"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Neden AB: Malûmun ilâmı

Ahmet ŞAMİL
27 Mayıs 2021, Perşembe
İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında, uzun yıllar süren Avrupa hegemonyası sona ermiş, dünya ABD ve Sovyet Rusya arasında iki kutba bölünmüştü.

Bugün Avrupa Birliği olarak bilinen yapının temelleri atıldığında kurucularının temel hedefi hem ekonomik entegrasyon yoluyla Avrupa Kıt’ası’nda barış sağlamak ve hem de birlik yoluyla İkinci Dünya Savaşı’nın enkazının altından daha kuvvetli kalkmaktı. 

Bu enkaz o kadar büyüktü ki Avrupa’da bir tür birlik kurulması fikirleri tartışılırken İngiltere bunu desteklemiş, ancak kendine bunu “lâyık” görmeyip dışarıdan izlemeye karar vermişti. (Elbette o eski krallıktan eserinin kalmadığını ve Birliğin ekonomik başarısını görünce bu düşünceleri hızla değişecekti). 

Ancak bu Birliğin fikir babalarından Robert Schumann ve Jean Monnet’in aklında yatan “birlik” ekonomik bir birliğin çok ötesindeydi. Monnet tarafından 1952’de öne sürülen European Defence Community (Avrupa Savunma Birliği) daha derinden bir birliğin arzulandığını göstermişti. Ancak o dönem için bu düşünceler fazla iddialıydı ve özellikle Fransa’nın tepkileriyle bu plan rafa kaldırıldı. 

Devletler bir birliğin gerekliliğinin farkındaydı, ancak savunma gibi diğer alanlarda süpranasyonal bir birliğe yetki verme konusunda çekimser kalmışlardı. Nitekim bu çekimserlik çoğu meselede günümüzde de mevcut. 

Ancak yıllar geçtikçe ve üye devlet sayısı arttıkça ekonominin ötesi bir entegrasyon bu birliğin hayatta kalması için kaçınılmazdı. Haliyle, ekonomik bariyerlerin kalktığı ve “iç pazarın” hedeflendiği bir yapıda sosyal, politik ve idarî alanlarda da bir ahenk şart. Aksi takdirde “forum shopping” denilen uygulamanın başladığı, yani şartların uygun olduğu ortamların tercih edildiği bir piyasada eşitsizlikler baş gösterecek ve bu birlik çökmeye mahkûm olacaktı. 

Sonuç olarak, bugün Avrupa Birliği, ekonomik birlik olarak çıktığı bu yolda, entegrasyonunu, kendi bağlayıcı temel haklar bildirgesini ortaya koyacak ölçüde genişletmiş bir yapı haline gelmiş oldu.

Bunları neden anlattık?

Dünyanın tekrar iki kutba bölündüğü bir dönemden geçiyoruz. Çin ve ABD’nin ekonomik savaşı, tıpkı Soğuk savaşta olduğu gibi, iki devletin aynı zamanda politik nüfuzlarını arttırma çabalarıyla devam ediyor. 

Burada Avrupa Birliği’nin pozisyonu ne olmalı? 

İngiltere’nin üyelikten çekilmesi sonrası bu birlik artık eski gücünden eser kalmayan bir yan aktör olarak mı yoluna devam edecek? 

Tarihinde ilk defa daralma yaşayan Avrupa Birliği’nin genişlemesi durdu mu?  

Bu sorular AB hukuku ve politikası uzmanlarının akıllarını meşgul etmekte ve potansiyel çözüm teklifleri öne sürülmekte. 

Bunlar arasında bizim için en önemlisi Türkiye ile olan ittifakın tekrar gözden geçirilmesi, değerlendirilmesi meselesi. 

Yeni iki kutbu temsil eden Çin ve ABD’den herhangi birine bağlı kalmamak, kendi yolunu kendi çizmek ve ekonomik bağımsızlığı garanti altına almak isteyen Avrupa Birliği bu yolda güçlü ittifaklara ve genişlemelere ihtiyaç duyuyor. Aynı durum Türkiye için de geçerli. Türkiye’nin son dönemde yaşadığı ve artmakta olan ekonomik ve sosyal sıkıntılar, uluslar arası siyasette uzun vadeli ve güvenilir ittifaklara ihtiyacını arttırıyor. 

Bütün bunlar aynı zamanda iki tarafın birbirine ihtiyacını da açık bir şekilde ortaya koyuyor. 

Neden önemli bu ittifaklar? 

Son yıllarda birçok devletin tepki gösterdiği Çin’in başta Uygur Türkleri olmak üzere birçok azınlık grubuna çektirdiği işkenceler ve hali hazırda İsrail’in Filistin halkına yaptığı kıyımı hepimiz çaresizce takip ediyoruz. Hakeza geçtiğimiz haftalarda Birleşmiş Milletlerin İsrail’in uyguladığı şiddet hakkında yapacağı bildiriyi ABD 3 defa veto etti. 

Türkiye uzun vadede yalnız kalıp bu iki kutbun arasında sıkışmak istemiyorsa ve ekonomik ve siyasî bağımsızlığını Hür Dünyanın ölçüleri içinde muhafaza etmek istiyorsa en tabiî ortak olan Avrupa Birliği’ne yönelişini sürdürmeli. 

Avrupa Birliği’nin son yıllarda demokrasi, azınlık hakları, din ve vicdan hürriyeti ve insan hakları konularında diğer iki tarafa göre çok daha pozitif bir karnesinin olduğu da herkesin malûmu. 

Son yıllarda içeride takip edilen politikalar sonucu Türkiye’nin potansiyel üyeliği çok uzak görünse bile Avrupa’dan bakan ve önde gelen AB hukuku uzmanlarının bir kısmı Türkiye’nin üyeliğinin AB’nin yıllar boyu kabul ettiği multi kültürel, multi etnik ve bütün dinlere aynı mesafede olma ilkelerinin tam anlamıyla hayata geçmesi anlamına geleceğini savunuyor. 

Türkiye’nin hali hazır ekonomik ve siyasî durumunun bu üyeliğin önünde büyük bir engel olduğunu da belirtiyorlar elbette. 

Başta anlattığımız gibi AB ittifakı ekonomik çıkarların da ötesinde, özerkliklerin güç bulduğu bir birlik olmayı hedefliyor. Özerkliğimizi, ekonomimizi ve etkinliğimizi korumamız için bu ittifakın vazgeçilmez olduğu açık.

Bunun için ise hem Avrupa’da ve hem de Türkiye’de kısmen Birinci Avrupa’yı da ifade eden Türkiye-AB birliği taraftarlarının öne çıkması şart. 

Okunma Sayısı: 703
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Çelebice

    28.5.2021 06:18:09

    Avrupa Birliği konusunun gündeme taşınması ve birlik ihtiyacının analizi ve beklentilere yön vermesi konusunda ümit taşıyan bir yazı olmuş. Yazarı tebrik ediyorum.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı