"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kelebeğin işvesi

Ali Rıza AYDIN
17 Ekim 2019, Perşembe 00:05
Sonbaharın bahara benzer günlerinden bir gün…

Bir parkın çam ağaçları arasından ilerleyen zemini taş kaplamalı koridorundaki bir kamelyada oturuyorum.

Ağaçların dokusuna, çamların yapısına okur gibi bakarken, ilkbahar ve yaz mevsimlerinde kırların nadide misafirleri olan kelebeklerden iki kelebek, kanat çırparak karşımda belirdi.

Önce biri, ardından da diğeri yere, çimlerle kara toprağın buluştuğu noktaya kondu.

Kamelya yıkanmış, ağaçlar ve çimler sulanmış olmalı ki toprak nemli; hatta yerler, yer yer ıslak durumda.

Kelebekler, tam da ıslak yerdeler.

“Acaba susuzluklarını mı gideriyorlar?” diye düşündüm. Sonra da, İpincecik bir gövdede -zâhiren- taşıyamayacakları ölçekte koskocaman bir çift kanat!” diye mırıldandım, kendi kendime.

Hayret ettim âciz beşer fehmiyle, Hâlıkının ince hesabını hesaba katmadan.

Kelebekleri ilk defa görüyor değildim, ama ilk defa onları gözlüyor, üzerlerinde fikir yürütüyor ve ince ince tefekkür ediyordum.

Ömürlerinin üç gün* olduğunu duymuştum.

Bu yüzden, güzelliğine ve özelliğine bakıp; “Üç günlük ömre, böyle bir zînet, böylesi bir güzellik…” dedim, ama hemen ardından, “Üç günlük güzellik, nice üç milyon güzele meftun insanın gözüne ilişip, zihnine kazınıyor olmalı; var oldukça, varlığını hatırlanmak üzere” diye düşündüm bu defa.

 Kelebekler kanat açıp yerlerinden kalktılar.

Üç dört metrelik görüş alanım içinde oynaşmaya başladılar.

Biri konuyor, biri kalkıyor; birlikte kalkıyor, bazen de birlikte yere iniyorlar.

Gözlerimi ayırmadan hem onları seyrediyor, hem de onların Sani-i Hakikisini senâ ediyorum, sessizce.

Birisi uçtu; uzaklaştı, gitti.

Diğeri ise, ben onu izledikçe; onun hakkında konuştukça uçtu, kondu, gitti geldi; bana sürtünürcesine, yakınlığını sürdürdü. Açık kanatları takriben 3-4 cm genişliğindeki kelebek, çok yakınıma kadar gelip konup, bana, endamını gösterdi.

Kadifemsi dokuya sahip ve beyaza yakın açık sarı renkteki nazenin kanatlarının üst kenarlarında, incecik siyah kontür; kanatların en geniş bölgesinin tam ortasında ise, siyah renkte küçük halkalar vardı. İki kanat arasında ise; inceliği yansıtan, ince uzun bir gövde.

Küçük gövdede, büyük sanat!

Ustası, dilemiş; onu öyle halk eylemiş.

Mübalâğasız, yaklaşık yarım saat benim etrafımda bulundu. Her yönünü, her yerini sergiledi; işve yaptı, âdeta.

Kelebekteki sanat, nizam, mizan, intizam ve dahi zarâfet ne ise; hemen yanı başımdaki çam ağacında da, kamelyanın yanındaki, uzun sırığa tutunma çabasında olan güllerin goncasında da o.

Kelebeğin kadifemsi kanadıyla, gülün nazenin yaprağını tezyin eden Usta, bir; onları yaradan da, aynı Kudret.

Bakmak ile görmek, birbirinden farklı şey.

Evet, gün, güneşli bir sonbahar sabahıydı. Mevsim de, yazın sonuydu belki; ama idrâkin de sonu değildi ya.

Yeter ki eli gör, yapanı bil; Ustasını, bul.

Okunma Sayısı: 659
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı