“Esrâr-ı gaybiye-i Kur’âniye” ve “ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı” olan tevafuk”tan bahseden Rumuzat-ı Semaniye’nin kelime manası “sekiz remiz; gizli, sırlı sekiz işaret” demektir. Kur’ân’ın harf ve kelimelerindeki mu’cizesine işaret anlamına gelmektedir. Risale-i Nur Külliyatındaki tam adresi, Mektubat Mecmuasındaki Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmı olup, ismi, “Sekizinci Kısım Olan Rumuzat-ı Semaniye”dir. Sikke-i Tasdik-i Gaybiye’de (s. 145. ) ise bu risalenin ismi: “Rumuzat-ı Semaniye-i Kur’âniye Risaleleri” yani Kur’ân’ın gizli, sırlı sekiz işareti olarak ifade edilmiştir. Yine Mektubat’ta Sekizinci Kısım ve bu kısmın Fihristinde, sekiz küçük remzin bir nevi özeti ve esası mahiyetinde, cifir ilmi‘ne göre / düsturlarıyla tespit edilen tevafukat ve Kur’ân’ın istikbale ait gaybî haberlerinden bahsedildiği ifadesiyle, “Sekiz Remiz”dir, yani sekiz küçük risaledir. Şu Remizlerin esâsı, ilm-i cifrin mühim bir düsturu ve ulûm-u hafiyenin mühim bir anahtarı ve bir kısım esrâr-ı gaybiye-i Kur’âniyenin mühim bir miftâhı olan tevafuktur. İleride başka bir mecmuada neşredileceğinden buraya dercedilmedi.” şeklinde not düşül-müştür. Günümüzde nasip olursa, müstakil olarak neşredilmesi planlanmış ve bu plan doğrultusunda Yeni Asya Araştırma Merkezi tarafından çalışmalar tamamlanarak yayına hazır hale getirilmiştir.
Ayetü’l-Kübra Risalesi’nin On yedinci Mertebesinde Kur’ân’ın mu’cize olduğu, beşer/insan kelamı olmasının mümkün olmadığının izahının yapıldığı bölümde, Kur’ân’ın bir bütün olarak Kelâm sıfatından nazil olduğunu isbatı sadedinde Kur’ân’daki sure, ayet ve harflerdeki gizli ve 300 küsür bin harfin birbirleriyle irtibatının izah edildiği Rumuzat-ı Semaniye Risalesine atıf yapılarak, Kur’ân harflerinin intizamlı dizilişi ile derin manalarından bahisle; “…huruf-u Kur’âniye ne kadar muntazam ve esrarlı ve manalı olduğunu gösteren Rumuzat-ı Semaniye namındaki sekiz küçük risale…” şeklinde tarif edilmiştir. Benzer bir tarif, Ondokuzuncu Mektub olan Mu’cizat-ı Ahmediye (asm) Risalesinin 18. Nükteli İşaretinin haşiyesinde (s. 183.) yapılmıştır. Kur’ân harflerinin birbirine tevafuk etmesi, yani denk düşmesi neticesinde, harfler arası ince, gizli ve hoş münasebetlerden çıkarılmış geleceğe, istikbale, asrımıza yapılmış gaybî işaretlerden haber vermek için telif edildiği belirtilmiş ve şöyle ifade edilmiştir: “Rumuzat-ı Semaniye namındaki sekiz küçük risaleler, hurufat-ı Kur’âniyenin tevafukatından çıkan münasebet-i latîfe ve işarat-ı gaybiyelerinin beyanında te’lif edildi.”
Araştırmalar neticesine göre, farklı kısımları farklı zamanlarda yazılmış olsa da tamamlanma tarihi 1932 yılına tekabül etmektedir. Bir kısım lahikalardan da anlaşılıyor ki Üstad Bediüzzaman Hazretleri Kur’ân’a yapılan saldırılara karşı 1931-1933 yılları arasında Kur’ân merkezli çalışmalara ilave olarak Tevafuklu Kur’ân’ı da bu tarihlerde tanzim etmiştir ve talebelerine tarif ettiği şekliyle yazılmak üzere cüz cüz dağıtmıştır.
Daha evvel Birinci Dünya Harbi esnasında, cephe hattında telif ettiği İşaratü’l-İ’caz isimli tefsirinde Kur’ân’ın başta belagat yönünden mu’cizeliğini izah eden Bediüzzaman Hazretleri, Cumhuriyet devrinde Kur’ân’a doğrudan yapılan saldırılara karşı, Kur’ânın Lafız (lafzî i’caz) yönünden Mu’cizeliğini ispata başlamış ve bu dönemde Mu’cizat-ı Kur’âniye Risalesi Yirmi Beşinci Sözden sonra Rumuzat-ı Semaniye Risalesini telife başlamıştır.
(Devamı var)