"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zoraki saygı duyuşu

Ahmet BATTAL
08 Kasım 2020, Pazar
Önceki gün Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu ABD’de yaşanan seçim sürecini değerlendirdi. Şu cümleler kendisine ait:

“Türkiye olarak geçmişte de farklı yönetimlerle çalıştık. İlişkilerimizi parti üstü ya da siyaset üstü olarak görüyoruz. Bu her zaman böyle oldu mu sahada? Böyle olmadı. … Hem cumhuriyetçi hem demokrat yönetimlerle inişler çıkışlar yaşadığımız oldu. … Kim seçilirse seçilsin Türkiye olarak aynı anlayışla … yeni Amerikan yönetimine de aynı şekilde yaklaşacağız.”

Bunlar doğru tesbitler ve güzel temenniler. Ama Sayın Bakanın suya sabuna dokunmaması ve Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında Türkiye Cumhuriyetine yaptığı “aptal olma” başlıklı hakaret ve benzerlerinden bahsetmemesi eksik kaldı. 

Bakan şunları da söyledi: 

“Seçim ortamında da gerginlikler olduğunu da gördük. Hatta bölünmüşlük de görüyoruz. … Bundan kaygı duyuyoruz. Hiçbir ülkenin bu şekilde bölünmesini de … istemeyiz.”

Bakanın bu endişesi ve arzusu çok değerli. Ama acaba bu “hiçbir ülke” kapsamına Türkiye de giriyor mu diye merak etmiyor da değiliz. 

Zira Türkiye’de kamplaşmanın ve kutuplaşmanın âlâsı yaşanıyor ve üstelik seçim dönemine has da değil. Yani tam bir “tencere dibin kara…” durumu. 

Üstelik toplumu geren bu yapının müsebbibi iki kutuplu siyasî sistem. 

Biliyoruz ki Türkiye’de ABD’den farklı olarak siyaset gerçekte iki kutuplu değil en az dört-beş partili/kutuplu. Ve sırf 1930’ların “tek adam” rejimini hortlatabilmek adına kurulan Cumhur İttifakı ile memleket bu hale getirildi. 

Şu beyanlar da Dışişleri bakanına ait: 

“Seçimlerde sonucu belli olmayan az sayıda eyalet kaldı. … Bir iki gün daha alacağını görüyoruz. … Demokratik ve şeffaf bir şekilde olmasını temenni ederiz. … Bakalım nasıl neticelenecek. Sonuçta Amerikan halkının verdiği karara başta Amerikan siyasetçiler olmak üzere herkes, bizler de saygı duymak zorundayız.”

Bu üslûp bize sıkıntılı göründü: 

Zorunda olduğumuz şey saygı duymak mıdır, saygı göstermek mi? Üstelik her zaman her şeye saygı göstermek zorunda mıyız? 

Saygı duyuyorsak bunu zorunlu olduğumuz için mi yaparız, içimizden geldiği için mi? 

Saygı duymadan yapılan saygı gösterisi gerçek bir saygı gösterisi midir?

Bu soruları, Cumhurbaşkanından başlayarak bütün resmî kurumlara ve görevlilere ve oradan kamusal alana inen ve tüm topluma sinen riyakârlığın yarından sonra 10 Kasım vesilesiyle yeniden görünür olacak olması sebebiyle hem iktidara ve hem de muhalefete sorma hakkına da sahibiz.

Sonra da şunu soracağız: İçeriye ve dışarıya zoraki saygı duyuşu/duruşu ve zoraki saygı gösterisi garabetinden bu milleti ne zaman kurtaracaksınız? 

Demokrasi istiyoruz. Hürriyet istiyoruz. samimiyet istiyoruz. 

Çok şey mi istiyoruz!

Okunma Sayısı: 2128
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Erkan

    8.11.2020 00:54:59

    Kaleminize, yüreğinize sağlık sayın yazar!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı