“Demek her şey o kudrete isnad edilse; bütün zerrat ordusunun ve yıldızlar fırkalarının icadı, bir zerre bir tek yıldız kadar kolay ve suhuletli olur. Eğer esbaba isnad edilse bir zîhayatın gözbebeğinde ve dimağındaki zerrenin acib vazifelerini yerine getirecek bir kabiliyetle yaratılması, hayvanat ordusu kadar müşkilâtlı ve zahmetli olur.” (Şualar)
ABD Ordu Araştırma Laboratuvarı ve Buffalo Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, her bir kişinin beyninin mimarisindeki farklılıkların bir kişinin çeşitli bilişsel görevleri ne kadar hızlı tamamladığını nasıl etkileyebileceği hakkında daha fazla bilgi edinmek için yeni bir araç -beynin hesaplamalı modelleri- geliştiriyorlar. Araştırma özellikle beyindeki bağlantıya odaklanıyor ve farklı bölgelerin birbirleriyle nasıl bağlantılı ve etkileşimde olduğunu inceliyor (bireyler arasında değişen özellikler). Araştırma, beynin bu özellikleri ile insanların üç dil gerektiren görevi ne kadar çabuk yerine getirebildikleri arasında bazı ilişkiler tespit etti: bir isimle sunulduğunda akla gelen ilk fiili söylemek; bir cümlede eksik bir kelimeyi doldurmak; ve çok sayıda sayıyı okumak.
“Bir kişinin beyninin farklı bölgelerinin birbirine ne kadar bağlı olduğuna dayanarak beynin ne yaptığını anlamak için bu kişiselleştirilmiş beyin ağı modellerini yapıyoruz,” diyor Kanika Bansal.
Bunun gibi modeller güçlü araçlardır çünkü beyin işlevini kişisel ilişkiler yürütmemize imkân tanırlar. Bediüzzaman özel ilişkiler ağının bütünlük ifade eden her bir şeyde bir organizma gibi davrandığını keşfediyor.
“Küremiz hayvana pek benziyor, âsâr-ı hayat gösteriyor. Eğer yumurta kadar küçülse bilfarzı’l-muhal,
Mini mini bir hayvan olması pek muhtemel. Yuvarlak bir huveyne, küre kadar büyüse, o da böyle olması pek karib bir ihtimal.
Âlemimiz insan kadar küçülse; yıldızları, zerreler suretine dönerse, bir zîşuur hayvana dönmesi caiz olur, akıl da bulur mecal.” (Sözler)
Beynin birleşik yapıları organizmaya dönüştüren karakterinin aynı zamanda ilişki ve etkileşimleri de üreteceğini bilmek mümkün olabiliyor.
Washington Üniversitesi’nden araştırmacılar, iddialarına göre ilk başarılı insanlar arası beyin-beyin etkileşimi olan arayüzü sağladıklarını açıkladılar. Araştırmada, bir araştırmacı internet üzerinden beyin dalgalarını bir diğer arkadaşına iletti ve onun el hareketlerini kendi beyin dalgalarıyla kontrol etti!
Bu şu anlama geliyor. Bütün organizmalar birbirlerine ilişik yaratılıyor. Burada ise iletişimin yönü ve etki alanı önemli oluyor.
Araştırma ile ilgili sonuçları Rajesh Rao, şöyle anlatıyor: “İnternet bilgisayarları birbirine bağlamak için kullandığımız bir yöntemdi, şimdi beyinleri birbirine bağlıyoruz. Bir bilgiyi beyinden alıp, bir diğerine doğrudan aktarabilmek istiyoruz.” Şüphesiz daha yolun başındalar. Nitekim, Rao şöyle de bir endişe belirtiyor: Beynimde düşündüğüm bir aksiyonun bir başkasının beyninde harekete dönüştürülmesi hem heyecan, hem de rahatsızlık verici. Bu, basitçe, benim beynimden onunkine doğru tek yönlü bir bilgi aktarımıydı. Bir sonraki adımsa daha adil bir iki yönlü aktarım sağlayabilmek. (Birgün gazetesi)
Bediüzzaman’ın “hayalin sinematoğrafisi denilse caizdir” (Muhakemat) dediği fikrin sineması, hayal perdesi olan bir tür internet beyinleri neredeyse bütün verilerin geçiş alanı haline geçirecektir. Büyük bir şehir, bir büyük saray gibi. Bediüzzaman da buna dikkat çekiyor. Hem de hakikat ile ilgili endişeleri de izale ediyor: Bediüzzaman’a göre de: “Bir saray var. O sarayın yüzer kapalı kapıları var. Bir tek kapının açılmasıyla, o saraya girilebilir. Öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir-iki tanesi kapalı olsa, o saraya girilemez diye söylenemez.” diyor. Devamla: “İşte hakaik-i imaniye o saraydır.
Herbir delil, bir anahtardır, isbat ediyor, kapıyı açıyor. Bir tek kapının kapalı kalmasıyla o hakaik-i imaniyeden vazgeçilmez ve inkâr edilmez.” (Nurun İlk Kapısı)- diyor ki, çözüm insanda ve insan üzerinde hakikatin inşasında. O halde beyinler arası internet büyük bir fırsattır.
İnsan bir büyük şehir; hakikat büyük bir saray. Beynin fonksiyonları sayısız kapıdan birine ait kodu mutlaka çözebilir. O halde denemekten alıkoymamalı. Nitekim, İbn-i Haldun: “İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni bir şey atmazsanız kendi kendini öğütür durur” demiştir.
Diğer taraftan “Güçlü bir hafıza, ağır bir cezadır” Orhan Kemal’e göre, çünkü: “İyi anıları nadiren, kötü anıları sıklıkla hatırlatır...” Bu durumda ise güçlü bir temizlik operasyonu sürdürebilir bir niteliğe sahip olmalı.
Beyin temizliği için insana bahşedilmiş en büyük nimet: uyku. Uyurken beyindeki yavaş elektriksel aktivite dalgaları, beyin hücrelerine zarar verebilecek zararlı atık ürünleri temizlemeye yardımcı oluyor. Beyin dalgaları, ritim içinde birlikte ateş eden büyük beyin hücresi ağları tarafından oluşturulur. Derin uyku sırasında daha yavaş, uyanıkken daha hızlıdırlar. Uyku sırasında, beyin omurilik sıvısının büyük dalgaları her 20 saniyede bir beyne girip çıkıyor, bu da atıkları temizlediği düşünülen bir süreç üretiyor.
İçeriye doğru akma, delta dalgaları adı verilen yavaş elektriksel aktivite dalgaları desenleriyle gerçekleşiyor. Bu beyin dalgalarının ayrıca uyurken anıları pekiştirmede rol oynadığı da biliniyor. Araştırmacılar, dalgaların beyinden akan kanla aynı zamana denk geldiğini buldular ve bunun beyin etrafındaki toplam sıvı hacmini dengelemeye yardımcı olduğunu söylüyorlar.
Neticede, ölüm de bir uykudur. Uyku da ölümün bir kardeşidir. Uyku ile yapılan kısmî temizlik, ölüm ile büyük bir temizliğe ve ayrıştırmaya imkân verir. Bu durumda, hakikî olan doğru işleyen bir temizlik.
“Çünki nâzenin ve nazdar beslediği ve akıl ve kalb gibi cihazatla saadet-i ebediyeye ve âhirette beka-i daimîye iştiyak hissini verdiği halde onu ebedî i’dam etmek, ne kadar gadirli bir merhametsizlik ve onun yalnız dimağına yüzer hikmetler ve faydalar taktığı halde onu dirilmemek üzere bütün cihazatını ve binler faideleri bulunan istidadatını âkıbetsiz bir ölümle faidesiz, neticesiz, hikmetsiz bütün bütün israf etmek ne derece hilaf-ı hikmet ve binler vaad ve ahidlerini yerine getirmemek ile -hâşâ- aczini ve cehlini göstermek, ne kadar o haşmet-i saltanata ve o kemal-i rububiyete zıddır, her zîşuur anlar.” (Asa-yı Musa)