"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Suçu ve suçluyu övme suçu

Ahmet BATTAL
26 Ocak 2020, Pazar 00:13
Yürürlükteki Türk Ceza Kanunu’nda “Kamu Barışına Karşı Suçlar” üst başlığı altında 215. maddede “Suçu ve suçluyu övme” suçu adlı bir suç düzenlenmiş.

Hüküm şöyle: “İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Hükmün gerekçesi de Tasarıda şu şekilde açıklanmış: “Madde metninde suçu veya suçluyu övme suçu tanımı yapılmıştır. Buna göre suçun oluşması için, failin işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmesi gerekmektedir. İşlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna uymayan kişiliğini, sırf suç işlemesi sebebiyle övme hâli de cezalandırılmaktadır. Suç işlemiş olan kişinin övülmesi hâlinde, aslında bu kişi aracılığıyla işlenmiş olan suç övülmektedir.” 

Hüküm ve gerekçeden şu alt hükümler çıkarılabilir:

1. Bu suç bir duygu ya da fikir açıklama suçudur. Açıklamanın hangi vasıtayla ve hangi ortamda yapıldığının önemi yoktur. Önemli olan aleniyettir. (“Aleni” aslında “ilân ederek” demektir.  Demek bu suç için “fısıltı” yetmez.). 

2. Bu suç sebebiyle ceza verilebilmesi için açıklamanın “kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkarması” ön şarttır. Tehlike varsayımı” ya da vehmi yetmez.

3. Suçu övmek, “genel olarak” bir suçu değil, “işlenmiş” olan belli bir suçu yani somut bir suç fiilini övmektir. Meselâ “hırsızlık iyidir” demek tek başına suç değildir. “Kim öldürmüşse iyi ki öldürmüş, oh olsun” demek suç olabilir. 

4. Suçluyu övmek, işlemiş olduğu somut bir suçtan dolayı bir kişiyi övmek demektir. Meselâ “Ali’nin eline sağlık, iyi ki Veli’yi vurmuş” demek suç olabilir. 

5. Suçluluğu iddia edilen ya da kesinleşen birinin iyi yönlerinden bahsetmek suç değildir. “Adam hırsız, ama çok iyi yemek yapıyor” dediğimizde suçu da suçluyu da övmüş olmayız. 

6. Birilerinin ve hatta bizzat görevi “iddia etmek” olan savcıların (müdde-i umumilerin) suçlu olduğunu iddia ettiği birinin masum olduğunu ileri sürmek ya da savunmak suç değildir. Öyle olsaydı önce ceza avukatlığı suç olurdu!

7. Yargı organının “kesinlikle suçludur” dediği birinin o suçu işlemediğini ve masum olduğunu iddia etmek suç değildir. Zira devletin her dediği her zaman doğrudur denilemeyeceği gibi hâkimin her hükmü her zaman doğrudur da denemez. Temyiz ve benzeri denetim aşamaları bunun için var. 

Zaten bu ihtimalde fikrini açıklayan kişi suçu ya da suçluyu övmemekte, masum olduğuna inandığı birinin lehinde konuşmaktadır. Bu açıklama vicdan özgürlüğü kapsamındadır ve suç olamaz. 

Güncel problemimiz olan korkunun temelinde biraz da bu prensipleri iyi bilmemek yatıyor olabilir. 

Bunları neden yazdığımıza gelince… 

Gündemi takip edenler zaten bilecekler. 

Okunma Sayısı: 2190
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İ.Seyda

    30.1.2020 18:12:25

    Sayın Hocam; Henüz işlenen suçun ve suçu işleyen failin mahkemenin kesinleşmiş hükmü ile belirlenmediği durumda, suçu ve suçluyu övme suçundan da bahsedilemez. Bu suçun oluşabilmesi için ön şart, kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünün varlığıdır.

  • Fatih Kahraman

    26.1.2020 17:27:03

    Değerli yazar, gündemin konusunu güzel değerlendirmişsiniz, yorumlayacak herhangi bir husus bulamadım. Ancak, yazınızın son paragrafındaki tespitinize dikkatleri önemle çekmek istiyorum. “Güncel problemimiz olan korkunun temelinde biraz da bu prensipleri iyi bilmemek yatıyor olabilir.”

  • Abdullah Tunç

    26.1.2020 11:03:32

    2-Risale-i Nur'lar gaybi bir tanzim ve imza olduğuna göre,bu gaybi tanzimi,sadeleştirme adı altında bozanlar,tahrip edenler olmadı mı?İkincisi; hak ve hakikat inhisar altına alınamaz,kesin hükmüne rağmen iki seneye yakın Risale-i Nur'lar tekele alınmadı mı? Peki bu iki siyasi cere yanın bu iki hatası kader cihetinde karşılıksız kalır mı? Malumunuz Risa le-i Nurlar izni ilahi ile yazdırılmıştır. Buna parmak karıştırmak basit bir olay mıdır? Yazınız hatırıma bunları getirdi.Bir de bu ciheti yazsanız...selam ve hürmetlerimle.

  • Abdullah Tunç

    26.1.2020 10:52:43

    Sevgili hocam,olayın zahiri ve hukuki cihetini yazmışsınız,buna katılmamak mümkün değildir.Enfes bir değerlendir me yapmışsınız.Malumunuz bir de işin kader ciheti var.Beşer zahiri sebebe,kader hakiki sebebe göre hükmeder. Bu iki yönlü bakış ve hüküm verme Risale-i Nur'un önemli prensiplerinden biridir.Kim nasıl bakar sa baksın,biz iki cihette hadiselere bakmak durumundayı.Üstadımız öyle yapmış. Ve kaderin hükmünü öne almış.Zahiri sebepler üzerinde durma mıştır. Malumunuz, metotları farklı iki siyasi cereyan bir biriyle boğuşur hale geldi. Ve ülke büyük sıkıntılar içerisine sürüklendi.Şu anda bütün toplum olarak bu sıkıntıları birlikte çekiyoruz.Kaderin izni olmadan hiç bir şey bir şeye mudahale edemediğine göre,Acaba kadere,hangi fiil ve hareketlerimizle fetva verdik ki bu fela ketlere maruz kaldık? Çok sebepler den sarfı nazar ederek,sadece Risale-i Nur'a ilişme noktasında yapılan dehşetli hatalar asıl sebep değilmidir?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı