“Şimdilerde yardım faaliyetleri denince sıkça akla gelen “kermes,” ülkemizde, 1980’lerden sonra başladı.
“Kermes” kelimesi Fransızca “kermesse”ten gelir. Bu da aslında kilise bayramı / aziz günü şenliği demektir. Orta Çağ’da Avrupa’da kiliselerin kuruluş yıl dönümlerinde, bir azizin adına yapılan özel günlerde, halkın toplandığı dinî şenliklerde, kurulan panayırlara “kermes” denirdi.
Bu etkinliklerde yiyecek satılırdı, küçük eğlenceler olurdu, toplanan para kiliseye, papaza veya hayır işlerine verilirdi.
İslâm medeniyetinde yardımın özü “infak”tır. Kur’ân’da “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz”1 buyurulur. Bu ayet, yardımın sadece maddî değil, kalpten gelen bir teslimiyet olduğunu gösterir. Osmanlı’da bunun en güzel örneklerini görürüz: Sadaka taşları, imarethaneler ve vakıflar… Veren el bilinmez, alan mahcup olmazdı. Yardım sessizdi ama bereketi büyüktü.
Bediüzzaman Hazretleri Lem’alar eserinde ihlâsın önemini vurgular: “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.”2 Yani yapılan iyilik, insanların takdiri için değil, Allah’ın rızası için olmalıdır. İşte burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Kermesler bu ihlâsı ne kadar koruyabiliyor?
Kermeslerde çoğu zaman iyi niyet vardır. İnsanlar evlerinde hazırladıkları yiyecekleri satar, elde edilen gelir hayra harcanır. Bu yönüyle bakıldığında niyet güzel olabilir. Ancak uygulamada bazı riskler ortaya çıkar: Yardımın bir “etkinliğe” dönüşmesi, sosyal görünürlük kazanma isteği, hatta bazen rekabet… Bunlar fark edilmeden “riya”ya kapı aralayabilir. Oysa Peygamber Efendimiz (asm), gizli verilen sadakanın Allah katında daha kıymetli olduğunu bildirmiştir.
Elbette kermesin tamamen yanlış olduğunu söylemek doğru olmaz. Fakat İslâm’ın tavsiye ettiği modelle kıyasladığımızda, doğrudan ve gizli yardımın daha faziletli olduğu açıktır. Bir yetimin yüzünü güldürmek için sessizce yapılan bir destek, çoğu zaman kalabalık bir etkinlikten daha derin bir iz bırakır.
Şu soruyu kendimize sormalıyız: Yardım ederken gerçekten Allah rızasını mı gözetiyoruz, yoksa farkında olmadan insanların beğenmesini mi arıyoruz? Kermes bir araç olabilir; fakat asıl olan, kalbin niyetidir. Unutmayalım ki İslâm medeniyetinin gücü, gösterişli organizasyonlardan değil, ihlâsla yapılan gizli iyiliklerden doğmuştur. Gerçek infak, görünmeden yapılan ve gönüllere dokunan infaktır.
Dipnotlar:
1. Kuran’ı Kerim, Ali İmran 92. Ayet; 2. Lemalar, s. 275