyalist ve hedonist bir düşünce ile bu maddelerin hazırlanmasınadır. Yalnızca Müslümanlar değil; Avrupa Kiliseler Birliği ile Türkiye Hıristiyanları da yüksek ses ile itiraz ediyorlar. Doğu ve Batı´daki pozitif hukukçuların dahi; adaleti zir-ü zeber ediyor ve hukukun temel prensiplerine ters düşüyor, dedikleri şu sözleşmeyi hükümetimiz kendi açısından yürürlükten kaldırarak- imzaladıkları halde uygulamayan diğer devletler gibi- İstanbul Sözleşmesi’nin tekâmül veya rehabilite sürecini bir an önce başlatmak zorundadır. Buna mecburdur, zira onbinlerce mağdurun arşa yükselen ah ve eninlerinden çıkan feryatlar, tenkit ve bu sözleşmeye katkı sağlamış her ferdin dünya ve ahiretini karartacak şiddettedir.

Kader, insanlığa ve semavî dinlere aile bazında İstanbul’da suikast düzenleyenleri bir yönüyle istihdam etmiştir. İlk başta dünya bankası, BM ve diğer milletler arası kuruluşların kanal ve imkânları kullanılarak İstanbul’da düzenlenen bu kongreye üyelerin çoğu evet dediklerinden dolayı Avrupa Birliği de katılmak zorunda kalmıştır. İnsanlığa karşı işlenen bu büyük cinayeti durdurma ve rehabilite vazifesinin de; misyonu gereği Avrupa Birliği’ne verileceğini düşünüyoruz. Demokrasiyi en büyük maksadı yapmış bu birliğin; hem Batı ve hem de Doğu değerlerini nazara alarak; sahanın uzmanlarını toplayacağını ve ilme dayalı ortak bir çözüm metni hazırlayabileceğine inanıyoruz.

Burada; dinî değerleri ifrat ve tefrit düzeylerde siyasetlerinde kullanan bir kısım siyasetçi ile siyasetli cemaatler hükümetimize engel olmaya çalışacaklarını belirtmemiz, elbette kehanet değil. Fakat; söz konusu çalışmaya Avrupa Kiliseleri Birliği’nin yanı sıra; El-Ezher, Ummulkura, Şam-ı Şerif ve İstanbul uleması da dahil olunca, itirazlar azalacağı gibi, İslâm Coğrafyası’nın kabulü istikametindeki emniyet de artacaktır. Diyanetimiz ile birlikte çok farklı ülkelerden katılacak alimlerimizin desteklerinin, Amerika ve Avrupa halkları üzerinde de müsbet etki yapacağını umuyoruz. Doğu ile Batı´nın hem kesişme ve hem de kavşağı olarak İstanbul’un, en kıymetli varlıklarımız olan kadınlarımızın aile ve sosyal meselelerini çözüm için seçilmesi, belki de sevk-i İlâhî idi. Dünyamızın şartları da bizi problemleri bir an önce halletmemize mecbur ediyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin ilk müteşebbisleriyle patronları, şu orta yolumuza şiddetle karşı çıkacaklardır. En radikal İslâmî gruplardan ta ahlâken kaybetmiş kadınlara kadar binlerce naylon STK´yı mobilize edeceklerdir. Fakat onlar için mevsimin sonbahar olduğunu asla unutmayalım. İnsanlığın medeniyet sabahında uyanmasıyla, o kötü niyetliler bir bir deşifre oluyorlar. Neocon -Neoliberal ittifakının finansörleri hem Avrupa ve hem de Amerika’daki demokratik devlet yapılarınca tarassut ediliyor ve dünyamızın iyice küçüldüğünü onlar da biliyorlar.

Ümit ederiz ki hükümetimiz, bir avuç ahlâk ve insanlık düşmanının çıkarttığı patırtı-gürültüyü kaale almaz ve “Medine-i Medeniyet-i Fazıla´nın bir şubesi olan İstanbul”da kaderin başlattığı şu insanî projeyi Avrupa Birliği şemsiyesi altında yola sokarak; dünyada tenkitlerden ve öldükten sonra da tel’inden kurtulurlar...

Okunma Sayısı: 1256
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    17.5.2020 05:42:10

    Âile yapımızı âdeta temelden imha etmek üzere hazırlandığı her haliinden belli olan; ve cok geniş capta tenkit ve eleştirilere muhatap olan,sözüm ona bu felaket sözleşmesinin ülkemizi idâre eden sorumluların dikkatinden kaçmış olmasını düşünebilmek bile vatandaş olarak hepimizi dehşete düşürmeli diye düşünmekteyim. Konuyu ehemmiyetle ele alıp uyarılarını yapan hocamıza âcizane tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum.

  • Ali

    17.5.2020 05:30:26

    Bu sözleşmenin hazırlanışında hangi mahfillerin öncü olduklarını bilmek bile sözleşmenin mahiyeti hakkında okuyucuda bir ön kabul oluşturuyor;ki yazılarda bu konularla alakalı bilgilere özellikle yer verilmiş.Küresel çapta bir eleştiri ve tepkiye muhatap olmuş bu sözleşmenin memleketimizdeki düçâr kaldığı değerlendirmeler uzun bir müddettir efkaŕı ammenin gündemindeki özel yerini muhafaza ediyor.Bu hususlar yazılarda gereken hassasiyetle yer almış.

  • Ali

    17.5.2020 05:12:56

    Muhterem Şükrü Bulut hocamızın gazetemizdeki köşesinde haftada bir iki defa yazımış olduğu makaleler bir okuyucu olarak benim için gerçekten çok degerli, kapsamlı,ve mahiyeti itibari ile de bir o kadar gerçeklere dayanan yazılar..Bu denli çaplı bir yazarın yazılarını bir okuyucu olarak kısıtlı bir yorum köşesinde analiz etmeye çalısmak,düşünce ve duygularını yazabilmek çoğu zaman çok kolay olmuyor.Son olarak yazmış olduğu "İSTANBUL SÖZLEŞMESI"başliklı iki yazı her türlü takdiri hak ediyor.

  • Nura

    16.5.2020 17:43:18

    İnşaallah gösterdiğiniz istikamet taakip edilir. Elbette önce, bizimkilerin AB hakkındaki ön yargılarını düzeltmesi lazım. Tebrik ediyorum. Güzel açıklamışsınız.

  • Dr. Bahtiyar Aziz

    16.5.2020 17:29:50

    İstanbul’un bu denli mübarek ve önemli bir role sahip olduğunu ilerde çok insan görecek ve bilecek.

  • Hüseyin

    16.5.2020 01:40:55

    İstanbul sözleşmesi ; en sağdan en sola, en dindarından en ateistine kadar toplumun tüm kesimlerinin ahlaken çürümesine, vicdanen körelmesine, sosyal olarak da yalnızlaşmasına neden oldu. İnsanın tabiatındandır ; bir şeyi bozmadan, felaket kapıyı çalmadan doğruyu görmez,hakkı tanımaz,hakikati tasarlamaz, nitelikli yapıları inşa etmez. Ahlakın bozulması ile tüm yapılarda bozulma ve çürüme görülür.Çürümeyi değerler bunalımı takip eder. Değerler bunalımı ile yara dikiş tutmaz, organlar ve dokular hissizleşir . çürüme, gelişmenin yenilenmenin itici gücüdür. Çürüme olmazsa, yeniye gereksinim duyulmaz. Çürümüş yapılar, gelecekteki yapılarda gübre rolü oynarlar.Bir mercimek tanesi toprakta çürüyüp yok olmazsa bir mercimek tanesi olarak kalır, yok olursa bereketli ürün verir.

  • LeylaNur

    15.5.2020 12:49:36

    Olan bir derde yoktur derseniz, yok olurmuş. Hayır. Ülkeler ve kanunlar problemler için vardır. Ellerinize sağlık, ihtiyacımız olan devam yazısıydı

  • İ.Seyda

    15.5.2020 12:31:53

    Gerekçe masum (!) ve haklı olan yönleri de var: Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılan Avrupa Konseyi sözleşmesi. Halen 40 civarında imzalanmış. Türkiye ilk imzalayan ülke. Dikkat çekilmesi gereken ve tartışılması gereken konu "toplumsal cinsiyet eşitliği" kavramıdır. Ne yazık ki bu başlıkta ülkemizde yüzlerce proje uygulanmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin merkezinde yer alan toplumsal cinsiyet kavramında kadınlık ve erkekliğin fıtratta yer alan bir durum olmadığı, sosyal şartlara bağlı olarak gelişen bir durum olarak inşaa edildiği savunuluyor. Yani cinsiyetin doğmayla değil sosyal yapıyla ilgili bir durum olduğu öne sürülüyor.

  • Hayati

    15.5.2020 02:26:34

    Tenkit yeterli değildi, alternatifini göstermek gerekiyordu. Tebrik ediyorum, öyle olmuş.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı