Bahçemdeki kardelenler resmî geçide başladılar. Onun için ben kardelenleri baharın müjdecisi olarak görürüm.
Hangi kışın sonu bahar, hangi gecenin sonu sabah olmadı? Elbette bahar da olacak, sabah da olacak. Bu İlâhî nizamın bir gereğidir.
Yaşanan her olayın, her durumun görünen-görünmeyen, bilinen-bilinmeyen birçok nedenleri vardır. Bize düşen her durumdan ders çıkarmak, gerekleri mukabelede bulunmaktır.
Ünlü filozof Sokrates “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir” der. Bu sınırsız bilgi evreninde, çok az bilgi sahibi olmanın ifadesidir.
Bediüzzaman, Ziya Paşa’dan iktibas ettiği “idrâki maâlî bu küçük akla gerekmez/ Zira bu terazi bu sıkleti çekmez” derken, kavrama ve anlama kapasitemizin sınırlı olduğunu anlatır.
Geçen gün seyahatimde tanıştığım genç, çocuk doktoru olduğunu söyledi. Ben de eğitimci olduğumu söyleyince, memnuniyetini belirterek bana eğitimin hal-i pürmelâlini sordu. Ben de eğitimin zorlu bir süreç olduğunu, bu süreçte iyi bir programa, belli bir planlama ile programın işlemesine, eğitim durumunun düzenlenmesine, gerekli uyarıcıların işe koşulmasına ve sonucu belirlemeye yönelik değerlendirmelerin yapılmasına gerek olduğunu söyledim. Bu süreçte öğretmenin ısrarlı, özverili; öğrencinin azimli ve sebatlı çalışmasının önemli olduğunu anlattım.
Eğitim planlaması hassasiyetle ele alınması gereken bir konudur. En başta; “Kime? Neyi? Nasıl? Ne zaman? Ne düzeyde?” öğretileceği belirlenmelidir. Öğrenmede öğretmen, öğrenci, iletişim araç gereçleri ve aile gibi birçok değişken yer alır. Ancak belirleyici, değişken öğrencinin kendisidir. Öğrenmek istemeyen öğrenciye hiç kimse bir şey öğretemez. Burada öğretme durumunda olan kişiye öncelikle düşen görev, öğrenecek kişiye ilgi hissettirmektir.
Eğitim; istekli, ısrar, sabır, zaman ve emek isteyen bir süreçtir. Temel hedefi “iyi insan” dediğimiz kaliteli insan yetiştirmektir. Kaliteli insan; kişilikli, dürüst, çalışkan, üretken, tutarlı, faydalı, güvenilir, sevgili ve saygılı kişidir.
Kaliteli insan demokratik bir anlayış ikliminde yetişir. Ne var ki bizdeki eğitim iklimi, bu anlayıştan uzak, ideolojik, bağnaz, sorgulamayan, eleştiremeyen, hür düşünemeyen, merak ve heyecan uyandırmayan kaotik ortam teşkil etmektedir.
Meselâ, herhangi bir meslek sahibi olmadan önce insan olmak meselesidir. İnsan öncelikle hakkını, hukukunu bilmeli; empati yapabilmeli, haddini bilmeli, iletişim kurabilmeli, sosyal barış anlayışına sahip olmalı. Muazzez Üstad Bediüzzaman “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz” der. Yine “kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir millettir” der.
Hamiyet muhabbetle, icra edilir. Adaletin olmadığı yerde hamiyet ve muhabbetten bahsedilemez. Israrla sürdürülen yanlışlardan biri de ideolojik takıntılardır. Girdaptan çıkış, tarih hamasetiyle olmaz. Biz bugünü doğru yaşayıp yarınların inşasını yapmakla yükümlüyüz.
Bilmeliyiz ki Bediüzzaman “Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal “ demektir. Aynı gerçeği, Mevlâna çağlar ötesinden “Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım” cümleleriyle vurgulamıştır.
Her şeyden önce iyi niyetle yola çıkıp elimizden gelen gayreti göstererek sonuç odaklı olmaktan ziyade, süreç odaklı çalışmalıyız. Sonuç küllî iradenin takdiridir.
Sözü İbrahim Hakkı’nın sözleriyle bitirelim: “
Hak şerleri hayr eyler / Zannetme ki gayr eyler/ Arif anı seyr eyler / Mevlam görelim neyler / Neylerse güzel eyler”