"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meşveretin hukuku (2)

Adil Özbakır
06 Temmuz 2026, Pazartesi
-”Meşveretlerde hakikat noktasında isabetsizlik yoktur”. Bu çok iddialı bir söz değil mi?

Meşveretin hakikî manasının anlaşılmasını, ben biliyorum inadı ve şahsiyetçilik anlayışı perdelemektedir. Risale-i Nur ölçü ve prensiplerini ben tek başımla çok daha iyi anlıyorum inancı enaniyeti şişiriyor, tehlikeyi görmemizi engelliyor. Ve “Siz hizmeti düşünmeyin, tesanüdü muhafaza edin” olan en önemli vazifemizi bozuyor. 

Meşveret bir ibadettir ve ibadetler yalnız dünya hayatının saadetini temin etmek için yapılmaz. Dünya cihetinde ki muradımız yerine gelmedi diye ibadet halis olmadı denmez. Meşveret ibadetinin de hem dünya, hem ahirete bakan cihetleri vardır. Yani; kaderin de bir hissesi, bilemediğimiz tecelli etmesi gereken cilveleri de vardır. Benim fikrime muhalif olan ekseriyetin fikri kabul edildiğinde, elbet bir hikmeti vardır diye teslim olmak meşveret hakikatinin mahiyetini anlamış olmanın gereğidir. Elbette meşveret zeminlerinde kararlar revize edilebilir aynı kalabilir, fakat nihaî karara karşı gösterilmesi gereken tavır uygun hareket etmektir. Yerli yersiz her yerde nihaî kararlara muhalefet etmek, yanlıştır hatadır diye ihtilafı körüklemek, tesanüdü bozmak meşveretin hukukuna riayetsizliktir.  

Uhud’da şehit düşen Ashab, hesap gününde ehl-i Cennet olan genç Ashabdan çocuklarımızın yetim, eşlerimizin dul kalmasına sebep oldunuz diye davacı mı olacaklar?  

Kâinatta, kendisinden daha samimî, daha haklı ve daha müstakim kimse bulunmayan Efendimiz’in fikrine muhalif bir karar alıp dünya hayatımızın saadetini bozdunuz diye mi davacı olacaklar? 

Hep birlikte Cennette ebedî saadete mazhar olmayacaklar mı? Ebedî birer dost olarak yaşamayacaklar mı? 

Şehadet makamına ulaştıkları ve nihayetsiz ihsana mazhar oldukları için şükretmeyecekler mi? 

Elbette şükredecekler. İşte kaderinde bu ince gizli tecellilerini hesaba katan Efendimiz meşveret ibadetinin hukukunu muhafaza etti. 

İşte tüm bu nedenlerle, dünya cihetinde ki zamanla ortaya çıkan faydaları da yeniden ifade etmeden, meşveretlerde hakikatte isabetsizlik yoktur. Cezayı icap edecek bir karar ve günah yoktur, sevap vardır, Ve affa müstehak olmak vardır. “İbadetin ruhu ihlâstır, ihlâs ise ibadetin sırf emredildiği için yapılmasıdır” hakikatinin uygulanması vardır. Yani, haklı şûra hakikatinin tecelli etmesi vardır. 

-“Haklı şûra ihlâs ve tesânüdü netice verir.” Netice tesanüd olmadığından haklı şûrâ gerçekleşmemiştir. 

İhlâsın dördüncü düsturu bu meseleyi aydınlatmaktadır. 

“Kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır”

Evet ihlâsın bu düstüru açıkça ispat eder ki; ihlâs ve tesanüdün netice olarak ortaya çıkması muhalif fikir sahiplerinin kendi nefsanî hislerini unutup kardeşlerinin meziyyat ve hissiyatıyla fikren yaşaması ile alakalıdır. Yani meşveret kararlarına uygun hareket etmeleri ile. Meşveretten çıkan karar benim de kararımdır artık demeleri ile… 

Yoksa her karar oybirliği ile alınamadığında, her muhalif fikir sahibi kendi fikrinde inat edip tesanüdü bozarsa haklı şûrâyı bulmak imkansız olacak öyle değil mi? Şahsî kanaatlerimizin haklılığını ispat için, haklı şûrâyı haksızlıkla tezyif etmek nefsin bir hilesidir. Hakikate uygun değildir ve büyük bir vebaldir.

Evet İhlâs ve tesanüdü muhafaza edecek olanlar muhalif fikir sahibi olanlardır… 

-Kararları alanlar ehil olmayanlardır… 

Yarım asırlık müşavir dava arkadaşlarımızın ihlâslarından, istikametlerinden şüphe etmek ve onları tezyif etmek ise bizim şahsi imtihanımızdır. Dava arkadaşlarımızla hiçbir alakası yoktur… 

Okunma Sayısı: 756
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ahmet Said

    7.07.2026 12:25:06

    (2) Uhud hadisesi, meşveretin ehemmiyetine ve karar alındıktan sonra ittihad ve tesanüd içinde hareket edilmesine kuvvetli bir delildir. Ancak bu hadiseden "her meşveret kararı hakikatte mutlaka isabetlidir" veya "haklı şûra olup olmadığı sorgulanamaz" neticesi çıkarılamaz. Tesanüd yalnız muhalif fikir sahibinin teslimiyetiyle meydana gelmez. Meşveret heyetinin de ihlâs, adalet ve hakkaniyetle hareket ederek güven tesis etmesi gerekir. Çünkü güven sadece itaati istemekle değil; tutarlılık, şeffaflık ve hakka uygunlukla oluşur. Bu sebeple, bir kararın gerekçesini sormak veya usulünü sorgulamak, meşverete karşı gelmek değil; haklı şûranın muhafazası için gösterilen bir hassasiyet olarak görülmelidir.

  • Ahmet Said

    7.07.2026 12:24:49

    (1) Yazar kardeşimizi bu kıymetli çalışmasından dolayı tebrik ederiz. Fakat bu meselede dikkat edilmesi gereken mühim bir nokta şudur ki; meşveret ile haklı şûrayı birbirinden tefrik etmek gerekir. Şayet ikisi tamamen aynı manayı ifade etmiş olsaydı, Bediüzzaman Hazretleri farklı yerlerde bu iki farklı tabiri kullanmazdı. Meşveret bir istişare usulüdür; haklı şûra ise ihlâs, adalet, hakkaniyet ve tesanüd esaslarının muhafaza edildiği meşveretin daha hususî bir vasfıdır. Her haklı şûra bir meşverettir; fakat her meşveret kendiliğinden haklı şûra makamına çıkmaz.

  • İsmet Kurban

    6.07.2026 19:24:58

    O zaman ülkedeki muhalefetin de çığunluğun yönetimine ve aldığı kararlara itiraz etmemesi lazım.

  • Recep Ayer

    6.07.2026 18:39:02

    2-Benim okumalarından anladığım üstadımız çok açık hizmet ölçüleri vazetmiştir.Siyasete ve insanlara hususan ehl i imana karşı tutumuzun nasıl olacağına dair bir meşveret olmaz.Bunlar açıkça bellidir.Bu prensiplerin hali hazır durumlarda nasıl uygulanacağı ile ilgili bir meşveret olabilir.Bu meselede de çok sıkı tutulmaz.Çoğu zaman tavsiye kararı almak daha doğru olur.Zira Risale i Nur un hizmet dairesi geniştir denilmiştir.Meşveret Risale i Nur u çok okumuş ve nur talebesi sıfatını haiz olanlarla olmalıdır.Neticede bu konu çok hassas ve dikkatli konuşulması yazılması gereken bir konudur.

  • Recep Ayer

    6.07.2026 18:32:21

    1-Biz nur talebeleri bir meselede hüküm verirken hususan meşveret gibi bir meselede mehazımız kitabi mi olacak yoksa kendi fikirlerimiz mi olacaktır?Özellikle içtimai meselelerde üstadımız lahika mektuplarında çok miktarda Kur ani ölçüler vermişken lahika mektuplarından faydalanmayaqcak mıyız?Meseleyi sadece ihlas risalesiyle ve buradaki düsturlarla izah etmek hakikate bizi ne kadar yaklaştırır?Veya esas önemli soru hangi konularda meşveret edilir ve hangi konularda meşveret edilmez?

  • Ahmet Said

    6.07.2026 17:00:09

    TESANÜD FERAGATLE OLUR-3 Yazıda verdiğiniz Uhud Savaşı örneği ise bu meseleye noktayı koyuyor. Efendimiz (s.a.v.) kendi mübarek fikrine muhalif olan ekseriyetin kararına uydu ve zahiren büyük bir musibet yaşandı. Şimdi birisi çıkıp 'Uhud'daki meşveret haklı şura değildi, çünkü neticede dünya saadeti bozuldu' diyebilir mi? Bilakis, meşveret ibadetinin hukuku o teslimiyetle korundu ve o sahabiler ebedi cennet dostları oldular.

  • Ahmet Said

    6.07.2026 16:59:56

    TESANÜD FERAGATLE OLUR-2 Tesanüdü bozma riski kararı alan çoğunlukta değil, kendi fikrinde inat edip nihai karara teslim olmayanlardadır. İhlasın dördüncü düsturu tam da burada devreye giriyor: Nefsi unutup kardeşlerinin fikriyle yaşayabilmek... Eğer tesanüt aranıyorsa, bunu ilk sergilemesi gerekenler kendi fikri kabul edilmeyenlerdir. 'Benim fikrim kabul edilmediyse bu şura haksızdır' demek, adanmışlığı şahsileştirmek ve enaniyeti şişirmekten başka bir şey değildir.

  • Ahmet Said

    6.07.2026 16:59:44

    TESANÜD FERAGATLE OLUR-1 Haklı şûranın en önemli ölçülerinden biri de muhalif kalanların o karara karşı göstereceği ihlâslı ve fedakâr tavırdır. Meşveretin bereketi, sadece kararın doğruluğunda değil, o karardan sonra gösterilen sadakat, teslimiyet ve tesanüd şuurunda ortaya çıkar. Çünkü tesanüd, herkesin kendi fikrinde ısrar etmesiyle değil, ortak iradeye hürmet göstermesiyle korunur. Özellikle meşveretten kendi fikri çıkmayınca hemen muhalefet bayrağını açıp, 'Bakın, içeride birlik sağlanamadı, demek ki bu haklı bir şura değil' argümanına sığınanların düştüğü yanılgıyı çok net açıklamışsınız.

  • Aşkın Doğan

    6.07.2026 15:28:26

    Makaleniz bilgimize yönelik iyimser notlar mevcuttur.Siz yinede İmtiyaz sahibi Yıldız hanimla meşveret ediniz efendim.

  • tuncer

    6.07.2026 13:39:31

    adil kardeşi tebrik ederim çok güzel bir yazı olmuş. Seçimler ile gelmiş şahsi maneviyi temsil eden heyetleri tekzif etmek haklı şura, istibdat gibi tabirler meşveretin hukukunu çiğneyenleri allaha havale ediyorum. Meşveret bir karar almışsa buna yeni bir karar alınana kadar herkes uymak zorundadır. nokta...

  • Hasan taşkın

    6.07.2026 12:57:10

    Ahmet bey sizde bektaşilik var mı biraz yazının tamamını okursan yazar haklı şurayı da açıklamış sen anlamak istediğin gibi anlamışsın. Yazıyı sakin bir şekilde taraf olmadan tekrar okumanı tavsiye ediyorum.

  • Misafir

    6.07.2026 12:15:16

    Muhterem Ahmet abim, “Haklı şûra ihlâs ve tesânüdü netice verir.” Netice tesanüd olmadığından haklı şûrâ gerçekleşmemiştir. sözünün açıklaması cümlenin devamındaki paragraflarda gayet açık ifade edilmiştir. Böyle bir sonuca nasıl vardınız anlayamadım. Açılama cümlelerini nazar-ı dikkate almamışsınız. “Haklı şûra ihlâs ve tesânüdü netice verir.” Netice tesanüd olmadığından haklı şûrâ gerçekleşmemiştir. cümlesi hüküm cümlesi değil, bu yöndeki eleştiriye cevaptır. Bu manada tekrar okumanızı tavsiye ederim. Baki selamlar...

  • Adil Özbakır

    6.07.2026 12:00:33

    Bu kısmı tekrar okumanızı rica ediyorum muhterem kardeşim

  • Adil Özbakır

    6.07.2026 11:59:49

    İhlâsın dördüncü düsturu bu meseleyi aydınlatmaktadır. “Kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır” Evet ihlâsın bu düstüru açıkça ispat eder ki; ihlâs ve tesanüdün netice olarak ortaya çıkması muhalif fikir sahiplerinin kendi nefsanî hislerini unutup kardeşlerinin meziyyat ve hissiyatıyla fikren yaşaması ile alakalıdır. Yani meşveret kararlarına uygun hareket etmeleri ile. Meşveretten çıkan karar benim de kararımdır artık demeleri ile… Yoksa her karar oybirliği ile alınamadığında, her muhalif fikir sahibi kendi fikrinde inat edip tesanüdü bozarsa haklı şûrâyı bulmak imkansız olacak öyle değil mi? Şahsî kanaatlerimizin haklılığını ispat için, haklı şûrâyı haksızlıkla tezyif etmek nefsin bir hilesidir. Hakikate uygun değildir ve büyük bir vebaldir. Evet İhlâs ve tesanüdü muhafaza edecek olanlar muhalif fikir sahibi olanlardır

  • Ahmet Cemil ÇÖKREN

    6.07.2026 10:49:01

    "Haklı şûra ihlâs ve tesânüdü netice verir.” Netice tesanüd olmadığından haklı şûrâ gerçekleşmemiştir" Buradan şunu anlıyorum. Tesanüd olan meşveretler az hatta çok az olduğundan haklı şura çoğu meşverette olmuyor o zaman.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı