"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Helâket ve felâket asrının adamı

Abdülbakî ÇİMİÇ
16 Mart 2020, Pazartesi
Bediüzzaman’ın Hayâtı’ndan Tesbitler-23

Yaşadığı asır hakkında Peygamber Efendimiz’in (asm) ihbâr ve îkazları vardı Bid’atüzzaman’ın. Bu ihbârlar, bu asrın insanlık tarîhi boyunca çok dehşetli ve şiddetli geçeceğini haber veriyordu. Helâket, felâket asrı; fitne ve fesâd asrı olarak ta’rif edilmişti bu zaman dilimi. Çünkü zaman, ahirzamandı! “Bu âhirzaman çok çalkalanıyor; bu fitne-i âhirzaman acip şeyler doğuracağını ihsas ediyor.” 1 diyordu asrın sahibi. Çok sırları ve olayları da içinde taşıyacaktı bu meş’um asır. Öyleyse bu ahirzaman asrında vazîfeli olacak zât da, diğer asırlarda vazîfeli olan zâtlardan farklı isim, unvan, özellik ve güzellikler taşımalıydı. Yaşadığı asrın tekdüze alışkanlıklarına uymayan, hak ve hakîkati incitmeden bütün zeminlerde haykıran, zalimlerin zulmüne boyun eğmeyen, hakkın hatırını her hatırdan üstün tutan bir duruş gerektiriyordu bu ahirzaman. İşte Bid’atüzzaman bu duruşları yapmayı gerektiren bir unvan idi ki, bu asra bu isimle de müsemma olmaya lâyık oldu Bediüzzaman! Çünkü O, şimdinin Bid’atüzzaman’ıdır. Kendi ta’birince “Şu fakir, garip Nursî ki, “Bid’atüzzaman” lâkabıyla müsemmâ olmaya lâyık iken, haberi olmadan “Bediüzzaman” ile meşhur olan bîçare, tedennî-i milletten ciğeri yanmış gibi feryad-ü figân ederek, “Ah, ah, ah! Vâ esefâ!” 2 diyerek “Bid’atüzzaman” oluşunun ipuçlarını veriyordu.

Bid’atüzzaman; zamanın bid’ası, zamanın acîb ve garîbi, zamanın şartlarına uymayan mânâsı ile lügâtlerde yerini almıştır. Zamanın görülmemişi ve harîka olanı olarak da kabûl edilebilir. Zaten hep öyle oldu Bid’atüzzaman. Herkesin gittiği ve aktığı yere gitmedi hiçbir zaman. Her yerde farklılığını gösterdi anbean. Uymadı, uyulmayacak fikir ve duruşlara her zaman. Haykırdı doğruları hak bildiği an. Korkutamadı onu tahakküm, zulüm ve zindân. Çok bağırdı asr-ı sâlis-i aşrın (yani onüçüncü asrın) minaresinin başından. Câmiye dâvet etti sureten medenî ve dinde lâkayd ve fikren mazinin en derin derelerinde yaşayanları.

 Öncelikle İslâm’ın ma’ruz kaldığı tehlikeleri tâ’mîr vazîfesi ile vazîfeli olan asrın Bid’atüzzaman’ı elbetteki bu unvana hakîkî olarak sahip olmalı; böyle bir vazîfe ile muvazzaf olan bir zât ancak ve ancak “Bid’atüzzaman” unvanı ile anılmalı ve bu unvana sahip olmalıdır. “Bid’atüzzaman”, tâ sabevette iken bulunduğu karyesinde ilim meclislerine katılarak diğer insanların ilgi ve alâkasına mazhar olmuş, nazar-ı dikkati celb ederek o zamanın çocuklarına uymayan meziyet ve özellikler göstermiştir. Yine küçük yaşlarda Pirmis Karyesi’ne, sonra Hizan Şeyhi’nin yaylasına gitti. Burada da tahakküme tahammülsüzlüğü, dört talebe ile geçinmemesine sebep oldu. Bu dört talebe birleşip kendisini daima tâciz ettiklerinden, birgün Şeyh Seyyid Nur Muhammed Hazretleri’nin huzuruna çıkıp, izhar-ı acz ile, arkadaşlarını şikâyet etmeyerek şöyle dedi: “Şeyh efendi, bunlara söyleyiniz, benimle dövüştükleri vakit dördü birden olmasınlar, ikişer ikişer gelsinler.” 3 Böylece bir kez daha hem hocası Seyyid Nur Muhammed’in hem de medresedeki diğer talebelerin dikkatini çekerek yine ezber bozarak çocuk yaşta büyük insanların dahi cesaret edemediği şecâati ve kahramanlığı göstererek üzerine yürüyen talebelerin ikişer ikişer gelmesini istedi.

 Tillo’da iken, bir gece Şeyh Abdülkadir-i Geylânî (ks) Hazretleri’ni rüyasında görür. Geylânî Hazretleri (ks) kendisine hitaben, “Molla Said! Mîran aşireti reisi Mustafa Paşa’ya gidiniz ve kendisini tarik-i hidayete dâvet ediniz. Yaptığı zulümden vazgeçerek namaza ve emr-i mârufa müdâvim olmasını tavsiye ediniz. Aksi takdirde öldürünüz.” 4 der. Bunun üzerine Molla Said, Mîran aşireti reisi Mustafa Paşa’ya gider “Seni hidayete getirmeye geldim. Ya zulmü terk edip namazını kılacaksın veyahut seni öldüreceğim” 5 dedikten sonra aralarında münâkaşalı bir muhavere geçer. Molla Said burada da kimsenin cesaret edemeyeceği şecâati gösterir ve Mîran aşireti reisi Mustafa Paşa’nın Cezire’de çok âlimlerini münâzarâda mağlûp ederek şahsî cesaretinin yanında ilmî hüviyetini ve üstünlüğünü de ispat eder.

Birinci Cihan Harbi’nde Ruslar Van ve Muş tarafını istilâ edip, üç fırka ile Bitlis’e hücum ettiği sırada “Öyleyse ben, ya ölürüm veya o topları getiririm” diyerek üç yüz gönüllünün başına geçmesi, “Aman geri çekilsin!” emri karşısında “Bu kâfirlerin güllesi beni öldürmeyecek!” 6 diyerek harbe devam etmesi de herkesin yapamayacağı bir duruş ve cesaret olarak tarihte yerini almıştır.

Diğer yandan Rus’un Başkumandanı kasten önünden üç defa geçtiği halde ayağa kalkmayan ve tenezzül etmeyen ve onun idam tehdidine karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza için ona başını eğmeyen; İstanbul’u istilâ eden İngiliz Başkumandanı’na ve onun vasıtasıyla fetva verenlere karşı, İslâmiyet şerefi için, idam tehdidine beş para ehemmiyet vermeyen ve “Tükürün zâlimlerin o hayâsız yüzüne!” cümlesiyle ve matbuat lisânıyla karşılayan; ve Divan-ı Harb-i Örfî’nin dehşetli suallerine karşı, “Şeriatın tek bir meselesine ruhumu feda etmeye hazırım” deyip beraat eden; ve yirmi sekiz sene, gâvurlara benzememek için inzivayı ihtiyar eden bir İslâm fedâisi ve hakîkat-ı Kur’âniyenin fedakâr hizmetkârı elbette ki imânı, i’tikadı, duruşu, şecâati ve salâbeti ile Bid’atüzzaman unvanına sahip olduğunun delillerini fiilî olarak göstermiştir.

Kendisine yapılan zulümlere boyun eğmeyen, mahkeme müdafâalarında Eski Said Dönemi’nde İstanbul’da “bir nutuk ile, isyan eden sekiz taburu itâate getiren ve kırk sene evvel bir makalesiyle binler adamı kendine taraftar yapan ve mezkûr üç(dört) dehşetli kumandanlara karşı korkmayan ve dalkavukluk yapmayan ve mahkemelerde, başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse, zındıkaya ve dalâlete teslim-i silâh edip vatan ve millet ve İslâmiyete hıyanet etmem, hakîkat-ı Kur’ân’a feda olan bu başımı zalimlere eğmem diyen” 7 bir fedakâr insan elbette ki “Bid’atüzzaman” ismi ile müsemma olmaya elyaktır.

Diğer taraftan meşrûtiyeti şeriat namına alkışlayan, “Meşrûtiyetin ruhu şeriattandır.” diyerek onun meşrûiyetini Kur’ân ve sünnete uygun olarak delillendiren; İstibdad, zulüm ve tahakkümdür. Meşrûtiyet, adalet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin (asm) emrine itâat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itâat edeceğiz. Yoksa, Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar.” 8 diyen; “Fakat meşrû, hakikî meşrûtiyetin müsemmasına ahd-ü peyman ettiğimden, istibdad ne şekilde olursa olsun, meşrûtiyet libası giysin ve ismini taksın; rast gelsem sille vuracağım.” 9 diye izah eden ender bir zattır Bid’atüzzaman.

Kendisine kurulan bütün tuzakları bozan, müsbet hareket düsturu ile masumları zulümden kurtaran, dahilde menfî harekete kesinlikle izin vermeyen, ümmet adına bedeller ödeyen bir zattır Bid’atüzzaman. Kendi elemlerine tahammül eden; “fakat ehl-i İslâmın eleminden gelen teellümât beni ezdi. Âlem-i İslâma indirilen darbelerin, en evvel kalbime indiğini hissediyorum.” 10 diyerek âlem-i İslâm için ıztırab ve çile çeken bir kahramandır Bid’atüzzaman.

Kendisine zulmedenlere Risâle-i Nurlar’la îmânlarını kurtarmak şartıyla hakkını helâl eden; talebelerine sakın intikamımı almaya kalkmayın diye vasiyet eden; bütün ömrünü harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçiren; çekmediği cefa, görmediği eza kalmayan; Divan-ı Harblerde bir câni gibi muamele görüp, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollanan; memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men’edilen; defalarca zehirlenen; türlü türlü hakaretlere maruz kalan 11 “Asırlardan beri beklenilen ve muntazır kalınan zât”tır 12 Bid’atüzzaman.

Dipnotlar:

1- Barla Lâhikası, s. 540. 

2- Muhakemat, s..23. 

3- Tarihçe-i Hayat, s. 31. 

4- Tarihçe-i Hayat, s. 40. 

5- Tarihçe-i Hayat, s. 40. 

6- Tarihçe-i Hayat, s. 11. 

7- Şuâlar, s. 450. 

8- Divan-ı Harb-i Örfi, s. 15. 

9- Divan-ı Harb-i Örfi, s. 33. 

10- Tarihçe-i Hayat, s. 137. 

11- Tarihçe-i Hayat, s. 629. 

12- Barla Lâhikası, s. 143.

Fotoğraf: Erhan Akkaya

Okunma Sayısı: 1986
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Müslüm

    17.3.2020 02:21:20

    coook güzel ve hakikatli bir yazı olmuş. allah razı olsun..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı