İnsan, Allah’ın “Rahman ve Rahîm” isimlerine mazhardır. İnsan acır, merhamet eder.
Bu duyguyu söküp atmak mümkün değil. Ancak, onu yönlendirmek ve ölçülü kullanmak imkân dâhilinde. Evet, merhamet ve şefkat, yerli yerinde kullanılırsa, fıtrî şükrü edâ edilmiş olur. Aksi halde, bir rahatsızlığa döner.
İslâmiyet, hayvanlara merhamet etmemizi, korumamızı, sevmemizi emretmekte; eziyet, işkence, haklarını çiğnemekten de şiddetle men etmektedir.
Evet, insan öyle bir kalb taşıyor ki, İslâmiyet bu kalbi işlettirerek, hayvanlara merhamete, hattâ karıncayı ezmeyecek bir letâfete ulaştırmaktadır.
Ancak, bir kısım “Hayvanları koruma dernekleri ve şefkat damarı ziyade kabarmış veya ölçüsünü bulamamış” kişiler, hayvanlara acımakta, onların meşrû dâirede de olsa, istihdam edilmesini, kesilmesini istememekte, karşı gelmektedir.
Oysa, görüyoruz ki, hayvanlar insanlar için yaratılmıştır. İnsan, meşrû olmak şartıyla, onlardan istifâde edebilir. Zâten onun için yaratılmışlardır.
İnsan, hayvanlara şefkat etmek, onları korumak ve haklarına azamî derecede riâyet etmek durumundadır. Ancak, “İhsan-ı İlâhîden fazla ihsan, ihsan değildir”1 hakikatini düşünmelidir. Allah’ın rahmet ve gazabından fazla tahassüs, yâni hislenmek, acımak hatâdır. Zîrâ, şu da bir kaidedir: Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’ın gazabından fazla gazab edilmez.
Öyle ise, “İşi bırak o âdil-i Rahîme. Fazla şefkat elemdir; fazla gazab zemîme, yâni beğenilmeyen, çirkin bir hâl”2 olduğunu hatırdan çıkaramayız.
Allah, Rahim-i Mutlak’tır. Yâni, sonsuz şefkat, merhamet, yardım, sevgi sahibidir. Hayvanları da O yaratmıştır. Biz de O’nun kulu ve mahlûklarıyız. Öyle ise, O’nun gösterdiği marhametten fazla merhamet gösteremeyiz. O izin verdiğine göre, O’nun şefkat ve merhametinden fazlasını göstermek, olsa olsa bir hastalık olur.
Yâni, O’ndan fazla acır veya hiç acımazsak, her iki hâl de, bir aşırılık, bir ifrat ve tefrittir. Bunlar, duygularımızın yerli yerine oturmadığı ve mecraını bulmadığını göstermektedir.
Dipnotlar:
1- Muhakemat, 21; 2- Sözler, Yeni Asya Neşriyat, s. 663.